Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ekim 16, 2021

Amerikan Baharı

Amerika iki haftadan bu yana binlerce göstericinin yer aldığı şiddet olayları ile adeta yangın yerine döndü diyebiliriz. Bu şiddet olayları, Amerika’da Minneapolis’te 18 Mayıs tarihinde polisin George Floyd isimli siyahi bir vatandaşı gözaltına alırken yaklaşık 10 dakika süren işkence sonucu katletmesiyle başladı!

Bu Amerikan polisinin ilk işlediği cinayet değildi. Resmi rakamlara göre Amerika’da her yıl ortalama 1100 kişi polis silahı ile hayatını kaybediyor. Ürpertici ve korkunç bir rakam değil mi!

Bu ürkütücü rakamlar “Özgürlükler Ülkesi” olarak bilinen bir ülkede gerçekleşiyor. Birçok insanın hayallerini süsleyen sözde özgürlükler ülkesi. Özellikle ülkemizde senelerdir hayranlık duyulan bu ülkenin aslında hiç düşünüldüğü gibi olmadığı her geçen gün ortaya çıkmaktadır.

Dünyanın muhtelif birçok coğrafyasına özgürlük götürme bahanesi ile askeri müdahale yaparak adeta işgal eden Amerika ilk defa kendi topraklarında ortaya çıkan bir kaosu nasıl sona erdireceği konusunda çaresiz diyebiliriz.

Bu çaresizlik öyle bir seviyeye ulaştı ki Amerikan Başkanı Ulusal Askeri Güçleri (Orduyu) sokağa indirdi. Yetmedi gösterilerin önüne geçebilmek adına Twitterı kapatmakla tehdit etti. Türkiye’de gezi olaylarında yaşananları bir hatırlatmak istedim. Ağaç bahanesiyle sokağa çıkanlar Amerika’daki tabloya bakıp biraz utanırlar mı acaba!

Dahası polisin göstericilere yönelik şiddeti aslında medeniyet ve özgürlük konusunda hiç imrenilecek bir ülke olmadığını ortaya koymaktadır. Hasılı bizlere yıllarca yutturulmaya çalışılan anlayışın aslında ne kadar yanlış olduğunu pekala anlayabiliyoruz.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Afganistan ve Irak’ta binlerce insanın ölümüne sebep olan Amerikan ordusunun işgal ettiği coğrafyalardan çekilmesine rağmen o toprakların huzura ermediğine hepimiz canlı tanık olduk. Bugün Suriye meselesinde yine yaptığı müdahale ile çözümsüzlüğe giden süreci adeta tetikledi diyebiliriz.

Özellikle petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu az gelişmiş ülkeleri hedef alan bu Emperyalist ülkenin ordusunun hiçbir zaman kendi ülkesi sınırlarında kalmadığına tanık olduk. Amerikan ordusu kendi topraklarını savunma gibi bir misyon üstlenmedi.

Çok değil 250 yıllık bir geçmişe sahip bu ülkenin kuruluş hikayesine bir göz atalım. Avrupa’dan gelen milletler Koloniler halinde yaşayan coğrafyanın gerçek sahiplerini yerli halkı olan Kızılderilileri katletmek suretiyle başladılar.

Krıstof Kolomb’un 1492 yılında Amerika’ya ulaşmasından sonraki beş asır boyunca Beyaz Avrupalılar ve Amerikalılar tarafından kıtanın yerlileri olan Kızılderililere karşı yapılan soykırım silsilesidir.

Doğrudan Kızılderili Katliamları gibi katliam ve etnik temizlik yapılması, Kızılderili Tehciri gibi geleneksel topraklarından apayrı başka topraklara tehcir (Zorunlu göç) edilip Kızılderili Rezervasyonu ile Kızılderili Rezervi gibi alanlara kapatılmaları, bağışıklık sistemlerine yabancı olan çiçek hastalığı gibi Eski Dünya hastalıklarının bilinçli olarak Kızılderililere bulaştırıldı. (Çiçek soykırımı)

Uzun süre Hristiyan misyonerlerince eğitim verilen Kanada yerli yatılı okulları ile ABD yerli yatılı okulları gibi okullarda ailelerinden koparılan Kızılderili çocuklarının anadilleri dışında eğitim almaları ve anadillerini konuşamamaları gibi soykırım türleri görülür.

Kızılderilileri soykırıma uğratma yöntemleri arasında onların fiziksel imhası, topraklarının gasp edilmesi, kültürel baskıya uğramaları, «imha», tehcir ve zorla kısırlaştırma görülmektedir.

İçiniz kaldırmadı biliyorum. Deyim yerinde ise kuruluşundan itibaren insanlığa zulmetmiş bir devlet ve topluluğundan ne bekleyebilirsiniz ki! Her türlü şiddeti ve vahşeti uygulamaktan kaçınmamış bir devletten bahsediyoruz. Avrupa kıtasından gelip Amerika’nın gerçek ev sahibi olan yerli halkı katletmiş bu milletlerin şu anda karşı karşıya kalmış olduğu tablo ilahi adaletin tecellisinden başka ne olabilir?

Zulüm nereden gelirse gelsin bizler karşıyız. Ancak yüzyıllardır tek gayeleri mazlum coğrafyaların masum insanlarını sömürmek ve sonrasında katledilmesine sebep olmanın mutlak bir karşılığı olmalıydı.

Bugün Avrupa ve Amerika’da vuku bulan olaylar Dünyadaki mazlumların Dualarının arşı alaya tezahürü diyebiliriz. Her fırsatta insanlığa savaş açan bu sapık ve sömürgeci batı dünyasının karşılaştığı bu musibet inşallah bir uyanışa vesile olacaktır.

Bizler İman etmiş insanlar olarak yeryüzünde hiçbir insanın burnu kanasın istemeyiz. Ancak haksızlık karşısında durmak en önemli vazifemizdir. Bugün Amerikalı bir siyahiye yapılan zulme tepki veren iki yüzlü batı dünyası Akdeniz’de sahile vuran çocuk cesetlerine neden tepkisiz kaldılar.

Avrupa’nın orta yerinde Bosna’da yapılan toplu katliamlara neden sağır kesildiler. Adaletin her zaman herkese lazım gerektiğini unuttular. Güçlünün adaleti ile bugünlere geldiler.

Kuzey Afrika topraklarında başlattıkları isyanları Arap Baharı olarak sundular. Seçimle iktidara gelmiş liderlere darbe yaptılar. Yetmedi bu liderleri hem de kendi insanlarına katlettiler. Onların bahar dedikleri Müslüman Kuzey Afrika coğrafyası için Kara Kış olmuştu.

Çıkardıkları savaşlar ve katliamlar neticesinde binlerce öksüz ve yetim çocuğun müsebbibi oldular. Bu zulmün bir gün deniz olup kendilerini boğacağını idrak edemediler.

Bizler buradan hareket ile batı dünyasının artık kendine gelmesini temenni ediyoruz. Bizler inanıyoruz ki Allah’ın Adaleti muhakkaktır. Onun üzerinde bir hakikat yoktur. Bu yanan ateş Vahşi Batının bugüne değin yapmış olduğu katliamlarına karşılık Cenabı Allah’ın küçük bir uyarısı diyebiliriz.

Batı dünyasının Arap Baharı ifadesinin ne olduğunu anlaması açısından, yazıma özellikle “Amerikan Baharı” ismini verdim. Bekleyip göreceğiz inşallah. Ancak görünen o ki bu yaz mevsimi Avrupa ve Amerika için biraz yakıcı olacak gibi!

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir