Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ekim 21, 2020

Tarih Boyunca Din Kurucularına Yönelik Bakışlar

TARİH BOYUNCA DİN KURUCULARINA YÖNELİK DOGMATİK, ANTROPOLOJİK VE FENOMENOLOJİK BAKIŞLAR

AŞIRI OLUMLU YAKLAŞIM VEYA DOGMATİK BAKIŞ

  1. Bu yaklaşım, din kurucularının üstü örtülü, yüksek ve olağanüstü bir alemi ve gelecekle ilgili sırları hayatları boyunca tecrübe ettiklerini, onların görüp işittikleri şeylerin salt vahiyler olduğunu savunur.
  2. Bu anlayışa göre kutsallıkla ve aşkınlıkla tamamen entegre olmayan hayat anlamsızdır.
  3. Yaklaşım, hayatın geçerli olabilmesi için mutlak teolojik sırlarla dolu olması gerektiğini savunur.
  4. Böylece bu yaklaşım, din kurucusunun her yönüyle metafiziğe mahkum ve onun kontrolü altında olduğunu ve inancın menfaatleri doğrultusunda elverişli olacağını iddia eden teolojik bir hayat anlayışının ağır baskısı altındadır.
  5. Bu görüş için, kutsallıkla örtülü gizem, din kurucusunun metafizikle yakın temas halin-deki bedenindedir. Yani onun bedenine ait her şeyi ( mesela kesilen saçları, tırnakları, nefesi, yüzü, kanı veya bizzat kullandığı objeler -elbiseleri, silahları ve araç gereçleri-) bile aşırı mukaddestir.

ANTROPOLOJİK SEKÜLER YAKLAŞIM VEYA SIRADANLAŞTIRICI, KUTSALDAN ARINDIRICI VE KAYITISIZ BAKIŞ

  1. Bu anlayışa göre din kurucuları da sıradan, sade ve normal yaşayan insanlardır.
  2. Bu anlayışa göre din kurucusunun kimlik verici şahsiyeti ve örnek hayatında daha çok pragmatik yararları, insanlık adına yaptıkları ve çevresine kişilik verici modelliği önemlidir.
  3. O yüzden onu kutsallaştıran veya mitleştiren her türlü hatıra, hikaye hatta ve ona ait somut tarihsel bulguların hiçbir önemi ve değeri yoktur.
  4. Onun din odaklı soyut verileri, bu yöne vurgu yapan öğretileri veya beşeri yönünü vurgulayan anlatılar veya önemsenir.

ORTA YOL VEYA TARİHSEL FENOMENOLOJİK BAKIŞ

  1. Bu yaklaşıma göre dinin kendi somut tarihsel haliyle bilhassa din kurucusu tarafından şekillendirilen dinin aldığı inşa edici formun bilinmesi gereklidir.
  2. Dinin sırasıyla kültürel, bilimsel, anlatıya dayalı, sanatsal, felsefi, sosyo- ekonomik yapı ve boyutları gibi din kurucusu tarafından bizzat öğretilen yönleri en doğal veya en sade haliyle ilk başta yaşanmış ve onaylanmış olmalıdır.
  3. Bu anlayışa göre öncelikle devrimci karakterdeki din kurucusu, içinde yaşadığı toplumun oluşturduğu eski geleneksel kültten memnun değildir. Onların sevdiği büyüsel ve kültsel her türlü davranışlardan daima uzak durur.
  4. Bunun yerine O, insanlara devrimci kimlikteki öğretilerini açıklamak ister. Bu yüzden kurduğu sistemin içeriği, geçmişi eleştiren, taze sözler, derin anlamlar içeren veciz ve dinamik cümlelerden oluşur.
  5. Böylelikle din, kurucusunun öğrettiği ve yaşadığı tam bir organik yapı olarak hem dipdiri hem de hayati bir organizma olarak karşımızda durur.
  6. Bu organik haliyle din, bu ha-yatta tek bir unsuru bile yalın kalmadan işlemesi gereken, gelişmeci dairesel güç odağına dönüşür.
  7. Zaten dinin, kurucusu tarafından vaz edilen tüm unsurlarını birbirinden soyutlayarak bir parçasını anlamlandırmak mümkün değildir. Mesela bir din kurucusunun öğretici ve benimsettirici hayat hikayesi kendi dünya görüşünü yansıttığından onu bilmeden dini tam olarak anlamlandırmak zordur.
  8. Onun öğrettiği vahiyler, açık, berrak ve anlaşılır olup hitap ettiği toplumu entegre edici ve kötülükleri yok edici, anlamlı mesajlardır.
  9. Bu yaklaşıma göre din kurucusunun bizzat yaşadığı din anlaşılmazsa ise o dinin kendisi de daha sonraki dönemlerde tam olarak anlaşılamaz.

Prof. Dr. Mustafa ALICI

ERZİNCAN BİNALİ YILDIRIM ÜNV. İLAHİYAT FAKÜLTESİ

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir