Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Eylül 25, 2020

Bir kadeh rakıya gitti…

FETÖ bir “yerel dini hareket” olarak ortaya çıktı, din alanını kullanarak (yani bazı müsamahalara yaslanarak) kendini meşrulaştırdı, dolayısıyla hakkındaki kuşkuları (dinin meşrulaştırıcılığına) sığınarak izale edebildi.

Kafa çıkarmaya başlamadan önce böyleydi.

Nur hareketine (Nur hareketinden neşet etmiş gruplara) kuşkuyla bakan ideolojik çevrelerin tarassudundan da, yine dinin meşrulaştırıcılığına sığınarak kurtuldu ve muhakeme konusu edildiğinde, “destekçi” olarak yanında geniş bir dindar mağdur kesim buldu.

Denilebilirse, başkalarının sırtından geçindi.

Hep başkalarının mağduriyetleri içinde “kamufle” oldu.

Ne zamana kadar?

Devlete çaktığı kadroları, devlet hiyerarşisi dışına çıkarıncaya kadar…

Bir süre sonra, “Ben varım… Ben artık devletim…” demeye başladı ve devleti içeriden dönüştürme hedefinin, artık küçük bir hedef olduğunu, doğrudan devletin yerine konuşlanmayı seçti, TSK içindeki bir “tasfiye hareketi” başlatarak…

Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları, özellikle bu soruşturmalarda kullanılan “dil” bunu deklare ediyordu: “Ben artık devletim.”

Siyaset kurumu bu “dil”le KCK soruşturmaları döneminde tanıştı. Bir şeylerin yanlış gitmekte olduğu kuşkusu, o dönemde belirdi.

Devlet adına operasyon yürüten (devleti çetelerden ve darbecilerden temizlemeyi hedef edindiğini söyleyen) ekip, ilginç bir biçimde, devletin farklı alanlarda yürüttüğü istihbarat çalışmalarını bozuyor, bozmakla kalmıyor, bu faaliyetleri “kriminalize” ediyordu.

KCK operasyonları döneminde, çok sayıda devlet muhbiri deşifre edildi ve bunların PKK tarafından ortadan kaldırılması sağlandı. Ayrıca, KCK bağlantısını kullanarak terör örgütüne ajan sızdıran devlet görevlileri hakkında soruşturma başlatıldı. Bir kısmı tutuklandı.

Bütün bunları FETÖ’nün polis ve savcıları yaptı…

Devleti (daha doğrusu siyasi iradeyi) FETÖ konusunda kuşkuya sevk eden olaylardan biri KCK operasyonuysa, diğeri MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrılmasıdır.

Peşinden, eski Genelkurmay Başkanlarından İlker Başbuğ’un tutuklanması gelmektedir.

Ki, bu tutukluluğa siyasi irade sert tepki vermiş, Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını yürüten, bir diğer ifadeyle, darbecilere ve çetecilere karşı mücadele ettiğini söyleyen “ekip”ten desteğini çekmiştir.

Soru:

FETÖ’yü büyük bir “özgüvenle” harekete geçiren ve devletleştiren, daha doğrusu devletin yerine konuşlandıran irade Fetullah Gülen’e mi aitti? Yani Meclis’i bombalayacak kadar gözünü karartmış manyak sürüsü, motivasyonunu Fetullah Gülen’in rüyalarından mı alıyordu?

Cevap:

FETÖ, evet, din analında neşvünema bulmuştu, meşrulaştırıcı bir kalkana ihtiyacı vardı ama kendisini devletleştirirken motivasyonunu sadece Fetullah Gülen’in uyduruk rüyalarından değil, Fetullah Gülen’i sevk ve idare eden güçten, yani Amerikan gizli servisinden alıyordu.

Fetullahçıların TSK içinde “tutunmalarında”, İlker Başbuğ gibi laiklerimizin, “laik” generallerimizin de payı vardır:

Bilerek ya da bilmeyerek, bir kadeh rakıya koskoca orduyu FETÖ’ye peşkeş çektiler.

Ahmet Kekeç/Akşam

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir