Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Kasım 26, 2020

Medhalî Selefiyye Nedir ve Neyi Amaçlıyor?

Kurucusu Rebî’ bin Hâdî el-Medhalî’nin adına nispetle Medhaliyye diye de isimlenen Medhali Selefilik, günümüz Selefiyye gelenekçiliği içinde değerlendireceğimiz bir alt akımdır.
Şeyh Medhalî 1931 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen sınırındaki Cizan’da doğdu. Medine İslam Üniversitesi’nden mezun oldu ve uzun bir süre bu üniversitede hocalık yaptı. Bilahare başladığı doktora öğrenimini 1980’de Mekke Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde tamamladı. Ardından Medine İslam Üniversitesi’ne döndü ve 1990’lardaki emekliliğine kadar bu kurumda hadis ilimleri okuttu, öğrenciler yetiştirdi.
Şeyh Medhalî ve talebelerinin görüşleriyle şekillenen Medhaliyye grubu, itikadi kabüller bakımdan genel olarak tarihi Ehl-i Hadis – Vahhabilik – Selefilik mezhep çizgisini takip etmektedir. Bu nedenle ayrı bir mezhep olarak değerlendirilmesi doğru değildir. O, günümüz Selefiyyesi’nde özellikle 1990’lardan sonra iyice belirginleşen “farklı Selefiyyeler” gerçeğinin dikkat çekici bir parçasıdır. Söz konusu Selefi farklılaşmalar en bariz biçimde Suudi Arabistan’da, ülkenin dini kurumlarında, bu kurumlarda vazifeli ulema arasında ve bu kurum ve alimlerle irtibatlı ülke dışındaki Selefi oluşumlarda kendini göstermiştir.
1744’den beri Suudi rejimin ayrılmaz unsuru olan Vehhabiliğin, mezhebî kabüllerde kendisiyle ortak olan fakat çağdaş İslamcılık’tan etkilenmek suretiyle rejimden görece bağımsız bir siyasi çizgide ortaya çıkan Sahve (Uyanış) akımıyla karşı karşıya kalışı günümüz Selefiliği açısından önemli bir gelişmedir. 1980’lerin sonuna doğru kendisini gösteren Sahve’nin içerisinden, 1990’larda “Cihadi Selefilik” adı altında, uluslararası boyutları da olan, daha radikal ve şiddet yanlısı diğer bir akım ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler tam aksi yönde Medhali akımın doğuşunu tabir caizse tetiklemiştir. Sahve ve onun bir çeşit türevi olan Cihadilik, resmi Suudi dini kurumları yörüngesindeki Selefi-Vehhabi çevrede tepkiyle karşılanmıştır, zira bu yeni Selefilikler Suudi devletinin işleyiş ve meşruiyetini sorgulamaktadırlar. Tepkiler çoğu zaman resmi zeminlerde alimler tarafından dile getirilmiş ve bu Selefi yönelimler hem metot (menhec) hem de yöntem (hareket) olarak mahkum edilmişlerdir. Bu süreçte sözü edilen Suud resmiyetinin nispeten dışında kalmakla birlikte aynı siyasal duruşu paylaşan Şeyh Medhalî, daha ileri ve aşırı bir eleştirel söylemi benimsemiştir.
Söz konusu duruş biraz da Rebî’ el-Medhalî’nin ilmi kişiliğiyle ilgilidir. Hocası Şeyh Abdülaziz bin Bâz tarafından “son yüzyılın cerh ve ta’dil üstadı” olarak anılması boşuna değildir. Klasik hadis ilimlerinden olan cerh ve ta’dil, sünneti sonraki nesillere aktaran râvîlerin güvenilir (âdil) insanlar olup olmadıklarını araştıran bir disiplindir. Şeyh Medhalî bu uzmanlığını günümüzde İslam adına söz söyleyen meşhur kişilere de uygulayan popüler bir din dili geliştirmiştir. Hedefindeki kişiler ise daha çok siyasal İslam ideolojisinin İslam dünyasındaki meşhur isimleri ve onlarla bağlantılı cemaatlerdir. Arap aleminde İhvân-ı Müslimîn, Hint aleminde Cemaat-i İslamî grupları ve bunların liderleri başta olmak üzere, Selefîyye’den Sahve ve “Cihad” şeyhleri bu türden tenkitlerin hedefi olmuşlardır. Fasıklık, bidatçılık gibi sıfatlarla itham ettiği bu çeşit grup ve şahsiyetlerden uzak durmayı itikadi bir prensip sayan Medhalî, yazdığı birçok kitap ve risalede bu suçlamalarını gerekçeleriyle açıklamaktadır.
Şeyh Medhalî’nin bu dışlamacı tavrında belirleyici olan dini-mezhebi unsur, klasik Ehl-i Hadis çizgisinden çağdaş Selefiyye’ye aktarılan “hükümete koşulsuz itaat” kuralıdır. Ahmed b. Hanbel’den başlamak üzere bu konuda takip edilen ilmi ve siyasi tavır, zalim ve fasık dahi olsa meşru hükümete baş kaldırılamayacağı yönündedir. Sahve tarafından cerhedilen ve hatta çoğu Cihadî grup tarafından tekfir edilen Suud rejimi, bu nedenle Medhaliyye’nin geliştirdiği söylemi kendi meşruiyeti açısından kullanışlı bulmuştur. Aslında sert tavırları, yerli yersiz ithamları ve dışlamacılıkları nedeniyle Suudi yörüngesinde bile aşırı bulunan Medhalî söylem, bahsettiğimiz nedenlerle rejim tarafından ülke içinde ve dışında desteklenmektedir. 2000’li yıllarda Orta ve Güney Asya’da, Güney Doğu Asya’da, Balkanlar’da, Mağrib’te, Afrika’da, kısacası Selefiliğin mevcut olduğu her yerde kendilerine Medhalî denen bu tür grupçuklar ortaya çıkmış, “gayr-i Sünni” addettikleri sufi ve İslamcı cemaatlerle kavgalarının yanısıra, kendileri gibi düşünmeyen Selefi şahıs ve oluşumlara da tenkit ve tekfir oklarını yöneltmişlerdir.
Suudi Arabistan’ın son on yılda şiddetlenen merkezinde İhvân cemaatinin bulunduğu siyasal İslam’la olan mücadelesinde Medhalîlik, mezkur sebeplerle bir hayli önemli hale gelmiştir. Arap alemindeki seküler nitelikli otoriter rejimler için bile, kendi ifadeleriyle “dini aşırılıkla mücadele” seyrinde Medhaliyye daima bir can simiti işlevi görmektedir. Radikal nitelikli olsun olmasın Selefi veya İslamcı oluşumlar tarafından “gayr-i İslami” ilan edilen bu çeşit rejimler, Medhalîlik sayesinde dini meşruiyet kazanmakla kalmıyor, insan kaynağı da temin edebiliyor. Suudi Arabistan’ın müttefiki olan Orta Doğu rejimleri veya onun adına vekalet savaşı veren paramiliter kuvvetler bu destekten maksimum düzeyde yararlanmaktadır. Suudi Arabistan-Mısır-BAE tarafından “İhvancı ve İslamcı” olarak nitlenen Libya’nın meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti karşısında darbeci general Hafter’in yanında savaşan Medhalî Selefilik, konumuz bağlamında Libya’da gayet anlaşılır bir rol oynamaktadır. Güney Yemen’deki Medhaliyye de yine aynı bağlamda BAE’nin amaçları doğrultusunda hareket eden bir oluşum kimliğindedir. Aslında Medhali ismi taşıyan bu ve benzer grupları saf dini cemaatler olarak görmek hatalı bir değerlendirme olur. Karmaşık etnik ve kabilevi ilişkiler, yoğun siyasal bağlantılar bu oluşumlar üzerinde etkili esas unsurlardır. Bunlara Körfez sermayesinin cömertçe sponsorluğunu da eklemek gerekir. Bunları “Medhalî” yapan unsur ise, grupların yönetiminde bulunan alim/şeyh pozisyonundaki bir takım kişilerin, Rebî’ el-Medhalî’nin dini, Suudi Arabistan’ın da siyasi söylemlerine uygun fetvalarıyla bu grupları yönlendirmeleridir.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir