Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Temmuz 1, 2020

Corona Mağdurları Devlet Aleyhine Dava Açabilir mi?

2019 yılının sonlarında, Çin’in Wuhan kentinden yayılmaya başlayan corona virüsü (covid-19), hızla yayılmaya, bütün dünyayı etkilemeye başladı. DSÖ, bu virüsü pandemi (küresel salgın) ilan etti. Dünyanın pek çok ülkesinde, onbinlerce kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi tedavi görmeye devam ediyor. Corona virüsü (covid-19) bu virüsün mağdurlarının zararını gündeme getirdi. Corona mağdurları, maruz kaldıkları zararlarının tazmini için dava açabilirler mi? Kime veya kimlere karşı dava açabilirler? Devletlere (devlet tüzel kişiliklerine) karşı dava açabilirler mi? Bu soruların cevapları, esas itibariyle, milletlerarası hukukun alanına girdiği için, önce, Milletlerarası hukukun hükümlerine göz atmamız gerekiyor.

“Corona mağdurları” kavramı, bu virüsten doğrudan doğruya ve dolaylı olarak zarar girenleri kapsıyor. Doğrudan doğruya zarar görenler, virüs bulaşan, hastaneye yatan, tedavi gören, işinden gücünden kalanları, bu virüs nedeniyle vefat edenlerin mirasçılarını, virüs tehdidi nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kalanların maddi ve manevi zararlarını kapsıyor. Dolaylı olarak zarar görenler işe, corona virüsü önlemleri nedeniyle, ise gidememe, hak ve özgürlüklerin kısıtlamaların maruz kaldıkları dolaylı zararları kapsıyor. Dünyadaki (yerel) hukuk sistemlerinin, dolaylı zarar görenlerin tazminat taleplerine sıcak bakmadığını belirtelim. Corona virüsünün mağdurlarının belli olduğunu söyleyebiliriz. Bir zarar ve tazminat talebi söz konusu olduğuna göre, bu zararın “failini” belirlememiz gerekiyor. Bu zararın faili (zarar veren), devlet, devlet kurumu veya özel (özel/tüzel) kişi olabilir. Zarar görenleri dava açma hakkı ve yetkisi, buna göre değişecektir.

Corona virüsünün Çin’in Wuhan kentindeki bir laboratuvardan yayıldığı, yaygın bir iddia olsa da, bu husus henüz kanıtlanabilmiş değil. Bu iddiayı önce ABD dile getirdi, bu açıklamanın ardından, bazı Avrupa ülkeleri de aynı yönde açıklamalar yapmaya başladı. Bir başka iddia, corona virüsünün, Wuhan kentindeki bir hayvan pazarından yayıldığı. Bu iddianın kanıtlanması durumunda, bazı devletlerin tazminat talepleri anlam taşımayacaktır. Zira Hayvanlarda çok çeşitli virüsler bulunduğu, bu virüslerden bazılarının insanların ölümüne sebebiyet verdiği bilinmektedir. Bu olay “doğal bir olay” olup, hiç kimse, hiçbir devlet, bu tür doğal olaylardan dolayı hiç kimseyi veya devleti sorumlu tutamaz.

Corona (covid-19) virüsünün, Çin’in Wuhan kentindeki, bu virüsler konusunda araştırma yapan bir laboratuvardan sızdığını ve tüm dünyaya buradan yayıldığını varsayalım. Bu laboratuvara karşı dava açılabilmesinin ön koşulu, bu laboratuvarın “özel bir kişiye” ait olmasıdır. Bu laboratuvar, özel bir kişiye (kuruluşa) ait ise, bu virüsten zarar görenler, bu laboratuvarın sahibine karşı tazminat davası açabilir. Bu olayda, haksız fiil, fail ve mağdur, farklı ülkelerde olduğundan, “yabancılık unsuru” mevcuttur ve yetkili mahkemenin, milletlerarası sözleşmeye göre belirlenmesi gerekir. Milletlerarası sözleşme, haksız fiillerde, haksız fiilin meydana geldiği ülkenin hukukuna tabi olduğunu belirtmektedir. (Türkiye, bu sözleşmeye uygun olarak 5718 sayılı MÖHK çıkartmıştır.) Çin mahkemeleri, bu konuda hangi ülke hukuku yetkili ise o ülkenin hukukunu uygulayacaktır. Bazen zarar, haksız fiilin meydana geldiği ülkede gerçekleşmeyebilir. Yani zarar, (haksız fiilin olduğu yerde değil de) başka bir ülkede meydana gelmişse, zararın meydana geldiği ülke hukuku yetkili olacaktır. Örneğin, zarar Türkiye’de meydana gelmişse, bu konuda hangi hukukun uygulanacağına, Türk mahkemeleri karar verecektir. Haksız fiilden doğan borç ilişkisi, başka bir ülke ile daha sıkı bir ilişki içerisinde ise, (bu laboratuvarın bağlı olduğu şirketin merkezi, ABD, Fransa’da olması gibi) bu ülke hukuku uygulanır. Uyuşmazlık özel hukuka tabi olduğundan, taraflar, karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle, uygulanacak hukuku seçebilir. Bu dava hangi ülkede görülürse görülsün, hangi ülkenin hukuku uygulanırsa uygulansın, ispat hukukunun genel hükümleri geçerli olacaktır. Yani, davacı, önce zarar gördüğünü, bu zarara da muhatap firmanın sebebiyet verdiğini ispat etmek zorunda kalacaktır.

Çin’in Wuhan kentindeki laboratuvar, özel bir kişiye (kuruma) değil de, bir “devlete” (somut olayda, Çin Halk Cumhuriyeti’ne) ait ise, bu konuda uygulanacak hukuk da değişkenlik gösterecektir. Devletlerarasındaki uyuşmazlıklar, milletlerarası hukuka tabidir. Milletlerarası hukukta, her devlet, diğer devletlerle eşit haklara ve egemenlik hakkına sahip olduğundan, yargı bağışıklığına sahiptir. Bu kurala göre, hiçbir devlet, kendi mahkemelerinde, başka bir devlet aleyhine dava açamaz. (Türkiye’de, başka devletler aleyhine açılan davalarda, mahkemeler, devletleri yargılama yetkisi olmadığından, yargı bağışıklığı nedeniyle davaların reddine karar vermiştir.) Yerel mahkemelerin yargı yetkisi, ceza hukukunda, mülkilik (ülke sınırları içi) ve vatandaşlık bağı ile sınırlıdır. (Bunun istisnası, Adalet Bakanlığı’nın izniyle insanlık aleyhine islenen suçlardır.) Özel hukuka tabi konularda ise, devletlerin özgür iradeleriyle imzaladıkları, milletlerarası sözleşmeler ile onay verdikleri konularda, başka ülkelerin mahkemeleri yetkili olacaktır. Bu konuda devletler, çok sayıda milletlerarası sözleşme imzalamıştır. Milletlerarası hukukta, devletlerin kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda, BM Adalet divanı yetkilidir. Zarara maruz kaldığını iddia eden devlet, bu zararın tazmini için BM Adalet divanında başvurabilir. Muhatap devlet itiraz etmezse, Adalet divanı yargılama yapar, bu konuda bir karar verir. Adalet divanının, devletlerarasındaki uyuşmazlıklarda çok sayıda kararı bulunmaktadır.

Milletlerarası hukukun açık hükümlerine rağmen, bazı devletlerin, kendi ülkelerindeki mahkemelerde, başka devletler veya başka ülke vatandaşları aleyhine davalar açtığına tanık olmaktayız. Milletlerarası hukuka göre, bu mahkemelerin yargı yetkisi olmadığından, verdikleri ve verecekleri kararlar, hukukun temel ilkelerine açıkça aykırıdır ve yok hükmündedir. (Konuya ilgi duyanlar, Yörünge dergisinde yayınlanan, Halkbank genel müdürü Hakan Atilla aleyhine Amerika’da açılan davada, “Amerika’da Türkiye’nin egemenlik hakkı yargılanıyor” başlıklı makalemize bakabilir.)

Konunun özüne gelecek olursak, haksız fiil Türkiye’de meydana gelseydi, fail özel bir kişi olsaydı, zarar da Türkiye’de meydana gelseydi, zarar gören, haksız fiilin filine, kendisinin ikamet ettiği yer mahkemesinde (maddi ve manevi) tazminat davası açabilirdi. Ancak somut olayda haksız fiil, başka bir ülkede (Çin’de) meydana gelmiş, laboratuvarın devlete mi özel bir kişiye mi ait olduğu belirsizdir. Türk mahkemeleri, yargı yetkisi olmadığından, böyle bir davaya bakamaz. Bu davaya bakıp karar verse bile istinaf mahkemesi ve Yargıtay bu kararı bozar. Bu karar kesinleşse bile, böyle bir kararın icra ve infaz kabiliyetinin olmadığı, her türlü izahtan varestedir. Bazı avukatların, corona virüsü nedeniyle Çin (devleti) aleyhine dava açılabileceğine ilişkin beyanları, milletlerarası hukuka da, Türk hukukuna da aykırıdır.

Yukarıda açıkladığımız engele rağmen, dileyen herkes, dilediği mahkemede, devlet veya özel kişiler aleyhine, dilediği miktarda tazminat davası açabilir. Dava açma özgürlüğü (dava açmanın izne tabi olmaması), dava açan herkesin, hukukun himaye ettiği bir hakkının olduğu anlamına gelmiyor. Corona virüsünden dolayı, çok sevdiklerini kaybedenler var. Bu kimselerin, bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğunu da söyleyemeyiz. Bu kişiler, maruz kaldıkları zararını tazmin edecekleri beklentisiyle, dava açması için avukatlara vekaletname verebilir, yeteri kadar masraf avansı ve bir miktar vekalet ücreti avansı verebilir. Corona mağdurlarının acısının istismar edilmemesi için, Adalet Bakanlığı bu konuda bir açıklama yapsa çok iyi olur diye düşünüyorum.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir