Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Kasım 26, 2021

Ayasofya’nın Hukuki Durumu

Ayasofya Camii, 1930 ile 1934 yılları arasında bakıma alınarak ibadete kapatıldı. 1934 yılında da müzeye çevrildi. 1935 yılından bugüne müze olarak kullanılıyor. Ayasofya camiinin müzeye çevrilmesi Yakın tarihimizin en çok tartışılan konuların başında geliyor. Osmanlının mirasına sahip çıkanlar, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed’in vasiyetine uygun olarak Ayasofya’nın cami olarak kullanılmasını isterken, batı ve batılı değerleri savunanlar, Ayasofya’nın müze olarak kalmasını istiyor. Ayasofya, her iki kesim açısından da, sembolik bir anlam ifade ediyor. Ayasofya’nın aslına döndürülmesi talebi daha güçlü bir şekilde dile getiriliyor. Danıştay 10.Dairesinin, bu konudaki davayı gündeme alması ve Hükümetin desteğiyle, tartışmalar alevlendi. Bizi, konunun hukuki boyutu ilgilendiriyor.

Bazı tarihçiler, Atatürk’ün imzasının taklit edilerek (sahte imzayla) Ayasofya camiinin müzeye çevrildiğini iddia ediyor. Danıştay’da devam eden ve 2 Temmuz’da görüşülecek olan davada, böyle bir iddia incelenecek. Toplumun bir kesimi de, “İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya için vakıf kurduğunu, Ayasofya camiinin cami olarak kullanılmasını vasiyet ettiğini, vakfiyenin amacına aykırı hareket edilemeyeceğini” iddia ediyor. Ayasofya’nın müzeye çevrilmesine esas teşkil eden Bakanlar Kurulu kararındaki imzaların, imza sahiplerine ait olduğunu kabul edelim. Bu durumda, Bakanlar Kurulunun, bu konuda yetkili olduğu kabul edilmiş olur. Eğer Bakanlar Kurulundan biri, camiyi müzeye çevirmeye yetkili ise, başka bir bakanlar kurulu da, müzeyi camiye çevirebilir demektir. Bu açıdan bakıldığında, Bakanlar Kurulu kararındaki imzaların sıhhatine yönelik bir yargılamanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Bakanlar Kurulu toplanır, Ayasofya müzesinin camiye (aslına) döndürülmesine karar verir, (eski bakanlar kurulu kararı iptal olur) olay biter. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, bireylerin hak ve özgürlüklerini ilgilendirmediği gibi, idarenin bu işleminden dolayı mağduru da olmadığından, bu konu ne Anayasa Mahkemesini, ne de Danıştay’ı ilgilendirir.

Fatih Sultan Mehmed’in, Ayasofya camii için vakfiye kurduğu ve bu vakfın amaçlarına aykırı hareket edilemeyeceği için müzeye dönüştürülemeyeceği iddiasına gelince; Osmanlı devletinden Cumhuriyete, on binlerce vakıf intikal etti. Bu vakıflar önemli bir gelire sahip gelirleri olduğu ve gelirlerinden milyonlarca kişi yararlandığından, idarenin en büyük birimlerinden biri oldu. Bu vakıflar, vakıf senetlerinde yazılı amaçlarına uygun olarak yönetilmeye çalışıldı. Tek parti döneminde, bu eserlerin çoğu, ekonomik sebeplerle veya belli bir kesimin çıkarlarına hizmet etmesi için elden çıkarıldı ise de, bu eserlerin kayıtları, devlet arşivinde muhafaza ediliyor. Ayasofya vakfiyesi de bunlardan biridir. Bu vakfı temsil yetkisi, Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir.  Vakfiyenin kurucusu Fatih Sultan Mehmed’in, Ayasofya camii konusunda bir vasiyeti (bir arzusu) var ise, somut olayda, bu arzusunun önündeki tek engel, devletin güvenliği ve kamu düzenidir. Devletin güvenliğini ve kamu düzenini etkiyecek bir durum yok ise, böyle bir tasarruf için de engel yok demektir. Türkiye Cumhuriyeti yeniden inşa edilirken, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalsaydı, Ayasofya’nın müze olmaktan çıkarılması, Yunanlılar buna karşı çıkar, toplum içinde kargaşa/kaos olabilirdi. Ancak mevcut durumda, (Yunanistan, bağımsız bir devlet olduğundan), bu konu Türkiye’nin egemenlik hakkı kapsamında olduğundan, böyle bir riskten söz edilemez. Bu konu, idarenin takdir alanında kalan hususlardan sadece biridir.

Avrupa’nın batı ucundaki Kurtuba camii, kiliseye çevrilirken, doğu ucundaki Aaysofya kilisesi de camiye çevrildi. Batılılar, Ayasofya’nın camiye çevrilmesinden çok rahatsız oldu. Osmanlı devleti dağılıncaya kadar böyle bir imkana sahip olamadı. Cumhuriyetin ilanından 11 yıl sonra, bu emelini gerçekleştirmenin yollarını aradı. Kiliseye çevrilemeyince, (ara bir formül olarak) müzeye çevrildi. Fatih İstanbul’u fethettiğinde, farklı dinlere mensup olanların inançlarına ve ibadethanelerine dokunmadı. Ancak Ayasofya, sembolik bir anlam taşıdığı için bu kiliseyi camiye çevirdi. Başka bir amaçla kullanılmaması için de vasiyette bulundu. Bu topraklarda yaşayıp da, “zulüm 1453’te başladı” diyenlerin, Fatih Sultan Mehmed’in vasiyetine saygı duyması elbette beklenemez, ama, Fatih Sultan Mehmed, bu topraklarda yaşayanların kahir ekseriyeti için, gelecek nesiller için çok değerli bir yere sahip. Fatih Sultan Mehmed’in bu vasiyetinin yerine getirilmesi, onlarca yıldır süren yanlışın düzeltilmesi anlamına gelecektir. Bazıları, Ayasofya müzesinin camiye (aslına) çevrilmesinin, turist akınını etkileyeceğini iddia ediyor. Böyle bir sorunu torunun turizm geliri açısından değerlendirmek anlamsız olduğu gibi, böyle bir sonucunun olacağını da sanmıyorum. Sultanahmet camii olarak kullanıldığı halde, turist sayısının Ayasofya’dan daha az olduğu söylenemez. Namaz saatleri dışında, oldukça geniş bir ziyaret fırsatı bulunuyor. Ayasofya’nın camiye çevrilmesine karşı çıkanların bir kısmı da, hükümetin bu konuyu “siyasi istismar konusu” yaptığını öne sürüyor. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, niçin siyasi istimar konusu olsun ki?! Ayasofya, müze olmaktan çıkarılıp camiye çevrildiğinde, (yakındıkları) siyasi istimar sona ermeyecek midir? Ayasofya’yı müzeye çeviren irade, Ayasofya’yı camiye çevirmezdi, çevirmedi zaten. 1950’den itibaren, (istisnalar hariç) muhafazakar partiler iktidarda olduğu halde, Ayasofya müzesini, camiye çevirme cesaretini gösteremedi. Bazı partilerin de gücü yetmedi. Ayasofya’nın, 86 yıl boyunca camiye çevrilememesi, büyük bir ayıptır. Müzeye çevrilen bir cami üzerinden, yıllarca hükümetlerin politikalarına ve Türkiye’nin egemenlik hakkına müdahale edilmiştir. Sultanahmet camiinin bitişiğinde, ikinci bir camiye ihtiyaç olmadığını herkes kabul ediyor. Bu konunun o bölgede, ibadethane ihtiyacıyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını da herkes kabul ediyor. Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi ve vasiyeti elbette önemli ama bundan daha da önemlisi, bilinçaltımıza yerleştirilen korkular. Bu korkuları yenmek için, bile Ayasofya’yı camiye çevirmeye değer!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir