Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ekim 25, 2020

1960 Darbe Mağdurları İçin Kanun Teklifi

27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden altmış yıl geçtiği halde, bu darbeyi gerçekleştirenlerin zulümleri hala konuşulmaya devam ediyor. Askeri darbe ile devrilen Demokrat Parti iktidarının yargılandığı, başbakanı Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edildiği Yassıada’nın müze olması için yapılan çalışmalar tamamlandı. 1960 darbesinin yıldönümü olan 27 Mayıs 2020 tarihinde açılışı yapıldı, adaya “Demokrasi ve Özgürlükler adası” ismi verildi. Bu girişim, 1960 darbesinin şahsında, bütün darbelere karşı bir duruş sergiliyor, toplumsal hafızanın diri tutulmasına hizmet ediyor. Türkiye’deki hukuk sisteminin temelini teşkil eden 1960 darbesinin izleri hala devam ediyor. 1960 darbecilerinin siparişi üzerine hazırlanan 1961 Anayasası, 12 Eylül 1980 darbesiyle yürürlükten kaldırılmış olsa da, 1982 Anayasasının, 1961 anayasası esas alınarak hazırlandığını, bu anayasadaki kurumların aynen 1982 anayasasına taşındığını, 1961 anayasasındaki vesayet sisteminin biraz daha tahkim edildiğini söyleyebiliriz. Hukukçu olmayanlara garip gelebilir ama, 1960 darbesini gerçekleştiren cuntanın çıkardığı korsan kanunlar, hala mevzuatımız içinde yer alıyor.
Geçtiğimiz günlerde, darbelere karşı önemli bir girişim daha gündeme geldi. TBMM Başkanı ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop ile AK Parti ve MHP milletvekilleri, 10 Haziran 2020 tarihinde, “1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi”ni meclise sundu. Meclise sunulan kanun teklifi 3 maddeden oluşuyor. Birinci madde, 1960 darbesini gerçekleştiren cuntanın (Milli Birlik Komitesi’nin) 1924 Anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını öngören, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ile milletvekillerini yargılamak üzere kurulan Yüksek Adalet Divanının dayanağı olan, 12/06/1960 tarih ve 1 sayılı kanunun 6.maddesini yürürlükten kaldırmayı düzenliyor.
Kanun teklifinde, (halkoyuna sunularak yürürlüğe giren) 1961 Anayasasının geçici 4.maddesinde, “27 Mayıs 1960 tarihinden, 6 Ocak 1961 tarihine kadar çıkarılan kanunlar, Türkiye Cumhuriyetinin diğer kanunlarının değiştirilmesi ve kaldırılmasında uygulanan kurallara göre değiştirilebilir veya kaldırılabilir” kuralı nedeniyle, 1 sayılı kanunun (ve bu konunun 6.maddesinin) halen yürürlükte olduğu kabul edilmektedir. Kanun teklifinin geçici 1.maddesinde, 1 sayılı kanunun 6.maddesinin (27 Mayıs 1960 tarihi itibariyle, “geçmişe yürürlü olarak”/ex tunc) yürürlükten kaldırılmasıyla, Yüksek Adalet Divanı’nın yargılama yetkisi, hukuki dayanaktan yoksun kaldığından, “hukuka aykırı yargılamalardan kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla, mağdurlara, vefat etmişse mirasçılarına, bu yargılamalardaki adli sicil kayıtlarının silinmesi, maddi ve manevi zararların tazmini” düzenlenmektedir.
12/06/1960 tarih ve 1 sayılı kanunun 6.maddesine istinaden mağdur olanların, mağdur olanlar vefat etmiş ise mirasçılarının, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içinde mahkemeye başvurması gerekiyor. Mağdurların, bu kanuna istinaden açacağı maddi ve manevi tazminat davaları, (ilk derece mahkemesi olarak) Danıştay’da görülecek, tazminat istemine olayla dava tarihi arasında uzun zaman geçtiğinden, yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılacak hesaplamaların yetersiz kalması durumunda, hakkaniyete uygun bir tutara karar verme yetkisi tanınmıştır. Danıştay’ın vereceği karar aleyhine, temyiz yoluna başvurabilecekleri belirtilmiştir. Kanun teklifinin 2.maddesi, kanunun 1.maddesinin 27 Mayıs 1960 tarihinde, diğer maddelerinin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğine ilişkindir, Kanun teklifinin üçüncü maddesi, Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı tarafından yürütüleceğine ilişkindir.
Kanun teklifinin, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonunda, tali komisyon olarak bütçe komisyonunda görüşülmesi ve kabul edilmesi gerekiyor. Kanun teklifi, Anayasa komisyonunda oybirliğiyle kabul edildi. Bu kanun teklifine bütün partilerin destek vermesi, Türkiye’de bazı şeylerin yavaş da olsa değiştiğini gösteriyor. Kanun teklifi, komisyonlarda görüşmeler tamamlandıktan sonra TBMM genel kuruluna intikal edecek, genel kurulda yapılacak oylamada kabul edilirse resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girecek. Umarım iktidarın attığı bu adımlar 1960 darbesiyle sınırlı kalmaz, diğer darbe mağdurlarının da yaralarının sarılması için de gereken adımlar atılır.
1960 darbesi, Türkiye’deki darbeler zincirinin ilk ayağını oluşturması, bu darbeyi takip eden darbe ve darbe teşebbüslerine zemin oluşturması açısından büyük önem taşıyor. 1960 darbesinin kodlarını çözdüğümüzde, darbe senaryolarının başarılı olma şansı kalmayacaktır. 1960 darbesi, demokrasiye vurulan bir darbedir. Türkiye’nin, 1950 yılında başlayan “demokrasi macerası” sadece on yıl sürmüş, dış destekli ordu, yerli işbirlikçilerinin desteğiyle bu darbeyi yapmıştır. Darbelerle mücadele, darbelerin izlerini silme, çok yönlü bir çabayı gerektiriyor. Darbeciler, yönetimi sivillere terk ederken bile, darbe hukukunu kalıcı hale getirmişler, geleceğimizi de ipotek altına alan tasarruflarda bulunmuşlardır. Bunun en somut örneği, darbeleri otomatiğe bağlayan 1961 anayasası, 1982 anayasasıdır. Bu anayasaya koydukları vesayet mekanizmalarıyla darbe yapanlara dokunulmasını önlemişlerdir. Her ihtimale karşı anayasaya ekledikleri geçici maddelerle, darbecilerin yargılanmasını önleyecek, tasarruflarını sürekli hale getirecek hükümler koymuşlardır. Çok sayıda değişiklik yapılmasına ve vesayet sisteminde esaslı değişiklikler yapılmasına rağmen, 1982 anayasasının mimarı 1980 darbesini gerçekleştirenlerdir. Darbecilerin hazırladığı anayasa çöpe atılmadıkça, darbelerle etkili bir mücadele yapılmış olmaz. Anayasa, normları biçimlendiren üst normdur, bir elbisenin ilk düğmesidir. İlk düğme yanlış iliklenirse, diğerleri de yanlış iliklenir. Darbelere karşı duruş, umarım kurumsal hale gelir, darbe anayasası ile yönetilme ayıbından kurtulur, halkın iradesini esas alan, hak ve özgürlükler esas alan bir anayasaya kavuşuruz.
Kanun teklifine konu olayda, darbecilerin neler yaptığını kısaca hatırlayalım. 1960 darbesi, ordunun tamamının içinde olduğu bir darbe değil, (çoğu Albay/Yarbay rütbesinde) bir grup subay tarafından gerçekleştirilen bir darbedir. Darbeyi gerçekleştiren grup (38 kişi), “Milli Birlik komitesi” olarak anılmaktadır. Komitenin üye sayısı, üyelerinden birinin vefatıyla 37’ye düşmüş, (seçimlere gerek olmadığını), ordunun sürekli yönetimde kalmasını savunan 14 üyenin sürgüne gönderilmesiyle bu sayı 23’e, Cemal Madanoğlu’nun emekli olmasıyla 22’ye düşmüştür. MBK üyeleri, 1961 Anayasasına konulan Cumhuriyet Senatosuna, kendilerini ömür boyu senatör olarak atamışlardır. MBK’nin ilk icraatı, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ellerinde toplamak olmuştur. Siyasi veya hukuki hiçbir meşruiyetleri olmamalarına rağmen, yasa koyucu gibi davranmışlar, kanun (!) yayınlamışlardır. İlk yayınladıkları tarih ve 1 sayılı kanunla, 1924 anayasasında değişiklik yapmışlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve milletvekillerini yargılamak amacıyla Yüksek Adalet Divanı kurmuşlardır.
Yüksek Adalet Divanı’nın kararları kesin olduğundan hiçbir itiraz ya da temyiz imkânı olmayacak, ama ölüm cezalarının infazı Millî Birlik Komitesi’nin (MBK) onayına bağlı olacaktı. 6 Ekim 1960’ta MBK’nın kararıyla Yüksek Adalet Divanı başkanlığına Yargıtay 1. Ceza Dairesi başkanı Salim Başol, Yüksek Adalet Divanı başsavcılığına da Yüksek Soruşturma Kurulu üyesi Altay Ömer Egesel getirildi. Yargılamalara 14 Ekim 1960’ta başlandı. Ordunun en üst makamında bulunan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, son Bakanlar Kurulu üyeleri, TBMM Başkanı ve Başkanvekilleri ile 395 milletvekili olmak üzere 592 sanık, anayasayı ihlal ve öteki suçlardan yargılandı. Sanıkları itibarsızlaştırmaya yönelik, sahte delil ve belgelerle (bebek davası, köpek davası, Don davası gibi, aslı astarı olmayan) çok sayıda dava açıldı. Bu uydurma dava ve delilleri yaymada medyanın rolünü unutmamak gerekir. Sanıkların, savunma yapmalarına ve delil sunmalarına da izin verilmedi. Yargılama sırasında, savunmasına sürekli müdahale edilen, savunma hakkı kısıtlanan Adnan Menderes’in itirazlarına, mahkeme başkanı Salim Başol’un, “Sizleri buraya tıkan irade böyle istiyor” sözleri tarihe mal olmuştur. Hükmün önceden verildiği yargılama sonunda, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edilmiş, yüzlerce sanık ağır cezalara çarptırılmıştır. Tarih, bu darbe sürecinde yargılananları, idam edilenleri değil, bu darbeyi yapanları mahkum etti.
1960 darbesini gerçekleştiren bu çetenin, 27 Mayıs 1960 darbesine uzanan yolun taşlarını döşeyen eylemleri, (darbeye hazırlık hareketleri), (TCK 46.maddede düzenlenen) “darbe suçunun”, yargılama maskesi altında işledikleri “cinayetlerin” (idamların) hesabının bugüne kadar sorulmamış olması son derece ilginçtir. MBK’nin 14 Haziran 1960 tarih ve 10525 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan (27 maddeden ibaret) 1 sayılı kanunun sonunda, 41 MBK üyesinin ismi yer almaktadır. Bu kanunun (geçmişe yürürlü olarak kaldırılması istenen) 6.maddesi, aynen şöyledir:
Madde 6 — Sakıt Reisicumhur ile Başvekil ve Vekilleri ve eski iktidar mebuslarını ve bunların suçlarına iştirak edenleri yargılama k üzere bir «Yüksek Adalet Divanı» kurulur.
Yüksek Adalet Divanı, Adlî, İdari ve Askerî kazaya mensup Hâkimler arasından. Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Millî Birli k Komitesince seçilecek bir Başkan, sekiz aslî ve altı yedek üyeden kurulur.
Sanıkların sorumluluklarım araştırma k ve haklarında son tahkikat açılarak Yüksek Adalet Divanına verilmeleri gerekip gerekmediğine karar vermek üzere bir «Yüksek Soruşturma Kurulu» teşkil olunur.
Yüksek Soruşturma Kurulu, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Millî Birli k Komitesince seçilecek bir Başkan ile otuz üyeden kurulur bu Kurulun teşkilâtı ve çalışma usulü özel kanunla belirtilir. Yüksek Adalet Divanının Başsavcısı ile beş yardımcısı, Yüksek Soruşturma Kurulu Başkan ve üyeleri arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi ile, Milli Birlik Komitesince tâyin edilir.
Yüksek Adalet Divanının kararları kesindir; ancak idam kararlarının infazı, kararın Millî Birlik Komitesince tasdikına bağlıdır.
Millî Birli k Komitesi üyeleri, bu üyelikten ayrılmış olsalar bile, Yüksek Adalet Divanında, Yüksek Soruşturma Kurulunda ve Divan Savcılığında vazife alamazlar.
Yargılanmaları, 1924 tarihli Teşkilâtı Esasiye Kanununa göre, Divan Âliye ait bulunan şahıslar hakkında soruşturma ve yargılama yetkisi dahi Yüksek Adalet Divanı ve Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından kullanılır.”

Meclise sunulan kanun teklifine tam destek vermekle birlikte, kanun teklifinin özünde ciddi bazı sorunlar olduğunu belirmem gerekiyor.
Kanun teklifindeki birinci eksiklik, değişiklik yapılmak istenen metnin hukuki nitelemesindeki hatadan kaynaklanıyor. Kanun teklifi, 1961 Anayasasının geçici 4.maddesinde, “27 Mayıs 1960 tarihinden, 6 Ocak 1961 tarihine kadar çıkarılan kanunlar, Türkiye Cumhuriyetinin diğer kanunlarının değiştirilmesi ve kaldırılmasında uygulanan kurallara göre değiştirilebilir veya kaldırılabilir” hükmüne istinaden, 1 sayılı kanunun yürürlükte olduğu ön kabulüne dayanıyor. Böyle bir kabulün hukuka uygun olmadığını düşünüyorum. Darbecilerin 1961 Anayasasına eklettikleri bu hüküm (geçici 4.madde), bu dönemde yayınlattıkları metinleri “kanun” haline getirmez. Bir kanunun meşruiyeti, (siyasi ve hukuki açıdan) meşru bir organ tarafından hazırlanmasına bağlıdır. MBK’nin, ne siyasi ne de hukuki meşruiyetinin olmadığı her türlü izahtan varestedir. Bu durum, kanun teklifindeki gerekçelerde de açıklanmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken husus, “butlan” ile “yokluk” arasındadır. Butlanla yokluk arasında esaslı bir nicelik farkı vardır. Yasanın hazırlanmasında ve oylanmasında bir eksiklik varsa, bu eksiklik öne sürülmediği (ve iptal edilmediği) takdirde, geçerli hale gelir. Yoklukta ise, “yok” sayılan bir hukuki işlem, hiçbir zaman geçerlilik kazanamaz. Başından itibaren hükümsüzdür. Hukuk terminolojisinde, cuntanın yayınladığı metinler “yoklukla” maluldur. Hukukta yokluk, baştan itibaren geçersiz işlem demektir. Mahkeme kararının altına atılan imzaların, mahkeme katiplerine ait olduğu öğrenildiğinde, katiplerin cezai sorumluluğu bir yana, bu karar baştan itibaren hükümsüzdür. Bu karara karşı itiraz, istinaf ve temyiz yoluna başvurmaya gerek yoktur. Sahte diplomayla devlet hastanesinde doktor olarak görev yapan birinin doktorluğu, baştan itibaren geçersizdir. Diplomanın sahte olduğu öğrenildiğinde, cezai sorumluluğunun yanında, kendisine ödenen bütün ücretler, kendisinden geri alınır. 1960 darbesini gerçekleştiren cuntanın tasarrufları da, baştan itibaren (ex tunc) yok hükmündedir.
in imzalaması, Bu açıdan bakıldığında, 12/06/1960 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1 sayılı kanun (daha sonra bu kanunda yapılan değişiklikler) “yok” hükmündedir. Yok hükmünde olan bir metni geçersiz hale getirmenin yolu, yasa değişikliği prosedürünü uygulamak değil, yasama organının (TBMM) toplayıp, “bu metnin yok hükmünde olduğunu” açıklamak, karar altına almaktan ibarettir.
Kanun teklifindeki ikinci eksiklik, değişikliğin, 1 sayılı kanunun 6.maddesi ile sınırlı olmasıdır. Kanun teklifinin gerekçelerinde, 1960 darbesini gerçekleştiren cuntanın, siyasi ve hukuki hiçbir meşruiyetinin olmadığı kabul edilirken, bu cuntanın 27 Mayıs 1960 tarihinden 1961 anayasasının yürürlüğe girdiği tarihe kadar yayınladığı metinleri geçerli kabul edilmesi, kendi içerisinde “kanun” olarak kabul etmesi, önemli bir çelişkidir. Eğer, 1960 darbesini gerçekleştirenler cunta ise, yargılama kisvesi altında cinayet işlemişler ise, yönetime el koydukları tarihten, seçimlerin yapıldığı tarihe kadar bütün işlemlerini geçersiz sayması gerekir. Kanun teklifi, anayasa değişikliğini değil, kanun değişikliğini içeriyor ve Ak Parti ve MHP milletvekillerinin desteği bu kanunun yasalaşması için yetiyor. Muhalefet partilerinin desteği elbette önemli ama, bu milletin, 1960 darbesinden itibaren Demokrat Parti çizgisine destek verdiği dikkate alındığında, hangi parti, bu büyük kitleyi karşısına alabilir? 1960 darbecilerine destek verebilir? Sadece 1 sayılı kanunun 6.maddesi değil, bu kanunun tamamı, hatta bu kanunu takiben yayınlanan bütün kanunların geçersiz sayılması gerekir. Tamamı dış destekli (taşeron) darbeci çetelerin mevzuatımıza sokmuş olduğu bütün düzenlemelerin mevzuatımızdan ayıklanması gerekiyor. Darbe yapmayı planlayanlar, darbe sürecinde yaptıklarının yoklukla malul olduğunu, hiçbir geçerliliğinin olamayacağını bilmeliler.
Kanun teklifindeki üçüncü eksiklik, darbelerin açtığı yaraların sarılmasına, en başından (ilk darbeden) başlaması. Ak Parti ve MHP milletvekillerinin Meclise sunduğu kanun teklifini son derece değerli ve son derece önemli buluyorum. Ancak, kanun teklifinin, 1960 darbesini gerçekleştiren cuntanın Resmi Gazetede yayınlattığı metnin bir maddesini değiştirme ile sınırlı tutulmasını eksik buluyorum. Türkiye, darbelerden en çok mağdur olan ülkelerden biridir. 1960, 1980, 28 Şubat darbeleri, milyonlarca kişiyi mağdur etmiştir. Darbelere karşı bir duruş sergilenecekse, mağdurlarının hayatta olduğu, acıların taze olduğu, son darbeden (28 Şubat darbesinden) başlamak gerekmez mi? 28 Şubat darbesi, en uzun süren (1995-2002) ve en fazla mağduru olan (24 milyon kişi) bir darbedir. 28 Şubat darbesinin yaraları sarıldıktan sonra, 1980 darbesinin mağdurlarının, 1980 darbesinin mağdurlarının yaraları sarıldıktan sonra 1960 darbesinin mağdurlarına sıra gelmesi gerekir. 1960 darbesinin yapıldığı tarihte 30 yaşında olanlar, hayatta ise, bugün 100 yaşındadır. Türkiye’deki yaş istatistiklerine göre bu kanun, bu darbenin mağdurlarını değil, mağdurların mirasçılarını kapsıyor. 1980 darbesinde 30 yaşında olanların bugün 70 yaşında olduğunu dikkate alacak olursak, bu darbeye iştirak edenlerden hesap sormak zor görünüyor. Ama bu darbenin de milyonlarca mağduru var, bu mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir