Türkiye-Libya Bağlamında Ezik Aydınlar

Eziklik artık alıştığımız bir durum. Özellikle muhafazakâr aydınlarımız ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki o ezikliği bir türlü bertaraf edemiyorlar. Aslında bu durum geçmişte yaşananların tabii sonucu olarak hissedilen psikolojik bir hal.

Aşağılık kompleksi, bir aydının önce kendini sonra da milletini yetersiz hissetmesi halidir. Bu insanlar, kendi ülkelerini diğer devletlerden daha değersiz, daha güçsüz hissederler. Bu düşüncelerin neredeyse tamamı tarihten kalma sebepler yüzündendir.

Eziklik, özgüvensizlik ile gelen bir davranış şeklidir. Kişinin haklı olduğu konularda kendini savunamamasıdır. Sesini yükseltememesidir. Fikir beyan edememesidir. Başkalarının ne düşüneceğine takılı kalmak bu davranış yapısının ana özellikleridir. Biz böyle kişilere ezik deriz.

Eziklik, tevazu ile karıştırılmamalıdır. Toplumumuzun çoğunluğunun kelime haznesi oldukça düşüktür. Ekseriyet mümkün olduğunca az kelime ile çok konuşur. Alçak gönüllü, düşünceli, ince ruhlu insanlara da ezik demek yanlış bir tanımlamadır.

***

Birkaç yıl önceydi. Bu günlerde ekranlarda sıkça görmeye alıştığımız bir gazetecinin Beşiktaş’taki ofisindeyiz. Şimdi müteveffa olmuş bir siyasi şahsiyetin geldiğini haber verdiler. Ortam bir anda ciddileşti, orada bulunanlar gelen kişiyi tazim ve hürmetle karşıladık. Selam ve merhaba faslından sonra akademik ünvanlı da olan misafirimizin ne düşündüğünü merak ettiğimden dolayı özellikle Suriye meselesini açtım. Ortamdaki kişilerin Suriye olaylarına dair muhtelif mülahazalarından sonra sözü hararetle savunduğum TSK’nın Suriye’ye müdahalesine getirerek merhum Hasan Celal Güzel’in de askerimizin Suriye’ye girmesini savunduğunu söyledim. Geçmişte önemli bir parti tarafından Cumhurbaşkanı adayı gösterilen Milliyetçi-Muhafazakâr çevrelerin yakından tanıdığı şahıstan da benzer ifadeler beklerken tam zıt istikamette görüş beyan etmesinden dolayı ciddi bir hayal kırılması yaşamıştım.

Şöyle demişti merhum büyüğümüz: Türkiye, Kilis’ten ordumuzu Suriye’ye soktuğu anda bizler Şam’da İsrail bayraklarını görürüz.

Hala kabullenemedim bu korkak tavrı. Sen bir ülkeden en büyük beşeri mertebe olan cumhurbaşkanlığına layık görül sonra da nevzuhur, gasıp, haydut bir devletçikten bu denli çekin.

Yakıştıramamıştım ona bu tavrı. Hâlbuki ben onu milliyetçi-muhafazakâr çevrelerin en önemli düşünce önderlerinden biri olarak tanıyordum. Meğer yıllar sonra öğrendim ki bu hal tipik bir ezik-muhafazakâr aydın psikolojisi imiş. Yanılmıştım.

***

Bu günlerde Türkiye’nin Libya’ya asker gönderip-gönderemeyeceği tartışılıyor. 27 Kasım 2019’da İstanbul’da imzalanan “güvenlik ve askeri iş birliği mutabakat muhtırası”  bu konuda şöyle diyor:

  • Libya’da Ani Müdahale Kuvveti kurulmasına Türkiye eğitim, danışmanlık, malzeme ve planlama desteği verilecek
  • Türkiye’de ve Libya’da ortak ‘Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi’ kurulabilecek
  • Kara, deniz ve hava araçları, silahları, eğitim üsleri tahsis edilebilecek. Bu durumda mülkiyet, tahsis edilen ülkeye ait olacak
  • Ortak askeri planlama, eğitim, silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilebilecek
  • Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, “barışı koruma” operasyonları yapılabilecek
  • Libya’ya “Misafir Personel” olarak adlandırılan ‘savunma ve güvenlik kuruluşu mensubu siviller’ ve birlikler gönderilebilecek.
  • Askeri gereçler hibe edilebilecek, satılabilecek ya da kiralanabilecek. Anlaşma, teknoloji transferi için Libya’ya lisans verilmesinin de önünü açıyor.

3 yıl süreyle geçerli olacağı, sonrasında da birer yıllık sürelerle uzatılacağı ancak sona ermesi halinde devam eden programların etkilenmeyeceği belirtilen mutabakat muhtırasına istinaden Türkiye’nin Libya’daki BM tarafından da tanınan meşru hükümetin talebiyle asker gönderme imkânı var.

Ülkemiz açısından son yıllarda dış ilişkiler kapsamında çok büyük bir başarı addedilen bu anlaşmaya rağmen mevcut hükümete fikri-düşünsel destek vermesi gereken muhafazakâr aydın tipinin kronik hastalığı yeniden nüksetmiş gibi.

Bir basiretsizlik örneği sergilenerek yıllarca ertelenen askerimizin müdahalesi korku duvarlarının yıkılmasıyla gerçekleşince ne oldu? Muhafazakâr aydının endişeleri mi tahakkuk etti yoksa Türkiye küresel çapta oynanan oyunları mı bozdu? Elbette ülkemizin önünü kesmeye çalışanlara tarihi bir ders vererek planları ayaklarına dolaştırıldı.

Şimdi Suriye politikalarından ders alınarak aynı hataların Libya’da tekerrürüne meydan verilmemelidir. Bu konuda ezik aydınların önümüze servis ettikleri Rusya’nın Libya’da muhalif olarak karşımıza çıkması çok ta kale alınacak bir durum değildir. Nihayet adamların tarihten tevarüs ettikleri bir ‘sıcak denizlere inme’ politikaları var. Buna karşılık Türkiye’nin bölge insanlarıyla paylaştığı bir geçmişi ve geleceğe dair ortak hedefleri var. Az şey midir bu? Tam aksine hiçbir devletin sahib olamayacağı bir güçtür.

Hülasa henüz mutabakat imzaladığımız yönetim işbaşındayken Libya için daha önemlisi Türkiye için yapılması gerekenler acilen yapılmalı. Ezikler Türkiye2ye ayak bağı olmasınlar.

Adil Gülmez

Cevap Yazın