Takoz siyaseti

Yol yaparsın, karşına çıkarlar. Köprü projelendirirsin, “olmaz” diye bağırırlar. Libya’ya gidersin, “Ne işimiz var orada” derler. Tank üretmek için adım atarsın, “Katarlılara peşkeş çekildi” yalanına sarılırlar. Kanal açacak olursun, belden aşağı vuruşlar yaparak “Bunlar hepimizi kısır edecek” sözleriyle karşınıza dikilirler…

Ne bu?..

Takoz siyaseti!

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, zaten TBMM’de bütün Türkiye’nin gözü önünde açıkladı:

“Bu Hükümet, dünyanın en doğru işini bile yapsa, bizim bu Hükümet’i alkışlayacak halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim.”

Ardından bu anlayış daha da geliştirildi. Tam bir takoz siyasetine dönüştürüldü. Pusuya yatıyorlar adeta. Çevreyi gözlüyor, nerede dönen bir teker varsa, oraya koşuyorlar. Önüne takoz koyup durdurmaya çalışıyorlar.

En belirgin örneklerden biri de Ekrem İmamoğlu. O, işi alabildiğine abarttı. Temel Atmama Töreni bile düzenledi. Dönen tekerin önüne takoz yerleştirmeyi, bir meziyet olarak gösterip, törenle kutlama yaptı.

Yetmedi, Kanal İstanbul’a savaş açtı.

En son icraatı da İstanbul Başakşehir Şehir Hastanesi’ne giden yol inşaatlarını durdurmak oldu. Böylece takoz siyasetini taçlandırdı.

Engellenen, durdurulan diğer işleri ise hiç saymıyorum. İşte böyle garip ve acayip bir siyaset anlayışla karşı karşıyayız!

***

Tabii bu işleri yaparken, tedbir alıp gizlenmek de lazım. Çünkü işin sonunda iyot gibi ortaya kalıp, elde suç aleti takozla yakalanmak var!

İşte bu yüzden İmamoğlu televizyonlara çıkıp çağrılar yapıyor:

“Merkezi Hükümet yardım etmeli, büyük projeleri bitirmeliyiz:”

Nasıl olacak bu? Merkezi Hükümet yatırım yapıyor, karşısına engeller dikiyorsun. Mahkeme kararını bile dinlemeyeceğini, mücadele edeceğini söylüyorsun. Ne yapıyorlarsa karşı çıkıp, itibarsızlaştırmaya çalışıyorsun. Sonra da yardım bekliyorsun. Yetmiyor, “Beni niye desteklemiyorlar? Ben 16 milyonun başkanıyım” diye sızlanıyorsun.

Güzel, ama çok bilinen eski bir taktik bu! Ayrıca, “İhmali mesuliyet yoktur, icrai mesuliyet vardır” anlayışı çok gerilerde kaldı!

Belki yatıp, iş yapmadan, karşıda iş yapanı suçlayarak zaman kazanabilirsin. Ama uzun süre sürdürülemez ki bu! Millet bir süre izler, oyalanır; ama sonra da “Sen ne yapıyorsun” diye sorar.

***

Algı da bir yere kadar!..

Kitle iletişim araçlarının böylesine geliştiği, internetin en ücra köşelere kadar ulaştığı bir devirde, sürdürmek kolay değil.

1950’lerde uçak fabrikalarımızın kapatılması birtakım bahanelerle örtülendi. 1960’larda algı operasyonlarıyla Türkiye’nin yerli otomobil üretimi engellendi. Ama 1970’lerde takoz siyaseti sonuç vermedi. Boğaz Köprüsü’nün yapılması önlenemedi.

Üstelik artık 2020’deyiz!

Milletin eğitim seviyesi yükseldi. İnsanlar laf değil, hizmet bekliyor artık. Algı operasyonları da eskisi kadar başarılı olamıyor.

Yürümez, sürdürülemez bu takoz siyaseti…

Belki, müzmin muhalifleri ve karşı tarafa düşmanlık besleyenleri geçici bir süre yan yana getirebilir. Ama hepsi o kadar.

Sürekli artan ihtiyaç ve beklentileri var insanların. Lak lakla daha ne kadar zaman kazanılır?

Emin Pazarcı/Akşam

Cevap Yazın