Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Haziran 7, 2020

“Heyecan Verici Piyasa Fırsatı”

New Orleans
Chikago Boys ekibi sadece 3. Dünya ülkelerinde değil ABD’de de görev başındaydı. Üstelik bu sefer ŞOK’u kendilerinin hazırlaması da gerekmiyordu:
New Orleans’ı vuran Katrina Kasırgasının ardından şehir sular altında kalıp insani bir felaket yaşandığında Cumhuriyetçi Kongre üyesi Richard Baker “Nihayet New Orleans’taki toplu konutları temizlemiş olduk. Bu işi biz yapamıyorduk, Tanrı yaptı.” demişti. New Orleans’ın en varlıklı müteahhitlerinden Joseph Canizaro ise “Sanırım yeniden başlamak için temiz bir sayfaya sahip olduk. Elimize çok büyük fırsatlar geçmiş durumda” demişti.
New Orleans’ta fakirlerin yaşadığı büyük bloklar yıkıldı ve yerlerine, büyük ve fakirlerin girmeyeceği güvenlikli siteler yapıldı.
ŞOK Terapisinin mucidi Milton Friedman “New Orleans’taki okulların çoğu harabeye döndü” diye yaptığı çağrı karşılık buluyor ve Katrina Kasırgasından önce 123 olan devlet okulları 4’e düşürülürken özel okulların sayısı 9’dan 31’e çıkarılıyor ve 4700 öğretmen işsiz kalıyordu. Fırtına ‘Okul Reformcuları’nın yapamadığını yapıyordu.
Felaketleri “heyecan verici piyasa fırsatı” olarak gören ‘Felaket Kapitalizmi” ABD’de de zafer kazanmıştı.

Sri Lanka
“Sıkıp içini boşaltacağız, sonra da kendimizle dolduracağız.” (George Orwell,1984)
2004 yılında Tsunami, Sri Lanka sahillerini vurduğunda tarihi binlerce seneyi bulan balıkçı köylerini tarümar etmişti. Tsunamiden hayatlarını kurtaran yüz binlerce köylü, köylerini onarıp yeniden ayağa kaldırmaya kalktıklarında, yabancı yatırımcılar ve uluslararası kredi kuruluşlarının kendi topraklarında kocaman sayfiye merkezleri, devasa oteller ve tatil köyleri kurmak için bir araya geldiklerini gördüler. Sri Lanka hükümeti “Kaderin acımasız bir darbesiyle doğa, Sri Lanka’ya eşsiz bir fırsat sunmuştur ve bu büyük trajediden dünya çapında birinci sınıf bir turizm alanı doğacaktır” diyordu.
Milton Friedman “Ancak büyük bir krizin (korku ve paniğin-AHÇ) gerçek bir değişim yaratabileceğini” söylüyordu. Friedman’ın “Büyük değişiklikleri gerçekleştirmek için yönetimin altı-dokuz ayı vardır; eğer bu dönemde kararlı bir şekilde hareket edip değişiklikler gerçekleştirilemezse bir daha böyle fırsatlar yakalanamaz” öğüdü aslında Machiavelli’nin “açık yara bir anda dağlanmalıdır” tavsiyesinin yeni bir ifadesinden başka bir şey değildir.
Felaketleri “heyecan verici piyasa fırsatı” olarak gören ‘Felaket KApitalizmi” bir kez daha kazanmıştı.

Kanada
1993 yılında Kanada mali bir felaketin eşiğindeydi. Ya da gazeteleri okuyan, televizyonları izleyenler kendilerini böyle düşünmekten alıkoyamıyorlardı. Ulusal çaplı gazete “The Globe and Mail”in birinci sayfadan kocaman manşeti “Borç Krizi Geliyor” diye çığlık atıyordu. Büyük ulusal TV kanalı “1-2 yıl içinde Maliye Bakanı kredimizin biteceğini ve hayatımızın dramatik bir şekilde kötüleşeceğini” açıklayacağı bir toplantı düzenleyecek şeklinde ÖZEL bir haber bile yapmıştı.
Kanada’da ki bu “batış(?)” süreci literatürümüze “Borç Duvarı” ibaresini bile hediye etmişti.
Kriz C.D. HOWE Enstitüsü (ŞOK Doktrinin mucidi Friedman’ın aktif ve güçlü desteği altında bulunan) Fraser Enstitüsü, Kanada’nın büyük Bankaları ve bazı düşünce kuruluşlarının finanse ettiği basın tarafından özenli ve disiplinli olarak körüklenmişti. Ancak Kanada, kredi kuruluşlarında sahip olduğu 3A statüsü ile en zirvedeki ülkelerden biriydi.
Daha sonra Moody’S’in Baş Analisti Vincent Truglia, bu kuruluşların Kanada’nın notunu düşürmek için kendisine baskı yaptıklarını ifade etmişti.
Basına göre gelmekte olan “Büyük Krizi” aşmanın tek yolu vardı: İşsizlere ayrılan fonların ciddi oranda aşağıya çekilmesi, sağlık için devlet bütçesinden harcanan miktarın düşürülmesi ve bunlar için iş dünyasından alınan vergilerin aşağıya çekilmesi.
Bütçe kesintileri yapıldı ve yerleşik hale geldi. Kriz hiç bir zaman gelmedi.
Truglia “Faydalı bir kriz yaratmak” diye adlandırıyordu çevrilen dümeni.
Felaket Kapitalizmi Kanada’da oldukça başarılıydı. Kanadalılar ülkelerinin Güney Amerika’da, Orta Dünya’da veya Asya’da olmadığına ne kadar şükretseler azdı. Değilse bu kadarcık bir zayiatla kurtulmaları mümkün olmayabilirdi. Sonları pekâlâ GÜNEY KORE gibi olabilirdi.
Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir