Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Haziran 8, 2021

Böyle Bir Kanuna Niçin İhtiyaç Duyuldu?

Böyle bir kanuna niçin ihtiyaç duyuldu?

Ak Partinin tek başına iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar, af veya ceza indiriminin gündeme gelmediğinin  Cumhur ittifakının ortaklarından MHP’nin bu konudaki sözlü ve yazılı teklifinin uzun süre dikkate almadığının altını çizmek gerekiyor. Bu durum, Ak Partinin, affa veya ceza indirimine sıcak bakmadığını gösteriyor. Esasen, bundan önceki af ve ceza indirimi tecrübeleri de, toplumun bu tür tasarrufları benimsemediğini gösteriyor. Ancak tutuklu ve hükümlü sayısının cezaevi kapasitesinin epey üzerine çıkması, corona virüsünün (covid-19) Türkiye’de Mart ayındaki yayılma hızı, böyle bir kanun teklifini kaçınılmaz hale getirdi. Burada, bu kanunun temel sebeplerinden biri olan cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artışın sebeplerine değinmek gerekiyor.

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının artmasında en önemli nedeni, 2005 yılında yapılan kapsamlı değişikliklerdir. Bu tarihte, yürürlükte bulunan (eski) ceza kanunu, ceza muhakemesi kanunu yürürlükten kaldırılmış, yeni ceza kanunu ve yeni ceza mhakemesi kanunu yürürlüğe girmiş, infaz kanunlarında önemli değişikler yapılmıştır. 765 Sayılı (eski) ceza kanunu döneminde, (kabaca) davaların yarısı beraatle sonuçlanmakta, kalanın yarısı zamanaşımı ve şikayetten vazgeçme nedeniyle düşmekte, dörtte birinde de mahkumiyete karar verilmekteydi. Mahkumiyetine karar verilenlerin bir kısmının cezası ertelenmekte, bir kısmının hapis cezası para cezasına çevrilmekte, hapis cezasına mahkum edilenler de, cezanın üçte birini yatıp tahliye olmaktaydı. 2005 yılında, zamanaşımını süresi artırılmasıyla, (infaz kanununda ½ olan) infaz sürelerinin 2/3 e çıkarılmasıyla cezaevinde kalma oranı (otomatikman) ikiye katlandı.

Kolluk kuvvetine yapılan takviyelerle (ve teknolojide gelişmelerle) failin kısa sürede yakalanıp, Hakim ve savcı sayısının artırılarak yargılama süresinin kısalmasıyla, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı hızla artmaya başladı. Ceza sistemini havuza benzetecek olursak, yeni ceza sistemiyle, havuzun suyunu tahliye eden bazı delikler tıkanıp, bazıları daraltılırken, havuza giren su miktarı artırıldı. Suçları önlemeye yönelik sosyal politikaların dikkate alınmadığı bir ceza sisteminde, sistemin (döngünün) tıkanmaması için, alternatif çözüm kanallarının açılması, (eski) ceza kanunundaki cezaların indirilmesi, yeni cezaevleri inşa edilmesi gerekiyordu. Eski ceza sistemi kaldırılıp, yeni bir ceza sistemi inşa edilirken, bu sistemi inşa eden bu kanunları hazırlayan teknik kadronun[1] ve siyasi iradenin, yeni sistemin sonuçlarının dikkate alınması (buna göre düzenleme yapılması) gerekirdi. Simülatör vasıtasıyla, beşer yıllık periyodlarla cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı hesaplanabilir, buna göre düzenleme yapılabilirdi. Kapsamlı reform çalışmaları sırasında geleceğe yönelik böyle bir hesaplama yapılmadığı için, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı her geçen gün artmaya başladı. Bu süreçte, çok sayıda yeni cezaevleri inşa edilmesine rağmen, cezaevlerinin kapasitesi yetersiz kaldı.

Buna, Türkiye’nin içinde bulunduğu olağanüstü durumu, ABD’nin (devletin kılcal damarlarına sızan) FETÖ terör örgütü vasıtasıyla “hükümeti devirmeye” yönelik operasyonlarını, 15 Temmuz darbe teşebbüsünü ve FETÖ, PKK ve İŞİD terör örgütüne yönelik soruşturma ve kovuşturma kapsamında, (yaklaşık) 37.000 civarında tutuklu ve hükümlüyü ilave ettiğimizde, cezaevlerinin kapasitesinin niçin aşıldığını anlayabiliriz. Adalet Bakanlığının açıklamalarına göre, 1 Mart 2020 tarihi itibariyle, 235.000 kapasitesi olan cezaevlerinde (257.000’i hükümlü, 43.000’i tutuklu olmak üzere), 300.000 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bu istatistik, kapasitenin üzerinde 65.000 tutuklu ve hükümlü olduğu anlamına geiyor.

Hükümetin, bu kanunla, infaz sürelerini eski hale getirmesi, cezaevinde kalma süresini azalttacağı açıktır. Ancak sadece infaz süresinde yapılan indirim, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artışı azaltmaya yeterli değildir. Yukarıdaki örnekten hareketle, infaz süresinin 2/3 ten ½ ye indirilmesiyle, sadece havuzun tahliye borularından birinin çapı genişletilmiş, diğer tahliye kanalları hala tıkalıdır. Havuza akan su miktarında azalma olmayıp, havuza akan su miktarı, tahliye edilen su miktarından hala daha fazladır. Hükümet, bundan sonra böyle bir kanununun gündeme gelmesini istemiyorsa, daha kalıcı düzenlemeler yapması gerekiyor. Türkiye’deki cezalar Avrupa ülkelerindeki cezalarl kıyaslandığında, bizdeki cezaların çok yüksektir. Yeni ceza kanunu hazırlanırken, cezalar makul bir seviyeye indirilseydi, böyle bir kanuna gerek kalmayabilirdi. Ak Partinin önde gelen isimlerinin bazı suçlara verilen cezaları az bulması, verilen cezaları eleştirmesi, yeni kanunda bile bazı suçların cezalarını artırması, “sistemdeki tıkanıklığın” sebebini anlayamadğını gösteriyor. Suç istatistiklerine göre, cezaları artırılan suçlarda azalma olmaması, bu yöntemin etkili olmadığını gösteriyor. Suçları önlemenin en etkili yolu, (suçları önlemeye yönelik) sosyal politikalardır. Suç oranları, sosyal politikaların başarısı oranında suç oranı azalabilir. Bundan sonra, suç işleyenlerin ıslahı önem taşımaktadır. Suç işleyenler, amatör olarak girmekte profesyonel olarak çıkmaktadır. Cezasını tamamlayıp, cezaevinden tahliye edilenlerin önemli bir kısmının tekrar suç işleyip cezaevine girmesi, mevcut sistemin, suç işleyenleri ıslah etmediğini göstermektedir.

(Devam Edecek)

[1]2005 yılında yürürlüğe giren, (5237 sayılı) Türk Ceza Kanunu, üç kişilik bir komisyon (Prof.Dr.Adem Sözüer, Prof.Dr.İzzet Özgenç, Prof.Dr.Ahmet Gökçen)  tarafından hazırlanmıştır.

Cüneyt Toraman

 

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir