Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Aralık 5, 2020

Hesap Zamanı, Güney Kore

1990’larda herkes “Asya Kaplanları” mucizesinden söz ediyordu. Bunlar müthiş bir hızla gelişen muhteşem ekonomilerdi. Sınırlarını hiç bir kısıtlama olmadan küreselleşmeye sonuna kadar açmışlardı.

İçlerinde en görkemlileri olan Güney Kore yabancıların toprak edinmelerini ve ulusal şirketleri satın almalarını yasaklayan korumacı kanunlara sahipti. Üstelik Kore, enerji ve taşımacılık gibi sektörleri kamunun elinde tutuyor, kendi ekonomisini korumak için ABD, Japonya ve Avrupa’dan pek çok lüks tüketim ürününün ithalini de engelliyordu. Kore’nin Daewoo, Kia, Hyundai, Samsung, Ssang-Yong ve LG gibi firmaları göz kamaştırırken bir taraftan da iştah kabartıyordu.

1997’de küresel çete Güney Kore’ye çökmeye karar verdiğinde Kore’nin yapacak pek bir şeyi yoktu. Koreliler devletlerine yüzüklerini, kolyelerini, bileziklerini, maaşlarını bağışladılar. Tam 200 ton gibi dünya altın fiyatını etkileyecek miktarda altın toplamalarına rağmen, Kore, sadece 1 haftada dibe vurdu.

On binlerce işletme kapısına kilit vurdu. Bu bir intihar dalgasına yol açtı: Hane halkı hep birlikte intihar ettikleri için baba, katil sayılıp, diğerlerinin kaydı cinayet diye düşülmesine rağmen sadece bir yılda intihar oranı %50 artmıştı.(1998)

Garip bir şekilde Asya’yı kriz vurur vurmaz teamüllere aykırı bir şekilde tefeciler(yatırımcılar) ortak açıklama yaptılar: “Asya’ya yardım etmeyin!”

Açıklamayı artık 80’li yaşlarda olan Şok Doktrini’nin mucidi Milton Friedman bizzat CNN Televizyonundan yaptı: Herhangi bir tür kurtarmaya razı olmadığını ve piyasanın kendisini düzeltmeye bırakılması gerektiğini söyledi. Yani, “Bırakın batsınlar” diyordu.

Morgan Stanley Bankasının piyasa stratejisti Jay Pelosky Los Angeles’teki konferansta konu hakkında “Bizim Asya için ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla kötü haber… Şirketlerin kapandığını ve mal varlıklarının satıldığını görmek isterim… Varlık satışı çok zor, sahipleri çok zorlanmadıkça satmaya razı olmuyorlar. Onları satmaya razı edecek haberlere ihtiyacımız var” diyordu.

Wahington D.C.’deki, Cato Enstitüsü’nde çalışan Pinochet’in yıldız bakanı Jose Pinera ise krizi coşkuyla selamlıyor ve “Hesap Vakti Geldi” diyordu.

Kore 2 ay sonra IMF’le anlaştı.
Samsung paramparça edilip parçalar halinde satıldı. Şirketin ağır sanayi bölümünü VOLVO kaparken, SC Jonson and Son şirketi, eczacılık bölümünü, General Elektric elektrik bölümünü aldı.
Kriz öncesinin 6 milyar dolarlık bir otomobil devi olan Daewoo sadece 400 milyon dolara General Motora gitti.
Coca-Cola, Kore’nin en büyük su ve şişeleme şirketini sadece bir daire fiyatına yarım milyon dolara satın aldı.
General Elektric, buzdolabı imalatçısı LG’nin hâkim hisessini,
İngiliz Powergen, en büyük elektrik ve gaz şirketi LG Energy’i
Solomon Smith Barney, en büyük tekstil firmasını,
JP MORGAN da KİA Motors’un hisselerini satın aldı.

Çok ilginç olan bu satışlarda aracılık eden Salomon Smith Barney’s International Advisory Board’ın başkanının eski ABD Savunma Bakanı Donald Ramsfeld olmasıydı. Diğer ABD’li eski Başkan yardımcısı Dick Cheney de aynı firmanın yönetim kurulunda idi.

Satışlarda bir başka danışmanlık hizmeti veren Carlyle Group’un başkanının da ABD’li eski dışişleri bakanı James Baker olması büyük bir tesadüftü. Şirketin üyeleri arasında eski İngiliz Başbakanı John Major’dan eski ABD başkanı Bay Bush’a kadar nice bakan, başbakan vardı. Carlyle Group kendisi için Ssang-Yong’ı hedef seçti. Ve Güney Kore’nin en büyük bankasının hissedarı oldu.

Felaket Kapitalizmi Güney Kore’yi de yutmuştu.

Endonezya

Endonezya 2. Dünya Savaşından beri Sukarno tarafından yönetiliyordu. Sukarno Endonezya ekonomisini koruyup zenginlikleri yeniden dağıtarak, çok uluslu şirketlerin temsilcisi IMF ve Dünya Bankasını bir tarafa atarak egemenleri kızdırmıştı.

ABD ve İngiltere Sukarno’nun yönetimine son vermeye kararlıydılar ve CIA harekete geçti. Ülkeye yığınla silah ve sahra telsizi sokuldu. General Suharto liderliğinde bir askeri darbe ile Sukarno indirilirken CIA, Sukarno’nun eline 4-5 bin kişilik bir ölüm listesi vermişti. Katliamlar genelde genç öğrencilerin elleri ile işleniyordu. Bir muhabir bu işten zevk duyduğunu gizlemeden şöyle yazıyordu “İzleyicileri selamladılar, palalarını bellerine soktular, sopalarını omuzlarına astılar ve görevlerine çıktılar.”
Bir ay içinde öldürülen insan 500.000’i geçmişti. Doğu Java ‘da “küçük ırmak ve derelerin cesetlerle dolup taştığı, bazı yerlerde ırmak taşımacılığının sekteye uğradığı rapor edildi.” Halk dehşete düşürülmüş ŞOKA sokulmuştu.

Sukarno’nun devrilme sürecinde öğrencileri finanse eden Ford’du. Ekonomi “ŞOK Doktrininin” beyni Berkeley Mafyası ya da Chicago Boys denen ekibe devredilmişti.

Başkan Nixon’un “Güney Asya bölgesindeki en büyük ödül” diye tanımladığı Endonezya’nın, egemen şirketlerin maden ve petrol zenginliklerinin %100’üne sahip olmasına imkân tanıyan yasalar ve vergi muafiyetleri kısa sürede çıkarıldı. Sadece iki yıl içerisinde Endonezya’nın doğal zenginlikleri (bakır, nikel, sert ağaç, kauçuk ve petrol) dünyanın en büyük madencilik ve enerji şirketleri arasında paylaşıldı.

Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir