Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Temmuz 8, 2020

Ahhh, Güzel Bağdat: Irak

Egemenler sıradaki ülkenin hangisi olduğunu tartışıyorlardı.
Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Arap dünyasının tamamen feth edilemeyeceğinin bunun yerine bir dizi demokratik/neo-liberal dalga başlatacak bir tsunamiye ihtiyaç olduğunu söylüyordu.

Yapay tsunami için adaylar İran, Irak, Mısır ve Suriye idi. İran ve Mısır fazla zahmetli bulundu, Suriye ise fazla fakir. Irak hem savaşla yıpranmış hem BM yaptırımları ile ekonomisi çökertilmiş, hem de lideri yıpranmış bir ülkeydi. Üstelik çoook zengin petrol kuyuları vardı. Irak’a verilecek ders, Sınırlarını Chicago Boys’a açmayan diğer Arap devletlerince de alınacaktı.

Saddam, ABD’nin güvenliğine bir tehdit oluşturmuyordu. Ama ABD’li şirketler için bir tehditti. Çünkü ABD’li ve İngiliz firmaları bırakıp bir Rus Petrol devi ile anlaşmalar imzalamıştı.

Bir tek günde 380’den fazla füze, uçaklardan bırakılan 30.000 den fazla bomba ve 20 bin hassas güdümlü füze Bağdat’ı dövdükçe dövdü. ŞOK ve DEHŞET ile toplumun iradesi, teslim alınmaya çalışılıyordu.

Chicago Boys’un Irak’ın eğitim politikasını kendisine emanet ettiği John Agresto, okulların yağmaladığı haberini aldığında, olayı, “Bu Irak’ın eğitim sisteminin sıfırdan başlanarak yenilenmesi için fırsattır” diye değerlendiriyordu. Halbuki Agresto’nun beğenmediği o sistemle Irak, okur yazar oranını %89’a çıkarmıştı. Oysa Agresto’nun geldiği New Mexico’da nüfusun %46’sı işlevsel olarak cahildi ve %20’si bir fatura üzerindeki rakamları toplayabilmek için gerekli aritmetik bilgisine sahip değildi.

Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Irak’taki uygulamalara gelen eleştirilere “Biz Irak’ta bir ulus inşa etmekle uğraşmıyoruz, Bir ulus YARATMAKLA uğraşıyoruz” diye cevap verdi. Ve ilk anda 500.000 Iraklı işten çıkarıldı. Irak ekonomisini ayakta tutan tamamı devlet teşekkülü 200 firma kapatıldı. Açılan hiç bir ciddi ihaleyi Iraklılar alamadı. İşsizlik oranı %65’e çıktı. İthalat ürünlerine gümrükler, yabancıya yerli ortak mecburiyeti, içeride kazanılan paranın yurt dışına çıkarılması önündeki engeller tamamen kalktı. Tam bir bırakınız yapsınlar liberalizm devreye girdi.

Şili’den ve Salvador’dan Pinochet döneminde eğitilmiş ölüm mangaları kiralanarak ülkeye getirildi. ABD’li askerlerin yeterince acımasız olamadıkları düşünülmüştü. Ölüm mangaları, elleri kolları kelepçeli genellikle kafaları tek kurşunla ya da elektrikli matkapla delinip yol kenarına atılmış cesetlerle imza atmayı seviyordu.

2005 yılında bizzat İçişleri Bakanlığının bodrumunda gizlenmiş, bazılarının kafa derileri yüzülmüş, kafalarında matkap delikleri açılmış, el ayak tırnakları sökülmüş, 173 tane canlı mahkûm bulunmuştu.

Amerikalıların kontrolündeki cezaevlerine 61.500 Iraklı hapsedildi. Erkeklerin başlarına ilk andan itibaren çuval geçiriliyordu. İspatlanmış işkence yöntemleri; dondurucu soğuklukta su ve elektrik ŞOK verme, Alman K9 köpeklerini saldırtmak, kaba dayak, ailesinin ya da arkadaşlarının önünde çıplak gezdirilmek, 70’e 70 cm hücrelere kapatılıp çok yüksek volümde heavy Metal müzik dinletmek gibi yöntemlerdi.

Tutukluların %70-90’ından fazlası “yanlışlıkla” tutuklanma gerekçesi ile serbest bırakıldı.

ABD işgalci birliklerinin kontrolündeki alanda sadece 1 yılda 300 den fazla Üniversite Bölüm başkanı, 2 bin hekim öldürülmüştü. 12 bin civarı hekim de öldürülmemek için ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Sokaktan kaçırılan insan sayısı 20.000’in üzerindeydi.

Emekli ABD subayı Ralph Peters 655.000 insanın ölümü ile sonuçlanan bu operasyonun ardından 2006 yılında USA Today’de şöyle yazıyordu “Iraklılara, hukukun egemen olduğu bir ülke yaratabilmeleri için eşsiz bir fırsat verdik ama onlar nefreti, dinsel şiddeti, etnik bağnazlığı ve bir yozlaşma kültürünü tercih ettiler.

Irak Savaşında Ebu Gureyb Cezaevi’nde çekilen ve topluma yayılan korkunç, rezil ve aşağılık fotoğraflarla, korku ve dehşet hissinin Irak toplumuna yayılması ve toplumun, elektrik şoku verilmiş hayvanlar gibi kaskatı kesilmesi, planlanmıştı. Bu sayede ne petrol kuyularının, ne kar getiren şirketlerin ABD’lilerin eline geçmesine ne de ülkelerinin toprakları üstüne onlarca Amerikan üssü kurulmasına itiraz edemeyeceklerdi.

Eski ABD içişleri Bakanı Richard Armitage Irak’ta ters giden şeyin “Koalisyonun savaş sürerken fazlası ile insani bir yöntem” belirlemesi olduğunu söylemişti… “Almanya’da ve Japonya’da halk bitip tükenmiş ve derin bir şoka uğramıştı. Bugün ABD, Irak’ta şoka uğramamış ve korkuya kapılmamış bir IRAK halkı ile karşı karşıyadır.” diyordu.

Irakta yapılan özel bağlantıları olan özel şirketlerin, ABD’den Irak’a yatırım Fonları çıkartıp hem Irak’ın servetlerini hem ABD’den oraya yollanan yardımları çantalara doldurup ABD’ye geri taşımaya yarayan bir sistemin kurulmasıydı.

Frank Willis Irak’ta inşa edileni “Serbest Dolandırıcılık Bölgesi “olarak adlandırılıyordu. Yağmalanan sadece Irak’ın malları değil aynı zamanda ABD halkının vergileriydi.

28 Mart 2003 gecesi ABD uçakları devasa sığınak delici bombalarla telefon santralleri bombalamaya başladı. 2 Nisana kadar tüm santraller bombalandı. Bağdat’ta çalışan tek bir telefon bile kalmadı. Sonra sıra Enerji santrallerine geldi ve 4 Nisan’da Bağdat zifiri karanlığa gömüldü. Alt yapı daha sonra gelecek şirketlere “İş Fırsatı” yaratmak için yok ediliyordu. Öyle ki hava alanlarındaki uçaklar bile koltukları sökülüp tahrip ediliyorlardı.

İşgalden sadece 6 ay sonra Iraklılar kendilerini, içme sularını Bechtel şişelerinden, evlerinin aydınlatmasını, General Electric’in döşediği elektrik tesisatından gelen elektrikle General Elektrik lambalarından, sağlık gereksinimlerini Parsons tarafından inşa edilen hastanelerden, sokakların güvenliğini günlükleri (GÜNLÜK) 900 USD’ye gelen DynCorp’un güvenlik elemanlarından alırken buldular.

Parsons’a 142 sağlık kliniği inşası için 186 milyon dolar ödenmişti ancak Parsons ülkeden çekildiğinde sadece 6 bitirilmiş klinik vardı. General Elektrik, Irak’ın elektrik sistemi için aldığı 2,3 Milyar doların karşılığında 2006 yılında Bağdat’a günde sadece 2 saat elektrik verebiliyordu. Bu işgalin ilk yılından bile kötüydü.

Eski ABD Başkanı baba Bush’un şirketi Carleyle Group, robot sistemleri ve savunma sistemleri satışı sayesinde savaştan muazzam bir kazanç sağlamıştı. Carleyle Group’un alt firması olan USIS ise Irak’ın polis kuvvetlerinin eğitim ihalesini almıştı ve bu da çok karlı bir yatırımdı. Yönetim kurulu başkanı Bill Conway, savaşın ilk 18 ayına atıfla “18 ayda para kazandık, hem de çok para kazandık” diyordu.

ExxonMobil, Chevron, Shell ve BP petrol şirketleri ülkeye üşüşmüştü. Başında ABD eski Başkan yardımcısı Dick Cheney’nin bulunduğu Halliburton, çıkması muhtemel yangınları söndürme ihalesini alarak girdiği Irak’tan neredeyse tüm enerji ihalelerini alarak çıktı. Halliburton’un defterinde en karlı sektör daima savaştı.

ABD Genelkurmay Başkanlığı da yapmış olan BUSH döneminin Dış işleri bakanı James Baker, Irak Savaşı sırasında HAaliburton ve Rusya’nın en büyük petrol şirketi Gazprom’un yanı sıra Suudi Kraliyet Ailesinin de vekilliğini yapmaktaydı. Üstelik Carleyle Group’ta ana hissedar olmuştu ve bu hisseler kabaca 180 milyon dolar yapmaktaydı. Baker, ABD hükumetince Irak’ın Kuveyt’e olan borçlarını sildirmek için görevli temsilci olarak gönderilmişti. Ancak O, Irak’ın borçlarının silinMEMEsi karşılığında, ortaklığı bulunan Carleyle Group adına Kuveyt’le 1 milyar dolarlık yatırım ve arazi anlaşması yapmayı tercih etti. Ancak skandal ortaya çıkınca 1 milyar dolarlık araziden oldu.

Eski Dış işleri Bakanı George Shultz, Eylül 2002’de The Washington Post’ta “Şimdi Harekete Geçme Zamanı: Tehlike Yaklaşıyor. Saddam Devrilmeli” diye yazmıştı. Shultz savaştan sonra “Irak’ı Özgürleştirme Komitesi”nin başına getirildi. Shultz’un CEO’su olduğu Bechtel şirketi Irak’ın yeniden inşasından kesesine 2,3 Milyar Dolar koymuştu. Danielle Brian “Irak’ta hükumetin nerede bitip, Bechtel’in nerede başladığı belli değildi” diyordu. Bectel’in inşa ettiği kanalizasyonu çalışmayan okullar Irak’lıların daha 2004’te tepkisini çekmeye başlamıştı.

Elbette Şili’den başlayarak her yerde olan Kissinger’de oralardaydı. Coca Cola’dan Union Carbide’e, Hunt Olile’den mühendislik devi Fluor’a kadar bir sürü firmayı Irak’taki ÇOK YÜKSEK maliyetli lobici olarak temsil ediyordu. (Mesela Fluor Irak’taki en büyük inşaat yapılandırma ihalelerini alan şirketlerden biriydi.)

Kissinger’ın dostu ve iş ortağı Richard Perle Irak’ta Savunma Politikası Kurulu’nun başına geçmişti. Perle ve Kissinger’ın ortak şirketi Trireme Partners’ın Irak Savaşı üzerinden elde ettiği muazzam karları ortaya çıkaran Pulitzer Ödüllü gazeteci Hersh’e CNN televizyonundan verdiği cevapta Perle “Bir şirketin savaştan kar sağlayabileceğine inanmıyorum.. bu gazetecilik türü teröristliktir” diye cevap veriyordu. Perle, kısa süre sonra yaptığı “İran’ın yönetimi değiştirilmeli” çağrısının, bir Pentagon yetkilisinin görüşü, bir dış siyaset uzmanın tavsiyesi olarak okunmasını, asla onun silah şirketlerine ortaklığı ile ilişkisinin kurulmamasını istiyordu.

Senatör Byron Dorgan başından geçen yaşanmış bir klima ihalesini şöyle anlatıyordu: “Klima ihalesini alan şirket işi bir taşerona devretti, oda başka bir taşerona ve oda bir başkasına ve sonuçta dördüncü taşeron odaya bir vantilatör taktı”. Mahkemeye düşen bir çatı izolasyon işinde ihaleyi alan firmaya 21.000 dolar verilmiş, ancak 4. taşerondan sonra işi yapan işçilere sadece 2 ‘şer dolar yevmiye verildiği kayıtlara geçmişti.

Bütün bunlar olup “IRAK’a yapılan yardım paraları göz göre göre çalınırken” Iraklılara olayı seyretmekten başka çare kalmıyordu.

Irakta yapılan, Özel şirketlerin ÖZEl patronları vasıtasıyla ABD’den Irak’a yatırım FoNları çıkarılıp, hem Irak’ın servetlerini hem ABD’den oraya yollanan FONları çantalara doldurup geri ABD’ye taşımalarına yarayan bir sistemin kurulmasıydı.

Not: CIA’nin gizli deneylerinde özel sorgulama tekniklerine maruz kalan, birçok defa elektro şok verilen ve hala hayatta kalan birisin. 1950’de McGill Üniversitesi’nde senin üzerinde yapılan araştırmanın şimdi Guantanamo Körfezi ve Ebu Gureyb’deki mahkûmlara uygulandığına inanıyorum. Bu konuda fikrin nedir?

Bu kesin böyledir diyemem ancak şunu söyleyebilirim: “Geçenlerde Irak’a gittim. İşkencenin orada oynadığı rolü anlamaya çalışıyorum. ABD’liler bize işkencenin bilgi almak için olduğunu söylediler. Ancak sanırım, bunun ötesinde bir şeyler var; yeni bir ülke inşa etmekle, insanların zihinlerini silip, onları yeniden yaratmakla ilgili olabilir.

Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir