Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Eylül 25, 2020

Yugoslavya’nın Dağılması ve Parçalanması Ortadoğu Projesine Model Mi?

Balkanlar, klasik deyimle söylersek, Avrupa’nın ‘’Barut Fıçısı’’ olmuştur. Kıta Avrupa’sının büyük devletleri arasında yıllardır süre gelen uyuşmazlıkların önemli bir kısmı bu bölgede patlamıştır. Böylece, bu süreçlerin getirdiği kargaşa ortamı bölgenin siyasal tarih açısından başlıca özelliğini oluşturmuş ve Avrupa’nın büyük devletleri arasında ki çıkar çatışmalarına sahne olmuştur. Bölgeyi bu durum nedenleri içerisinde değerlendirecek birçok faktör etkili olmakla birlikte iki ana eksen içinde şöyle açıklama yapabiliriz; Balkan devletleri arasında ortak bir anlayışın ve birliğin kurulamaması; bölgenin büyük devletler açısından stratejik önem atfetmesidir.

Balkan ülkelerine bakıldığında yabancı güçlere karşı ortak bir savunma amacı stratejisi kurabilmek bir yana, küçük bir bölgeye sıkışmış bir sorunlar yumağı içerisinde bile aralarında belli temel konularda uzlaşamamışlar ve ortak payda da buluşamamışlardır. Balkan milletleri irdelediğinde, aralarında temas azlığı bağlamında ortak bir anlayış geliştirebilmenin zorluğu ve bununla birlikte istilacı devletlere toplu olarak bir direnme güçlerinin kalmadığı görülmektedir. Bu irdelenmenin sonucu olarak Balkanlar, radikal milliyetçi söylemlere ve çatışmalara açık bir konuma gelmiştir. Bu doğrultuda, Yugoslavya bir nevi ‘laboratuar’dır,  bu devletin/ülkenin dağılması iyice analiz edilmelidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yugoslavya, büyük güçlerin (özellikle soğuk savaşta) her zaman bilek güreşi yeri olmuştur. Ve küresel aktörlerin siyasi, ekonomik ve askeri alanlarında ki çarpışma sahası olagelmiştir.

Yugoslavya’nın dağılması için zemin hazırlayanlar ve parçalanması ile amaçlarına ulaşanlar aynı aktörlerdir. Ve günümüzde ise bu aktörlerin amaçları aynı olmakla birlikte sadece işlevleri değişken olabilir. Aslında ‘’Böl-Parçala-Yönet’ siyasetinin tezahürü Yugoslavya’da uygulandı. Keza Yugoslavya örneği birçok konuda farklı coğrafyalarda emellerine ulaşmak adına jeopolitik savaşın ve rekabetin modeli olacaktı ve oldu bile. Ve böylelikle Balkan coğrafyasının en büyük toprak parçası olan Yugoslavya ekonomik, siyasi ve etnik-ideolojik çekişmeler ile tarihin tozlu sayfalarına girecekti. Tabii ki Yugoslavya’nın dağılması ile ne yazık ki her şey bitmedi. Özellikle 1990’lar ile 2000’lerde yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç sonunda Yugoslavya yedi ayrı ülkeye bölünecekti; Slovenya, Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Kosova olmak üzere ‘devlet’çikler oluştu. Hala da sıcak çatışma olmamasına rağmen, yukarıda değindiğim gibi ‘Barut Fıçısı’ özelliği ile birçok sorunsal devam etmektedir. Nihayetinde, Balkanlarda Yugoslavya modeline baktığımızda günümüzde gördüklerimiz şunlardan ibaret: Ortadoğu’da Irak, Suriye ve Yemen; Kuzey Afrika’da Sudan ve Libya’da gerçekleştirilen ‘gizli ajanda’ların projesi!

Küresel aktörlerin geçmişte uygulamaya koydukları modeli Ortadoğu’da devamlılık üzerine kurguladıkları apaçık ortada zaten. Önce Irak’ın Birinci Körfez Savaşı ile sonradan İkinci Körfez Savaşıyla işgal edilmesi ve adına da ‘’Özgürleştirme Operasyonu!’’ konulması. Bu operasyonun ismini duyunca aklıma Yugoslavya savaşında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke ait şu sözleri gelir: “Yugoslavya krizi NATO tarafından ele alınmalıydı. NATO Atlantik kuru­luşlarının en ağırlık taşıyanıydı, ABD de orada kilit üyeydi. Savaşı önleme­nin en iyi yolu, Yugoslavlara açık seçik bir uyarıda bulunmak, ülkelerin­deki etnik gerilimle ilgili olarak kuvvet kullanacak taraflara karşı NATO hava gücünün kullanılacağını belirtmek olurdu”. Ayrıca, R. Holbrooke ait ‘’Bir Savaşı Bitirmek’’ adlı eserini kişisel kütüphanenizde bulundurmanızı tavsiye ederim.  

Yüzyıllar geldi ve geçti, ancak işgal için ‘algı’ dünyası yaratmayı beceren küresel aktörler realitesi bir bitmedi dünyamızdan. Her nedense binlerce masum insan katledildikten sonra Balkanlara ve Yugoslavya’ya ‘’Özgürlük’’ getirilmişti o zamanlarda da! Ve günümüzdeki Ortadoğu’da ise Irak parçalı bir vaziyette, siyasi ve ekonomik istikrar yok. Yemen zaten dünyanın gözleri önünde kaderine terk edildi acılarla ve açlıklarla birlikte. Gelgelelim Suriye’de ise ne bir devlet ne de bir toprak parçası kavramı kalmadı. Cemal Abdünnasır’ın (Mısır Devlet Başkanı) ölümünden sonra, Hafız Esad bir darbe ile Suriye’nin başına gelmişti ve Arap liderliğini ele geçirmişti. Günümüzde baba Esad yaşamış olsaydı, evladı olan Beşşar Esed’e beceriksiz devlet yönetimi yüzünden neler söylerdi bilinmez. Ve lakin Beşşar’ın küresel aktörlerin piyonu olması ve babasından kalan Arap liderliği mirasını yok etmesi hezeyan dolu. Ortadoğu jeopolitiğinde yeni bir ‘’Yugoslavyalılaşma’’ sürecini başlatanlar, Baas rejimine kökleri bağlı Irak ve Suriye gibi devletleri dağıtarak emellerine ulaştıkları görülmektedir. Sonuç olarak, ‘’müesses nizam’’ dün Balkanlar’da ne yaptıysa, günümüzde Ortadoğu’da ve diğer coğrafyalarda aynısını uygulamaya devam etmektedir. Yugoslavya’da yaşanan acılar ve soykırım bugün Suriye’de ve Yemen’de yaşanmaktadır. Küresel aktörler ve uzantıları olan Uluslararası Kurumlar (Örgütler) Ortadoğu’daki vahşete gözlerini kapatarak seyirci kalsa da, Bosna’da ve Kosova’da yaşananlar gibi tarih önünde mutlaka bir gün yargılanacaklar. Sırada kimler var dersek öngörülerim ışığında söylüyorum ve umarım yanılırım; Suudi Arabistan gibi geniş toprak parçasının üç parçaya bölünmesi/parçalanması/yönetilmesidir. Velev ki aynı Beşşar örneğindeki gibi Suudların beceriksiz ve piyon olan bir veliaht prensinin (MbS) olduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca, Ürdün topraklarının işgali içinde zemin yoklandığını söylemek gerekir. ‘Ürdün Vadisi’ni ilhak isteği malum devlet onun hamisi olan devlet tarafından da uygun görülüyor zaten. Ezcümle; Balkanlar’da Yugoslavya’nın dağılması ve parçalanmasının Ortadoğu’ya model olarak sirayet ettiği aşikârdır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir