Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ağustos 8, 2020

Asya Kaplanları ve Fuhşa Sürüklenen Çocuklar

İşlerin terse dönmesinden bir kaç hafta önce bu ülkeler ekonomik sağlık ve dinamizm timsali olarak gösteriliyorlardı. Gözlenebilir hiç bir değişiklik yoktu. Doğal bir afet veya savaş yaşamadılar. Bütçe açıkları vermiyorlardı. Spor ayakkabısından otomobile her şeyi üretiyorlardı.

Aynı anda bütün bankalar verdikleri kredilerin geri ödenmesini istemeye başladılar. Elektronik sürü bir anda her yerden çekildi. Tayland, Filipinler, Endonezya, Malezya, Güney Kore ardı ardına patladı. Clinton yönetimi Wall Street’in verdiği sinyali hemen aldı ve Asya Kaplanlarının batışının engellenmeyeceği haberini Asya Pasifik İşbirliği Zirvesi’nde ilan etti.

Tayland, Güney Kore, Filipinler ve Endonezya masaya hep birlikte oturdular. Karşılarında IMF adına Rusya’yı perişan eden adam Stanley Fischer vardı. Chicago Boys devredeydi.

Tüm dünyada olduğu gibi Ekonomi canlandığında faydalanan zenginlerdi, Kriz patlayınca bedeli fakirlerin üzerine yüklendi.

Tayland, bankalarını yabancılara satmayı kabul etti.
Endonezya, bir kaç ay direndi. Normalde basına açıklama yapması yasak olan IMF yetkilisinin The Washington Post’a verdiği röportajda Endonezya’yı tehdit ettiğinin ertesi günü Endonezya parası dibe vurdu ve Suharto ekonomiyi Berkeley Mafyasına teslim etmeye, fakirlere yaptığı gıda yardımları kesmeye, işçileri işten çıkarmaya karar verdi.

ABD Merkez Başkanı Alan Greespan krizi “Bugün sahip olduğumuz piyasa sistemi tarzıyla ilgili bir konsensüs yönünde çok dramatik bir olay” diye değerlendiriyordu. Konsensüs derken kastettiği; dünyayı sömüren kapitalist şebekelerin hâkimiyetinden başka bir modele izin verilmeyeceğiydi.

Güneydoğu Asya’nın on yıllar boyunca biriktirdiği 600 milyar dolar sadece 1 yıl içinde yok oldu. Sömürgeci haydut şirketlerin eline geçti.

Orta sınıf eridi. 20 milyondan fazla Asyalı sefalet çizgisinin altına düştü. Sefalete çare bulamayan Filipinler ve Güney Kore’nin kırsal kesiminde yaşayan aileler kızlarını Avustralya, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki seks piyasasının tacirlerine satmaya başladılar.

ABD Dış İşleri Bakanı Madeleine Albrigt 1999’da Tayland’ı ziyaret ettiğinde son bir kaç senedir kendini katlayan çocuk fahişeler konusunda Tayland halkını fırçaladı; “Kız çocuklarının sömürülmemesi, fuhşa zorlanmaması, AIDS’le yüz yüze bırakılmaması temel insani görevdir” diyordu.

Albright, Tayland’lı kızların seks ticaretine zorlanması ile bu ülkelere zorla uygulatılan ekonomik programlar arasında hiç bir ilişki göremiyordu. Hem onları sefalete sürüklüyor hem bu sefaletten dolayı onları aşağılıyordu.

TeraFLU

Donald Rumsfeld, ABD savunma Bakanı olduğunda herkes onun neden bu görevi kabul ettiğini merak ediyordu. 68 yaşındaydı, 5 torunu vardı ve 250 milyon dolarlık bir servetin sahibiydi.

Rumsfeld, “21. Yüzyılda nesnelerin sayıları ve miktarları hakkında düşünmekten vaz geçeceğiz; hız, çeviklik ve kesinlik konusunda kafa yoracağız” diyordu. Kalabalık ordular yerine kalabalık orduları kiralama; kalabalık silahlar yerine, kalabalık silahları kiralama; kalabalık bakanlıklar yerine, kalabalık bakanlık hizmetlerini özel sektörden satın alma yoluna gitmek gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle personel ödemelerine daha az, özel şirket kasalarına daha çok bütçe ayırmak yanlısıydı. Rumsfeld’in projesi “piyasa mantığını” ABD ordusuna uygulamaktı. ABD ordusunun özel sektöre devredilebilecek alanlarının tespiti işinin ihalesini Halliburton şirketi almıştı. Orduya teçhizat sağlamak için değil, ‘operasyonların yürütülmesinde yönetici olmaları’ için ihale açılıyordu. 1995’ten itibaren Halliburton’un başında daha sonra ABD Başkan yardımcısı olacak olan Dick Cheney vardı.

Rumsfeld Ulusal Güvenlikten anladığı kadar, para kazanmaktan da anlıyordu.

Uluslararası ilaç ve kimya şirketi Searle Pharmaceuticals’ın CEO’su olarak kansere neden olması nedeniyle çok tartışmalı ancak çok karlı bir iş olan aspartam iznini almak için siyasal bağlantılarını kullandı. Ve bu işten 12 milyon dolar kazandı.

Eski savunma bakanının bu olağanüstü başarısı(?) onu Sears ve Kellog’s gibi firmaların yönetim kuruluna getirdi. Bu arada Rumsfeld’in uçaklar üzerine de büyük yeteneği olduğunu keşfeden(?) uçak üreticisi Gulfstream de onu yönetim kuruluna getirdi. Aynı anda ASEA Brown Bovari’ninde yönetim kurulu üyesi olarak yıllık 190 bin dolar alıyordu. Bu şirket 2000 yılında Kuzey Kore’ye nükleer reaktör satmıştı ve Rumsfeld skandal ortaya çıktığında bu satışı bir türlü hatırlayamadı.

Ancak Rumsfeld’i felaket kapitalizminin sıkı bir oyuncusu yapan biyoteknoloji şirketi Gilead Sciences’ın yönetim kurulu başkanı olduğu 1997 yılıydı. Bu şirket çok sayıda grip hastalığının yanında Kuş Gribi tedavisinde kullanılan TamiFLU’nun ve Bazı önemli HIV (AIDS) ilaçlarının patentini de almıştı. Kuş gribi salgını başladığında hükumet milyarlarca dolarlık ilaç satın almıştı. Bu satış, Gilead Sciences’a yüz milyonlarca dolar getirmişti. Şirket geleceği görerek kazancının önemli bir bölümünü piyasaya girecek daha ucuz ilaçların dağıtımını engellemek için harcama kararı aldı.

Rumsfeld’in şirketleri ve yönetiminde olduğu birçok şirket, o Savunma Bakanı olduğunda gündeme geldi. Ondan bu görevlerini terk etmesi ya da dondurması istendi. O kendisine 6-7 ay süre verilmesini ve bu konuları halledeceğini söyledi. Bir şey hariç “TAmiFLU” . Bu grip ilacındaki hisseleri konusunda hiç bir şeye yanaşmadı.

Rumsfeld’in ne kadar uzak görüşlü biri olduğu çok kısa bir sürede ortaya çıktı: Sonradan çok büyük bir ‘balon’ olduğu ortaya çıkan Kuş Gribi salgınında 1,4 dolardan aldığı TamiFLu hisseleri 81 dolara çıktı. Bir seferde eline geçen 50 milyon dolardan fazlaydı.

Not 1: WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) Genel Müdür yardımcısı Bruce Aylward’ın 25 Şubat 2020’de Pekin’de yaptığı toplantıda Corona Salgını için önerebilecek tek ilaç olarak lanse ettiği Remdesivir Rumsfeld’in Glead Sciences şirketinin bir ürünüdür.

Not 2: Bilim kurulları HIV ilaçlarının Coronaya iyi geldiğini iddia ediyorlar. Kalp krizi ve pıhtı atmak gibi yan etkileri olduğu ispatlanmış HIV ilaçlarının patenti de Rumsfeld’in ortak olduğu Glead Sciences’ın elindedir  

Not 3:Tamiflu son derece tartışmalı bir ilaçtır. İlacı kullananlardan zihinlerinin karıştığı, paranoyak eğilimler gösterdikleri, hayal dünyasına daldıkları, intihar eğilimine girdikleri konusunda birçok vaka vardır. Kasım 2005-Kasım 2006 yılları arasında dünya çapında TamiFLU ile bağlantılı 25 ölüm vakası gerçekleşmiştir. İlaç ABD ‘de “kendine zarar verme ve zihin karışıklığına sebep olma özelliğine sahiptir” uyarısı ile satılmaktadır. (ŞOK Doktrini, s:405)

Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir