İdlib krizinden medet umanlar

İdlib düğümü çözülemiyor. Suriye’nin yıllardır yaşanan stratejik, ekonomik, siyasi tüm biriktirdikleri İdlib’de yoğunlaşmış ve tüm çelişkiler, tüm hesaplar, tüm beklentiler İdlib’le özdeşleşmiş durumda.

İdlib artık Suriye’nin daralan üçgenidir. Suriye’nin geleceğinin seyri, büyük ölçüde İdlib’de yaşanacak gelişmelere bağlıdır. Her şeyden önce Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğini İdlib’de tarafların tavrı belirleyecektir.

Türkiye’nin yaklaşımı, Soçi’ de oluşturulan İdlib Mutabakatı’nın devamından ve kararlılıkla uygulanmasından yanadır. Rusya’nın da üzerine düşenleri eksiksiz yerine getirmesi durumunda İdlib konusunda tıkanan süreç açılacağı gibi, Türkiye- Rusya ilişkisinin diğer boyutlarının da arızasız sürdürülmesi mümkün kılınabilir. Buna göre Türkiye Rusya ilişkisi bağlamında İdlib; S-400’dür, Akkuyu Nükleer Santrali’dir, Türk Akımı’dır, Astana ruhunun karar yeridir.

İdlib, Suriye üzerinde kördüğümler atan, ajandalar üreten tüm aktörler için asıl olarak; Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitiğinin önemli bir odağıdır. Bu yüzden de İdlib; terör örgütlerinin gizli servislerin iç içe geçtiği, karanlık hesapların kirli ilişkilerin odak noktasıdır. İdlib; milyonlarca masum insanın son sığınadır. İdlib Esad rejiminin kadın, çocuk, sivil, asker, muhalif ayırt etmeden topyekun imha çabasına giriştiği coğrafyadır.

İdlib; ABD açısından da öncelikle Rusya-Türkiye ilişkisinin seyrini belirleyecek ve buna göre iki ülkenin uzlaşmazlığının yaşanması umut edilen yerdir. Yine ABD açısından İdlib; Fırat’ın Doğusu için, PKK/PYD-YPG terör örgütü eliyle işgal edilmiş toprakların unutulması için yapılanması gereken oyun alanıdır.

Nitekim ABD için bu refleks, hemen devreye girmiş, Türkiye’ye destek mesajları verilmiş, sosyal medya üzerinden Rusya-Türkiye ilişkisini hedef alan mesajlarla, Türkiye’nin müttefikliği aklına gelmiştir. Onun aklına gelmiş olabilir ama bizim için, PKK/PYD-YPG terör örgütüyle açmak istediği koridoru, kurmak istediği garnizon devlet ısrarını unutturamamıştır.

ABD tarafından sergilenen bu davranış biçimi hâlâ Soğuk Savaş döneminin Türkiye’sine duyulan özlemdir. O dönemin Türkiye’ye yönelik refleksidir. Zannedilmemelidir ki; Türkiye geçici, tepkisel, duygusal, tek yanlı bağımlılığın efsunundan sıyrılamamış bir Türkiye’dir ve Rusya ilişkisi dönemsel, geçici bir ABD tepkisinin ürünüdür. Bu değerlendirme ABD için çok yanıltıcıdır. Doğru bir Türkiye okuması değildir. Türkiye-Rusya ve ABD arasında gelgitler yaşayan, salınım içinde olan bir ülke değildir. Türkiye-Rusya ilişkisi Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alarak, yapılanan bir ilişki biçimidir. S-400 de, Akkuyu nükleer santrali de, Türk Akımı da bu ilişki biçiminin ürünleridir, sonuçlarıdır.

ABD, Türkiye’nin yanında yer almak istiyorsa, gerçekten müttefik kavramını sahicilikle ağzına almak istiyorsa; PKK ilişkisini bitirmesi, silahlarını toplaması, Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkı sunması, Suriye’nin siyasi geleceğine demokrasi adına büyük destek olması, FETÖ’nün küresel ağının çökertilmesini sağlaması, elebaşını Türkiye’ye teslim etmesi şarttır.

Yoksa yine ve her zaman olduğu gibi, Türkiye’nin direncinin kırılmasını beklemek ve buna katkı sunmak isteniyorsa, boşuna bekleyiştir, nafile umutlanmadır.

Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu/Akşam

Cevap Yazın