Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Haziran 6, 2020

Osman Kavala, Kürd Şerif Paşa’nın İzindeydi

İsyancı Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan, vatana ihanet suçundan şu anda cezaevinde yatan, Osman Kavala’ya bakarken, şimdiki misak-i milli sınırlarımız dışında kalan Yunanistan’ın Kavala şehri Osmanlı’dan beri uğursuz bir coğrafya olarak görürüm.

Bir de şu Paris şehrini!    

Hani Avrupalı sosyetik kadınların kendisine yakışıklı Şerif dedikleri Kürd Şerif Paşa’nın Dünya Barış Konferansında Ermeni Bogos Nubar Paşa ile 16 0cak 1919’da imzaladıkları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir Ermenistan-Kürdistan devletinin kuruluşuna imza atılan Paris.

Kavala ve Paris!

Osman Kavala’da bana uğursuz görünen Paris doğumlu.

Kavalalı isyancı Osmanlı valisi Mehmet Ali Paşa’nın damadır Kürd Şerif Paşa, Osmanlının İsveç’te Büyükelçisi olarak görev yapmaktadır.

Osman Kavala’nın Meral Akşener’le olan akrabalıkları gibi, onlarda akrabadır.

Paris’te Osmanlı delegasyonu olarak katıldığı Dünya Barış Konferansı’nda sanki Kürdlerin temsilcisiymiş gibi Fransa ve İngiltere tarafından kabul görür.

İngilizler ve Fransızlar onu Osmanlı Kürdlerinin temsilcisi sayarak Ermeni Bogos Nubar Paşa ile sözkonusu konferansta masaya oturturlar.

Bölünecek Osmanlının Anadolu topraklarında, bir Ermenistan ve Kürdistan Devletinin kurulması için anlaşmaya imza attırırlar.

Ne garip değil mi?

Geçen hafta da yine aynı bölgede Kürdistan’ın kurulması için İsveç İşçi Partisinden 4’ü Türkiyeli 13 parlamenter de önerge vermişti.

Bu dört parlamenterden biri olan Sultan Kayhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesini ziyaret etmişler, bu ziyarette hazır bulunanlar Ekrem İmamoğlu’nun dışında CHP Genelbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Sultan Kayhan’ın çok samimi arkadaşı İstanbul CHP il Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile beraber poz verdikleri resim medya ile paylaşılmıştı.

Dikkatlice baktığımda yine bana ilginç gelen şey, 1992 yılında Genel Kurmay’da bir subay’ın Fethullah Gülen’in yeğeni Kemal Gülen’e Fetöya hediye olarak verdiği Mustafa Kemal ile Ermeni asıllı Fetö’nün babası  Ramis’in fotoğrafı önünde bu pozu vermişlerdi.

Ekrem İmamoğlu’nun bu fotoğrafı oldukça sevdiğini ve çok marjinal görüntülerle sergilediğine de sık sık tanık oldum.

Mesela Diyarbekir Büyükşehir Belediye Başkanının yerine kayyım atandığı zaman da  bu fotoğrafın bir kopyasını oradaki dostlarına götürerek hediye etmişti. 

Neyse biz asıl meselemize tekrar dönelim.

Hani şu bizim Avrupalı sosyete kadınların salonlarda gördüğünde yakışıklı buldukları için aşık oldukları ve kendisine dillerinde ‘BO ŞERİF’ Güzel Şerif dedikleri Kürd Şerif paşanın Paris’te imzaladığı o rezil anlaçmaya tekrar dönelim.

Bu rezaleti ve ihaneti duyan Kürd halkı, onu rezil edercesine Şerif Paşa’nın kendilerini asla temsil etmediğini onu tanımadıklarını başta Cemiyet-i Akvam olmak üzere, Avrupa ülkelerine çektikleri telgraflar neticesinde delegasyondan ayrılmak zorunda kalır.

Avrupalı kadınların BO Şerif Paşa’sı (!) ölünceye kadar Kürd halkına küskün kalır.

Şerif Paşa, yerleştiği ve ikinci eşinin memleketi İtalya’da Osmanlı’nın yıkılışını hızlandıran faaliyetlerin içinde de bulunur.

Mesela günümüzde Türkiye’nin bölünmesini isteyen ve o şekilde neşriyat yapan Birgün Gazetesi’nin finansörü hain Osman Kavala gibi, kendisi de Paris’te Jön Türklerin çıkardığı Meşveret Gazete’sini finanse eder.

Bu konu da Diyarbekir’li İttihatçı Dr. İshak Sukuti’nin, Tunalı Hilmi’ye yazdığı mektuplarda deşifre edilir.

Kürd Şerif Paşa Jön Kürdlüğünün ötesinde, birde varlıklı bir aile ferdi olarak Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın da damadı olduğundan yıkıcı tüm faaliyetlerin aktörüdür.

Demek oluyor ki, o zamanların Soros’u yabancı değil, bizzat yerlidir.

Osman Kavala’da nede olsa hain Kavala ruhu taşıyan biri olarak, damatları Şerif Paşa’nın izinde yürüyebilir değil mi?

Öyle öyle…

Üstlendiği rol budur.

Damatları Şerif Paşa Kürdlerin sırtından Ermenistan’ı kurmada başarılı olamadığı için günümüzde Ermenistan’ı kurma görevi kendisine verilmiştir.

Bunun için HDP kendisine sahiplenmektedir.

İyi Parti genel başkanı bütün bu ihanetler gün yüzüne çıktığı kuzeni Osman Kavala için sessiz kalmaktadır

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri; “Osman Kavala’nın İstanbul’da gözaltına alınması çok rahatsız edici. Avrupa Parlamento’sunda serbest bırakılması için acil çağrı başlatılmasını telif edeceğim” ifadesini kullanıyordu.

Bunun için tutukluluk haline isyan eden Saadet Partili Temel Karamollaoğlu onun bu durumu nedeniyle, ülkemizi çok komik ve seviyesi düşük sözcüklerle ABD’nin işkence yuvası “Guantanamo’ya” benzetiyordu.

Onun için HDP’nin Ermeni asıllı Milletvekili Garo Paylan; “Bir kamuoyu baskısına ihtiyaç var. Osman Kavala’nın yalnız olmadığını, arkadaşlarımızın yalnız olmadığını hep beraber göstermeliyiz” diyor.

Onun için basına yaptığı açıklamada CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına isyan ederek;” Osman Kavala olayından söz ediyorum. Mahkeme beraat kararı veriyor. Cezaevi aracındayken Erdoğan konuşuyor. Dün onu beraat ettirmeye kalktılar diyor. Erdoğan yargıya gözdağı veriyor.  Bu lafı eden adamda adalet duygusu yoktur. Hemen harekete geçildi cezaevi aracındayken tekrar götürüldü. Anayasa madde 138, hiçbir organ, makam yargı yetkisinin kullanılmasında hâkim ve savcılara talimat gönderemez.  Anayasa ise askıda. 20 Temmuz darbe dönemini yaşıyoruz. Baktığınızda Gezi davasında ise Osman Kavala’nın finansör olduğuna yönelik bir delil bulunamadı. Ama Kavala içerde. “Kim kabul eder bunu.” diyor.

Onun için Türkiye’ye gelen, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi üyeleri, David McAllister ve Sergey Lagodinsky “Maalesef Kavala davasında yaşananlar Türkiye’de yaşanan yargı bağımsızlığı sorununu ortaya koydu. 

Türkiye AİHM kararların uygulamalı ve Kavala’yı da, Demirtaş’ı da serbest bırakmalı” mesajını verdiler.

Millet İttifakı dedikleri bir ihanete çanak tutan oluşumun hedefinde, bu ülkenin Osman Kavala gibi hainlerin sırtından bölünmesi amacı sırıtmıyor mu? 

Siz bırakın İP ile HDP’nin ne dediklerini.

Gelin gündeme “Seni Başkan Yaptırmayacağız” ihanet sözcüğünün mucidi, Osman Kavala’nın ülkemize ve bütünlüğümüze yapmak istediği ihanet için bölücü projesi penceresinden bakalım.

Ve siz seçilmiş birlikten yana olan  TBMM çatısı altında milletvekilliği yapan Kürd orijinli milletvekilleri, bölgede faaliyet yürüten odalar denekler ve vakıflar gelin dedelerinizi örnek alın aşağıda Cemiyet-i Akvama, Meclisi Mebusan’a ve basın dünyasına aşağıda örneği verilen mektuplar gibi, bütün amaçları iç savaş olan kardeş kanı dökülmesini arzulayan bedbahtların arzularını kursaklarında bırakalım.  

 

İkdam Gazetesi

Sayı:8273, Sayfa:1

22.Şubat 1336

7.Mart 1920

Kürdler ve Osmanlılık

 İkdam Ceride-i Muteberesine

(Saygın gazeteye)

     Evvelki günkü gazeteler, Paris’te, Şerif Paşa ile Ermeni Heyet-i Murahhasası reisi (Yetkili komisyon)

Boğos Nubar Paşa arasında, Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilaf akdedildiğini yazarak Kürd efkar-ı

umumiyesinden (Kamuoyundan) istizahatta (Açıklama iistiyorlardı) bulunuyorlardı.

     Dört buçuk asırdan beri vahdet-i İslamiyenin (İslam birliğinin) fedakâr ve cesur hâdim (Hizmetçi)

ve taraftarları olarak yaşamış ve dini ananasine sadakati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler, beşyüz bine karib (Yakın) şühedasının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teesürlerle anarken, İslâmiyetin zararına olarak tarihve hayati düşmanlarıylaitilaf akdetmek suretiyle salabet-i diniyeleri (Güçlü dini bağlılıkları) hilafında iftirak-cûyane âmalî (Emelleri) takib edemezler.

     Binaenaleyh Kürd vicdan-ı milliyesinin (Milli vicdanının) bu tarz tehassüsüne (Duygularına) mugâyir (Aykırı) hareket eden zevatı da tanımazlar.

      Ve yegâne (Tek) emelleri de vahdet-i dinî ve milliyelerini (Dini ve milli birliklerini) muhafaza olduğundan keyfiyetin izahatına delâlet (İşaret) buyurulmasını muhterem gazetenizden istirham ederiz. 

Sâdat-i Berzenciye’den          Ulema-yı  Ekrad’tan             Hizan sâdat-ı kiramından

      Dava vekili                                                                             İhtiyat binbaşısı

      Ahmet Arif                          Said-i Kürdî                               Muhammed Sıddık

Sebilürreşad Dergisi

Sayı : 461

4 Mart 1336

17 Mart 1920

Kürdler ve İslamiyet

         Bu hususta en ziyade söz söylemek salâhiyetini haiz bulunan ve Kürdlerin salabet-i diniye

(Güçlü dini bağlılıkları), necabet-i ırkiye (Soy asaletleri) ve celadet-i İslâmiyesini (İslâmi kahramanlıkları) bihakkın temsil eden ve Dârü’l-Hikmetil-İslâmiye azasından, Kürd eşraf ve mütehayyızanından (İtibar sahipleri) bulunan fazıl-ı şehîr Bediüzzaman Said el-Kûrdî efendi hazretleri buyuruyorlar ki;

 Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akd edilen mukaveleye en müskit (Susturucu) en beliğ (Pek açık) cevap, vilayat-ı Şarkiye’de Kürd aşairi (Aşiretler), rüesası (Reisleri) tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler camia-yı İslâmiyeden ayrılmağa asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler, mutlaka makasıd-ı mahsusa (Art niyetler) tahtında hareket eden ve Kürdlük namına söz söylemeğe salahiyettar olmayan beş on kişiden ibarettir.

Kürdlük davası pek manasız bir iddiadır. Çünkü, her şeyden evvel Müslümandırlar., hem de salabet-i dininiyeyi (Dine olan güçlü bağlılıkları) taassub  (sıkı sıkıya bağlılık) derecesine îsal eden (Ulaşan) hakiki Müslümanlardan. Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor. Kürdler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler.  Eğer, Kürdlerin serbestiyeti-i inkişafını düşünmek lazım gelirse bunu Boğos Nubar’la Şerif Paşa değil, Devlet-i Âliye düşünür. Hülâsa; Kürdler bu hususta kimsenin tavassut ve müdahalesine muhtaç değildirler.

Kaynaklar:
1-İkdam Gazetesi
2-Sebilürreşad

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir