Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Temmuz 7, 2020

Libya’da Çok Taraflı Vekâlet Savaşları’nın Fraksiyonu

Uluslararası siyasetin çekim merkezi 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde Akdeniz havzası ve hinterlandı olduğu aşikâr. Özellikle Mağrip (Libya, Cezayir, Fas, Tunus, Mısır) ve Maşrık (Lübnan, Ürdün, Filistin, Suriye, Irak) ülkelerini projelerle – iç savaş ve darbelerle – istikrarsızlaştırılması ve şekillendirilmeye çalışıldığı ortadadır. Avrupa Birliği’nin (AB) Komşuluk Politikasında da mağrip ve maşrık çok önem arz etmektedir. Kıta Avrupa’sının bu coğrafya ile olan ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerine bakıldığında iç içe olduğudur, keza birçok defa işgallerle ve sömürgeci zihniyetle talan ettiği görülecektir. Bu doğrultuda Akdeniz havzasında ‘vekâlet savaşlarının’ yeni adresi Libya’yı nevi şahsına münhasır olarak irdeleyelim. 

Libya’da geride bıraktığımız yüzyıldakine benzer olmasa bile yine Fransızlar tarafından ‘Cezayirlileşme’ sürecimi işliyor! Tesadüf bu kadar olur ve ilginçtir ki 2011 yılında askeri müdahalenin başında Fransa ve dönemin Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy vardı. Ve yine Libya’nın çok taraflı işgalinde Fransa öncü (Emmanuel Macron) olmaktadır ve tabii ki Rusya. Bir bilinmeyenli denklem değil çok bilinmeyenli denklem olan Libya’da neler oluyor? Hem küresel hem de bölgesel güçler tarafından sonu kestirilemeyen ‘vekâlet savaşlarının’ fraksiyonu. Fransa, Rusya, BAE, Mısır, Suudi Arabistan ve ABD (zımni) olmak üzere bunlar Hafter güçlerini destekliyor. Türkiye’de haklı olarak Uluslararası Hukuktan doğan ve meşru antlaşmalar çerçevesinde merkezi Trablus’ta olan Ulusal Mutabakat Hükümetini (UMH) destekliyor. Ve asıl trajikomik olan ise UMH’yi Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere AB gibi uluslararası kurumların meşru ve kabul görmesidir. İşte ikiyüzlülük bu kadar olur, meşru kabul görmek sonrada gayrimeşru olarak UMH’yi devirmek için savaşmak.   

Peki, bu kadar hengâmenin olduğu Libya neden önemli veya bu kadar aktörler/güçler ne işleri var burada. Batı uygarlığı tarafından tekrarlar ile işgale uğramış Libya, rutinleşmiş şekilde Afrika kıtasının kaderini yaşamış her ülkeden biri. Libya’nın, kırk beş milyara yakın ham petrol ve bin beş yüz trilyona yakın doğalgaz rezervi bulunmaktadır. Tabii ki bununla bitmiyor, Doğu Akdeniz kıta sahanlığı da dikkate alındığında pastanın büyüklüğü düşünebilmelisiniz. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ve Libya-Türkiye arasında imzalanan (Sayın Doç. Dr. Cihat Yaycı’nın ‘Mavi Vatan’ doktrini) ‘Deniz Mutabakatı’nın onaylanması Libya’daki savaşın seyrinin belirleyicisinin kim olduğunu ortaya koydu. Özellikle, Türkiye’nin son yıllarda ulusal savunma atılımları ile teknolojik gelişmelerini gerçekleştirmesi, bunu Libya özelinde sahaya sürerek büyük kazanımların elde etmesi yadsınamaz.  Sonuç olarak, geçmişten günümüze kadar birçok ‘vekâlet savaşları’ yaşandı ve yaşanacakta. Vietnam, Kamboçya, Yugoslavya gibi yerlerde geçmişte olanlar, günümüzde Suriye, Irak, Yemen ve Libya’da yani değişen bir şey olmadı, sadece değişen çok taraflılığın artması oldu. Suriye’de yaşananların tekrarı Libya’da yaşatılmaya çalışılıyor. Ezeli rakipler olan İsrail ile İran birbirlerini suçlarken Libya’da olduklarını, aynı şekilde ABD ile Rusya ve Fransa birbirlerine rakipken nedense Libya özelinde birlikte hareket etmeleri bunların hepsi ‘’ortak aklın ve projenin’’ ürünüdür. Türkiye son zamanlarda gerek dış politika gerek diplomasi gerekse sahada ki kazanımlarını kaybetmemek adına Libya’daki mücadelesine devam etmelidir/edecektir. Libya’da hem teknolojik hem de istihbarat anlamında üstünlük kuran Türkiye’nin argümanlarına NATO’nun ve İtalya’nın yanaşması hafife alınmamakla birlikte, aynı zamanda dikkatli-temkinlide olunmalıdır! Türkiye, Libya’da vekâleten desteklenen şahsiyet ile değil, aynı şekilde uluslararası terörizm çerçevesinde terör gruplarıyla da mücadelesini sürdürüyor. Uluslararası güvenliğin çokça önemli olduğu bir yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti milletinin ve ülkesinin menfaatleri çerçevesinde gerekeni yapması zaruridir. Bu bağlamda ne mevki ne makam ne de kişilere bağımlı olmadan ‘’DEVLET’’ politikası mekanizmaları ve dinamikleriyle Türkiye her yerde olacaktır. Sevgimin ve saygımın baki olduğu (rahmetle anıyorum) 8. Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal’ın şu sözleriyle: ‘’21. Yüzyıl Türkiye’nin asrı olacaktır’’ ile noktalıyorum.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir