Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ekim 27, 2020

Edirne’yi Tahkim Etmemiz Gerekiyor

Bir düğün vesilesiyle hafta sonunu (21-22 Aralık Cumartesi ve Pazar günleri) Batı Trakyalı soydaşlarımız arasında geçirdim. Bu vesileyle intibalarımı birkaç başlık altında okuyucularımla paylaşmak isterim.

İpsala sınır kapısından geçip Yunanistan topraklarına ayak basmakla beraber hemen ilk hayal kırıklığını yaşıyorsunuz. Doğal olarak sınırın Türkiye tarafındaki insanlarla sınırın Yunanistan tarafında kalan insanların aynı soydan olabileceğini tahmin ediyorsunuz. Ancak durum zannettiğiniz gibi değil. Sınırın her iki tarafında yaşayan insanların beşeri irtibatlarını engelleyici tedbirler almış Yunanistan devleti. Kendince bir güvenlik endişesini mesnet edinmiş bu suni ortamı oluşturmak için. Arada fasıla bölgesi var ve beşeri coğrafya devam etmiyor, inkıtaya uğramış. Belli ki Yunanistan sınırları içinde kalan Türklerle Türkiye Türklerinin irtibatları kesilmek istenmiş. Gözden ırak olanlar gönül bağı oluşturmasınlar diye düşünülmüş.

Yunanistan devleti, Türkiye sınırından Yunanistan yönünde yaklaşık 100 kilometrelik bir derinlik oluşturarak buralardan Türkleri boşaltıp Rumları yerleştirmiş. Sınırdan geçtiğiniz zaman aşağı yukarı bir saat gözünüz köylerde minare arıyor ama nafile. Belli bir mesafeyi aldıktan sonra minareli köyleri görebiliyorsunuz.  İçiniz ferahlıyor.

Türkler genelde dağ köylerinde yaşıyorlar. Ovalık bölgelerde karışık bir ortam söz konusu. Rum ve Türkler bir arada yaşıyorlar. Dağlarda iskân eden Türklerin kimliklerini muhafaza edebildiklerine şahit olurken ova bölgelerindeki soydaşlarımızın daha çok baskıya maruz kaldıklarını söyleyebiliriz. Mesela dağlık kesimdeki Türk köylerinde Ezanlar tıpkı ülkemizde olduğu gibi gürül gürül okunurken İskeçe’de akşam ve yatsı namazını eda ettiğimiz camide okunan ezanı camide namaz için hazır bekleyen cemaat ancak işitebiliyordu. Bu durum beni hayli hislendirdi ve gözyaşlarıma mani olamadım.

Bu arada iki günlük ziyaretimizde gönlümüzü yeşerten içimize ümit tohumları serpen manzaralara da şahit olduk. Gerek Gümülcine ve gerek İskeçe sokaklarının bazıları Konya ve Bursa çarşılarını hatırlattı. Henüz otantik yapısı bozulmamış çarşılardaki esnaf size yabancı bir ülkede değil kendi memleketinizin çarşı-pazarında geziyormuş gibi bir his veriyordu. Herkes selamınızı alıyor ve daha güzeli ile mukabele ediyor. Dolaşan hanımların tesettürleri tıpkı Anadolu’daki hanımlar gibi en çok ta bu durum hoşumuza gidiyor.

Yıllar önce Kurban Bayramı vesilesiyle yaklaşık bir hafta süren bir Bulgaristan seyahatimiz olmuştu. Özellikle Müslüman muhitlerde dolaşmamıza rağmen gözüm nerelerdeler acaba diye mesture bayanları aramıştı da sadece ücra bir köyde oldukça yaşlı iki başörtülü Müslüman kadın görebilmiştim. Şahit olduğumun hepsi bu kadardı. Konuyu ziyaretimiz esnasında dillendirdiğimde nedenini İskeçeli bir arkadaşım şöyle özetledi:

Onlar zulmün daha katmerlisine maruz kaldılar. Elhamdülillah bizler bu kadar kendimizi koruyabildik. Ona cevabım şu oldu:

Kardeşim, sizler ve tüm Balkanlar için Edirne’yi tahkim etmemiz gerekiyor.

Adil Gülmez

@umradil

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir