Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Eylül 26, 2020

Deizme Yol Açan Sebeplerden Sadece Biri…

Malum deizm daha ziyade batıda ortaya çıkan felsefi bir akımdır. Batı derken kiliseyi göz önünde bulundurmamak olmaz. Kilise, dinin ve de Tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Ne derse odur. Buna itiraz edilemez, farklı bir görüş ileri sürülemez. Ancak o kadar kesin aklî ve bilimsel gerçekler var ki, kilisenin dediğini kabul etmek mümkün olmaz. Bu durumda ne yapılacaktır? Ya susup boyun eğilecek ya da isyan edilip kilisenin boyunduruğundan kaçılacaktır. Kiliseden kaçarken de iki şey olacaktır: Ya Tanrı da terkedilecek ya da Tanrı inancı muhafaza edilip kilisenin her dediği reddedilecektir. Batıda az bir filozof ateist olmuş, ama çoğu deist olarak kalmıştır. Peki bunun arkasında yatan sebep nedir?

Anladığım kadarıyla şudur: Batıda kilisenin kesin/kat’î olarak dayanacağı bir kutsal kitap, kutsallık yoktur. Orada kutsallık ve de kesinlik kilise hiyerarşisinde bulunanların söylediğidir. Kilise babaları bir şeye kesin diyorsa kesindir. Bunun başka da bir usulü yoktur. Bu kesinlik anlayışı akla önem veren aydınları tatmin etmemiş ve buna isyan etmişlerdir. Böylece din/kilise ve aydınlar arasında tartışma başlamış ve gittikçe oldukça derinleşmiştir. Özgürlüğün getirdiği ortam ile kiliseye bayrak açılmış, her dediği sorgulanır olmuştur. Aydınlar Tanrıdan vazgeçemedikleri için de deist olmuşlardır.

Benzer süreç bizde de yaşanmakta mıdır? Bizde kilise benzeri bir kurum olmadığı halde, batıda yaşanılan tecrübe görülmediği halde aynı sonuç bizde de görülebilir mi? Görülebilir, görülmüştür de… Nitekim kendi ellerimizle biz bu işi yaptık. Önce bir kilise yaratmalıydık. Ama kilise yoktu. Onun yerine ulemayı koyduk. Mezhebi koyduk. Sonra isyan ettik. Bunlar birbirine benzemiyordu, ama bizim onları düşünecek halimiz yoktu. İsyanımız nasıl sonuç verdi? Herşeyi sorgular hale geldik. Herşeyi… Bazı ilahiyatçılar buna payanda oldu. Akademik dünyadan olmayan sözde bazı mürekkep yalamışlar buna payanda oldu. Bazı ehl-i tarik istemeseler de buna payanda oldu. Ve medya bunları çok güzel kullandı. Medyada din tartışıldı. Ama tartışılmadık hiçbir şey bırakılmadı. Ulemanın ittifakla kabul ettiği herşey sorgulanır oldu.

Geriye ne kaldı? Bir Allah… Bu tartışmalar gençlerde nasıl bir iz bıraktı: Her şey tartışıldığına göre, hiçbir şey net olmadığına göre kendimi bir görüşe bağlamak durumunda değilim. O halde bana sadece Allahım yeter! İşte böyle… Bu tartışmayı yapanlar, herşeyi sorgulayan ilahiyatçılar, ilahiyat dışı kalemşörler deist oldu mu bilemiyorum, yani ameli, ibadeti terkettiler mi, bilemiyorum. Ama onları dinleyen nice genç amelden de ibadetten de soğudu. Bir de Müslümanların ahlaksızlıkları bunlara tuz biber oldu.

Oysa biz kat’i olan, kesin olan bilgilerimize sahip çıkmalıydık. Ümmetin uygulaya uygulaya bize miras bıraktığı ibadete de muamelata da sahip çıkmalıydık. Bizim ilke, umde ve amellerimizi kilise denilen bir kurum belirlememişti. Onları Peygamber belirlemişti. Kur’an tevatürdü, kesindi. Peygamberin amelleri bize uygulama ile nakledildi. Bazı sözel bilgiler tevatür ile nakledildi. Kesindi bunlar. Kesin olmayanlar zaten tartışmaya açıktı, içtihada açıktı. Ulemanın icmaı da asla kilisenin konsensusuna benzemezdi. Ama biz herşeyi birbirine karıştırdık. Geriye ne icma bıraktık ne de sünnet; ne tevatür bıraktık ne de uygulama…

Şimdilik elde bir Kur’an var. Kur’an mealcilerin elinde bir kısım gençliği geçmişine, geleneğine, mirasına topyekun karşı çıkarmak için bir araca dönüştü… Bir araç… Sadece bir teori… Ameli olmayan, sünneti olmayan, geçmişi olmayan salt bir teori, salt bir araç… Bakalım nereye kadar…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir