Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 20, 2020

Yumruk Mesafesi

Bu yazımıza Doç. Dr. Evren Balta’nın naklettiği meşhur Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un  “kirpi ikilemi” teziyle başlayalım:

“Türkiye ve Rusya bütün gerilimlere ve ulusal çıkar tanımlarındaki çelişkilere rağmen ilişkilerini ısrarla iş birliği hattında sürdürmeye çalışıyor. Bu iki aktör arasındaki ilişkileri anlamak için Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un “kirpi ikilemi” tezi mükemmel bir metafor…

 

Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: Ya birbirlerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirlerini ısıtmaya çalışırken birbirlerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır. Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra, nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşısındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur.”

 

Kültürümüzde beşeri ilişkileri niteliği konusunda şöyle bir deyim vardır. Dostluk yumruk mesafesinde olmakla kaimdir. Mükemmel mesafe diye de tanımlayacağımız bu uzaklık-yakınlık aralığı ilişkilerin müdavemeti açısından elzemdir. İnsani ilişkilerde had-hudut gözetilmelidir. İyi günün kötü güne de dönüşebileceği düşünülerek hem eski dosttan gelecek yumruktan emin olabilmek, hem de yeni dosta sarılabilmek için yumruk mesafesi mükemmel bir aralıktır.

Devletlerarası münasebetler kalıcı dostluklar ve düşmanlıklar üzerine bina edilemezler. Gün gelir menfaatler çakışır veya kesişir.

Türk-Rus ilişkileri hiçbir zaman kalıcı dostluk haline evirilmemiştir. Kâh muhabbet, kâh adavet yön vermiş münasebetlerimize. Gün olmuş Avrupa devletlerinin saldırganlığını Rusya ile yakınlaşarak bertaraf etmişiz, gün olmuş Rus gailesine karşı Avrupalılardan destek beklemişiz. Bazen iç meselelerimizde bile dış destek talep ettiğimiz vakidir. Daha geniş bilgi için Hünkâr İskelesi Antlaşmasına bakılabilir. (Hünkâr İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 tarihinde İstanbul’un Hünkâr İskelesi semtinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır.)

Türkiye, ezik aydınlarının üzerindeki çekingenliği atarak Libya’ya asker gönderebildi. Elhamdülillah.

Öte yandan “ezik aydın” tabiri maalesef bürokrasi için de geçerliymiş. İsyancı bir teröristin silah bırakmasını sağlamak için Rusya’dan onu ikna etmesini beklemek bir eziklik değil mi? Bizim meşru hükümetle yaptığımız mutabakatın gereği olarak Libya’daki varlığımız yasaldır. Elbette askerimiz oraya elma hasadı için gitmedi. Bir ordu ne yaparsa onu yapacak.

Libya’da varlığı sorgulanması gereken Rusya’yı muhatap almak yetmezmiş gibi bir de ondan asileri silah bırakmaya ikna etmeyi istemek politik bir körlük değil mi?

Belli ki  24 Kasım 2015’te Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesinin etkisinden sıyrılamamış diplomatlarımız var.

Uçak sınırımızı ihlal etmiş ve düşürülmüştür. Bir Türk uçağı Rus sınırlarını ihlal etse onlar da farklı davranmayacaklardır.

Libya ile tarihi bağlarımız bir yana BM’nin tanıdığı bir hükümetle imzaladığımız anlaşmalar var. Buna karşılık Rusya’nın Libya’da ne işi var. Neden Libya konusunda onları muhatap alıyoruz. Bu politikamızla Rusya’nın Libya’daki varlığını yasallaştırmıyor muyuz?

Denilebilir ki Suriye’de çıkarlarımız örtüşüyordu. Hayır, böyle bir durum yoktu. Rusların sıcak deniz hayali vardı. Özellikle İran, takıyyesi gereği ayının burnuna toka takıp onu Suriye sahasına getirerek karşımızda aynı oynattı. Bize de Süleymani’nin oynattığı ayıyı seyretme gafleti düştü. Bu arada ayı oynarken çadırı yıktı. Düşmesi an meselesi olan Esed, yeniden zulmüyle geri geldiği gibi Rusya ‘da tüm sakilliğiyle bir İslam beldesine çökmüş oldu.

Yumruk mesafesi alamadığımız Rusya, yarın barış ortamına kavuştuktan sonra Libya’dan çıkacak mı? Var mı bunun garantisi? Oradaki varlığı yasal bir gerekçeye dayanmayan Rusya’nın Libya’da sömürüden başka bir gayesi mi var?

Türkiye, Rusya ile uzaklığını-yakınlığını mükemmel mesafe ayarında tutmalıdır. Hem Suriye’de, hem Libya’da, hem de her yerde.

Adil Gülmez

@umradil

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir