Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Aralık 3, 2020

ABD’nin Devasa Gücünü Arkalarına Aldılar

Naomi Klein, “Şok Doktrini” eserinde Kapitalizmin gücünü ve servetini, “serbest rekabet ortamında, demokrasinin nimetlerinden faydalanarak, ticaretle kazandığı” yalanının üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Batı’da biriken servetin kaynağının emek ya da ticaret değil, 400 yıl süren yağmacılığın -daha sofistike yöntemlerle- devam ettirilmesi olduğunu iddia ediyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de Güney Amerika’nın, Asya’nın, Afrika’nın servetlerinin kan, baskı, şiddet, talan, soygun ve yerli ulusların yoksullaşması karşılığında Batıya aktarılması süreçlerini inceliyor.

Buna, “Felaket Kapitalizmi” diyor.

Naomi Klein, Felaket Kapitalizminin, korku ve dehşete düşürerek toplumların hafızalarını silmesini, tepki veremez, değerlerine, mülklerine, haklarına sahip çıkamaz hale getirilmelerini, onların kendine has özelliklerinin, karakterlerinin, ümitlerinin, düşüncelerinin yeniden kurgulanmaya çalışılmasının ve nihai olarak ülke kaynaklarının küresel bazı şebekelere aktarılması sürecini “ŞOK Terapi” olarak tanımlıyor. Elektrik şoku verilmiş domuzların kaskatı kesilip faltaşı gibi açılmış gözlerle kendi organlarının kesilmesini seyrederlerken hiçbir şey yapamamalarından esinlenerek, geliştirdiği ekonomik modele “Şok Doktrini” ismini veren ve aynı zamanda düşüncenin ideologluğunu da yapan kişi, Chicago Üniversitesi profesörlerinden Nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman. Projenin üretim yeri Chicago Üniversitesi, Milton Friedman’ın fikirlerini görevlendirildikleri ülkelerde uygulamaya geçiren müritlerine ise Chicago Boys deniliyor. İçlerinde ABD, İngiltere, Kanada eski Başkanlarından, IMF başkanlarına kadar birçok, çok elit düzeyde yöneticinin bulunduğu, perde arkasında küresel şirketlerin yönetmenlik yaptığı bir şebekenin; ülkeleri hatta kıtaları kalkındırma, gelişmiş ekonomiler arasına katma vaadi ile yürüttükleri devasa bir soygun, modern bir yağmacılık, haydutluk yöntemi bu.

Bir haydutlar şebekesi ABD’nin devasa gücünü arkalarına alarak, bazen suni felaketlerle bazen gerçek felaketleri fırsat bilerek “korku ŞOK”una sokulmuş ülkelere çöküyorlar. Şili, Uruguay, Arjantin, Brezilya, Irak gibi ülkeleri işkence hanelere dönüştürülmesinin; Filipinler, Malezya, Tayvan, KOre gibi ülkelerin çok büyük suni parasal kasırgalar ile talan edilmesinin; Güney Afrika, Polonya, Çin, Rusya gibi ulusların, bedeller ödeyerek hürriyet için çıktıkları yolda liderlerinin tuzaklara çekilmesinin, esir alınmasının, kendi toplumlarına karşı kullanılmasının hikâyesi bu.

Kitapta, sömürüyü değiştirmemek için her şeyin değiştirilmesinin, sömürüye ve küresel haydutluğa gelecek tepkilerin, özgürlük ve hürriyet ortamı yok edilip büyük bir şiddet ve kaos var edilerek bastırılmasının süreci anlatılıyor. Şiddet ve zulmün “soygunu” gizleme yöntemi olarak kullanılmasının detaylarına ışık tutuluyor. Chicago Boys ekibinin ülkeleri borçlandırarak, madencilik, telefon, elektrik, su, gaz gibi asla zarar etmeyecek her dönem kıymetli olan varlıklara hatta bu ülkelere yapılan yardımlara el koymasının, bankaların boşaltılmasının, fakirlere yapılan sübvansiyonların ve iş kaynaklarının kaldırılarak insanların açlığa mahkûm edilmesinin -ABD dâhil- ayrıntıları veriliyor.

700 sayfayı bulan hacmine rağmen okuması kolay bir eser. Tavsiye ederim.

Zihnin Silinmesi

Çok sonraları araştırmaları CIA tarafından, Bluebird Projesi adı altında finanse edildiği ortaya çıkan McGill Üniversitesi yöneticisi Dr. Ewen Cameron ve Dr Donald Hebb, “insanlara sağlıklı davranış modelleri öğretmenin yolunun onların zihinlerinin içine girip ‘eskiden oluşmuş hastalıklı yapıları” parçalamaktan geçtiğine” inanıyorlardı.

Çoğunluğu sapa sağlam olan insanları alıp, günün hangi vaktinde olduklarını tespit edemeyecekleri hücrelerde veya büyük projektörler ya da zifiri karanlık içinde hiç bir sesin ve ışığın ulaşamayacağı odalarda tutuyorlardı. Gözleri kapatılıyor, kulaklarına sürekli gürültü veriliyor, elleri, kolları ve ayakları temas duygusunu engellemek ve hareketi kısıtlamak için borular içine alınıyor, sürekli yemek saatleri ve aralıkları değiştirilerek zaman algıları bozuluyordu. Düzenli aralıklarla elektrik şoklara ve uyuşturucu nitelikli kimyasallara tabi kılınıyorlardı.

Dr. Cameron elektroşoklarla hafızayı yok ediyor; izolasyon kulübeleri ile de duyusal algıyı bozuyordu.

Bazıları bir kaç hafta bazıları bir kaç ay bu duruma maruz kaldıktan sonra doktorlar, hastaların parmaklarını emdiklerini, cenin pozisyonunda kıvrıldıklarını, kaşıkla beslenme ihtiyacı duyduklarını, “anne” diye ağladıklarını, sıklıkla doktor ve hemşireleri anne babaları ile karıştırdıklarını ifade ediyorlardı. Hafıza kaybı ile gelen bu davranışlar genellikle kısa ömürlü oluyordu. Ancak ileri Şok dozları uygulanan hastaların konuşmayı ve yürümeyi dahi unuttukları gözlenmişti.

İşkenceler sonrasında hayatta kalabilenlerin anlattığı ayrıntılar yürek parçalayıcıydı.

Bu çalışmanın bir kopyası CIA’e, 41 kopyası ABD Donanmasına, 42 kopyası da ABD Ordusuna gönderildi.

Friedman CAmeron’dan esinlenerek ekonomi ileri derecede bozulduğunda, o ilk andaki masumiyet durumuna ulaşmanın tek yolunun, toplumlara bile bile acı veren şoklar uygulamaktan geçtiğine inanıyordu.

Cameron’un çalışmaları Şok Terapisinin/Tedavisinin/Doktrininin temelini oluşturdu. Daha sonra bu yöntemler toplumlara uygulandı ilk kurban ŞİLİ’ydi.

Devam Edecek…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir