Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Kasım 25, 2020

İslam’ın Orijinalliği: Bir Dinler Tarihi Perspektifi

I. VAHDETİ TEVHİDE DÖNÜŞTÜREN TEOLOJİSİ EN SADE OLANDIR

a. Hz. Peygamberin insanlığına bahşettiği en büyük katkısı, insanlığın gittikçe karmaşıklaşan ilah fikrini ve buna bağlı oluşacak teolojiyi anlaşılır, en kısa ve en muhtasar bir şekilde anlatan ayetler getirmesidir.

b. Söz gelişi İhlas suresi, müminlerin kalbine şaşkınlık veya kafa karışıklığı değil ihlas ve sükunet bahşeder.

c. İslam’ın monoteizmi Tanrı’nın ne veya kim olduğu gibi fiziksel tanımlardan beridir.

d. O, tüm beşeri veya ontolojik sıfatlardan münezzehtir.

e. İslam, Tanrısını tekeline alıp onu etnik bir kimliğe büründüren Yahudilik’ten veya Tanrısını tüm insanlara feda edici kılmak üzere parçalanmış üçlü ilahlar sistemine (teslis) dönüştüren Hıristiyanlık’tan uzaktır.

f. İslam Allah inancı, tüm batıl ilahları iptal ve yok eden ve Hak olarak Allah fikrini izhar eden bir monoteizmdir.

g. Hz. Peygamber göstermiştir ki Allah hakkında ne kadar az şey bilinirse insanların lehine, ne kadar çok şey bilinirse insanların aleyhinedir

h. Buna karşın Allah ne kadar çok insandan bahsederse, insanı var eden konuşacağı için insanlar için büyük bir nimet olacaktır.

i. Alemde kendiliğinden ve spontane var olan Vahdet fikrini Tevhid’e dönüştürmek ve tüm insanlığa tebliğe etmek Müslümanların boynunun borcudur.

j. Şeriat getiren Risalet ve Tevhidi özel vurgulayan Nübüvvet, Tevhidin en büyük tebliğcisi olarak müminler için en büyük model ve Tevhid’in her yönüyle yaşanmış halidir.

k. Kutlu Nebi’nin (sav) risaleti, atası İbrahim (as) gibi tüm batıl putları yerle yekzan eden, Yusuf (as) gibi kardeşlerinden ihanet görse de davasından vazgeçmeyen Davud (as.) gibi zırha bürünen, Musa (as) gibi hicret eden, Yunus (as) gibi taşlansa da yürümesine devam eden, Süleyman (as) gibi devletin başındaki teopolitik durum, İsa (as) gibi miraca yükselen kutlu bir yürüyüştür.

l. Her Müslüman, muhavvid kimliğiyle Hz. Peygamberin siret ve sünnetinden parçalar taşımadıkça O’na ait olamaz.

m. Yine her Müslüman, makro planda bir siyer-i nebi olan Ümmetin tarihine özel hayatıyla bütünleşmedikçe ümmetin acılarını ve mutluluğunu paylaşmadıkça mensubiyette sorun yaşar.

II. RUHBAN SINIFI YOKTUR.

Antik dünyanın tüm inançlarında tartışmasız Ruhban sınıfı mevcuttur.

Antik dünya için okul veya üniversite örgün eğitim olmadığından bu görev ayaklı okul hükmündeki filozof gibi bireysel bilgili insanlara yüklenmişti.

Dindarların metafizik ile bağını kurup geliştiren insanlara öğretenler rahiplerdi.

İslam ruhban sınıfı ve tüm onların teopolitik otoritesini kaldırarak Allah ile kulları arasındaki aracı görevini somut insana değil soyut ilme yükler.

Metafizik bilgi böylece Kur’an-ı Kerim’de soyut fikirlerle, rasyonel açıdan teşbitlerle darb-ı mesellerle anlaşılacak ve zihinsel açıdan insan düşüncesinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Kur’an, kadim milletleri, Yahudileri ve Hıristiyanları anlatırken öğretir ki ruhbanlar her türlü bilgiyi, hikmeti ve irfanı tekeline alırlar.

İslam, ruhban sınıfının otoritesini kaldırmakla göstermiştir ki; Yahudi örneğinde olduğu gibi başlangıçta kendini Rabbe ait kılarak O’na kendini hasreden Ribbiyyun zaman içinde güç kazanarak Rab adına karar veren Rabbani Yahudilik özdeş gören ve Rabbi diyen Rabbe dönüşen (Erbaben) “Siyonist Ruhbanlar” ortaya çıkmıştır.

Veya Hıristiyanlık’ta olduğu gibi başlangıçta tüm dünyadan sıyrılıp kendini göksel krallığa ait kılarak manastıra ve uzlete kapatan Hıristiyan rahiplerin zaman içinde Gökteki Peder adına hüküm veren pederlere dönüşmesi büyük örnektir.

Hz. Peygamber, ruhban sınıfını kaldırarak göstermiştir ki her yönüyle gerçek ilim, öncelikle hikmete bürünerek insanı fıtratına yaklaştırır

Fıtrata uygun ilim, daha sonra Hakk’a yani Allah’ inancına yakınlaştırır.

Aracısız, vasıtasız her ilim, İslam’a yönelik büyük bir adım hükmündedir.

Ruhbansız ilim ile donanmış ve Allah’a yaklaşan O’na köle olan insan, elde ettiği bilgi sayesinde hem özgürleşir hem de tüm varlığı özgürleştirir.

Hz. Peygamber, ruhban sınıfını tamamen ortadan kaldırarak dinde ilahlaşabilme ihtimali yüksek olan insan unsurunu yok etti.

III. DİN- GELENEK AYIRIMI YAPMIŞTIR

Hz. Peygamber, insanların oluşturdukları gelenek ile yaşanmış, denenmiş ve sağlaması yapılmış “gerçek din” arasındaki ayırımı yaptı.

Gerçek ve ideal İslam, gelecekte değil geçmişte en sade ve en güzel modeliyle Asr-ı Saadet’te yaşanmıştır.

Din, bizzat, Kur’an’da bizzat Allah tarafından tanımlanmış ve ismi yine O’nun tarafından konulmuştur.

Halbuki Tüm diğer dinlerde dinlerin mensuplarının verdiği isim başkaları tarafından konmuş ve kendi evindeki isim farklı olmuştur.

Kur’an- Kerim, boyun eğmek kelime anlamıyla dinin en özel ismi (İslam) ile tüm insanların bildiği genel ismini (din) birbiriyle örtüştüğünü göstermiştir ve tezatlığı ortadan kaldırmıştır.

Bu haliyle İslam, bütün kültürlerin, geleneklerin ve inançların aslındaki, kökündeki, en orijinal haliyle tarihte yaşadıkları, zamanla kaybettikleri veya tahrif ettikleri, unutup unuttukları Tek, Asli ve Ali dinin kendisidir.

Nitekim Hz. İbrahim veya Hz. Musa gibi büyük peygamberler( Ulu’l-Azm), en somut haliyle “hanif muslim kelimesini bildiği, yaşadığı halde İslam kelimesini bir terim olarak ümmetlerine vaz edememişlerdi

Peygamberin en büyük devrimi, din kelimesini, en soyut haliyle ilke haline dönüştürüp bir mastar formuyla İSLAM şeklinde tüm insanlığa hediye etti.

İnsanlık, din terimini 20 . yüzyıla kadar tanım ve tarif edemezken, İslam, ise “din” kelimesini çağdaş din bilimlerinin yeni yeni anlamaya keşfetmeye çalıştığı formları olan “hesap günü, borç, bağlanmak, hesap vermek, boyun eğmek, bağımlı olmak anlamlarına halihazırda sahipti.

Prof. Dr. MUSTAFA ALICI

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir