Bağdadi Operasyonu Mevcut Resmi Değiştirmez

İstihbarat Uzmanı Gazeteci-Yazar Ferhat ÜNLÜ Bağdadi Operasyonunu Değerlendirdi:

“Terörle mücadelede bedel ödemiş bir ülkeyiz. Malum, o kadar farklı terör örgütüyle mücadele ettik ki. Türkiye’nin terörle mücadelede stabil, güçlü, onurlu ve dik duruşu hiçbir zaman değişmez. Bu şahsın öldürülmesinden de sadece memnuniyet duyar. Ancak bunun neden şimdi ve bu koşullarda yapıldığını sorgulamak da, terörle mücadele herhangi bir bahane üretmek değildir. ABD’nin YPG’ye verdiği destek, Türkiye’nin de YPG’ye karşı verdiği mücadele devam edecek. Son tahlilde mevcut resim değişmeyecektir.” 

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Ekim’de ABD yerel saatine göre 09.00’da (TSİ ile 16.00) kameralar karşısına geçtiğinde az çok ne söyleyeceği biliniyordu. Çünkü bir gün önce twit atmış ve ardından bazı haberler düşmeye başlamıştı. Trump işte bu bilgiyi paylaştı: DEAŞ terör örgütünün lideri Ebubekir el-Bağdadi öldürülmüştü. Yaptığı eylemler, sadece Amerikan politikalarına ve terör örgütü PYD/YPG’ye yarayan örgütün lideri olan Bağdadi, Trump’ın açıklamalarına göre İdlib’in Barişa bölgesinde saklandığı evde düzenlenen operasyonla öldürülmüştü.

Trump, operasyona katkılarından dolayı Rusya, Türkiye, Suriye ve Irak’a teşekkür etti. “Kürtler” diyerek YPG terör örgütüne teşekkürü de ihmal etmedi. Basın toplantısında Türkiye ile ilgili sorulara “Türkiye ile bunu konuştuk. Nereye gittiğimizi biliyorlardı. (Onlara ait) Hava sahasında da uçtuk. Onlar (Türkiye) harikaydı, hiç sorun olmadı” sözleriyle yanıt verdi.

Sonrasında ortaya çıkan bilgi paylaşımları, manipülatif yayınların gölgesinde kaldı. En önemli ayrıntılardan bir tanesini Hürriyet Gazetesi’nden Fevzi Kızılkoyun yazdı.

Kızılkoyun’un haberine göre, Bağdadi’nin yakalanmasına giden sürecin başlangıcı 2018’de beş yardımcısından biri olan İsmail el İthavi’nin Sakarya’da yakalanıp Irak’a iade edilmesiydi. İthavi’nin verdiği bilgilerle Irak istihbaratı, eksik parçaları tamamlama fırsatı buldu. İthavi, ABD’nin Bağdadi’nin Suriye’deki adresini tespit etmesinde de kilit rol oynadı.

Reuters’e konuşan bir Iraklı istihbarat yetkilisi de süreçte Irak istihbaratının önemli rol oynadığını belirterek, İthavi’nin Türkiye tarafından yakalanarak Irak’a iadesine dikkat çekti. Yani Bağdadi’nin yakalanmasına giden süreçte Türkiye kilit rol oynamıştı.

Buna rağmen bir güç devreye girerek Türkiye’yi suçlayıcı, terör örgütü PYD/YPG’yi övücü yayınlara başladı. Yayınlarda Türkiye’ye yönelik çok ciddi psikolojik savaş yalanları yer aldı.

Örneğin Bağdadi’nin yakalandığı yer olan İdlib’in Türkiye kontrolünde bir yer olduğu ileri sürülerek, Bağdadi ile Türkiye’yi ilintilendirme çabası yer aldı. Bu yalanların piyasaya sürülmesinde FETÖ militanları ve onların kripto unsurları da aktif olarak yer aldı.

Bu yalanların yanında, istihbarat filmleri izleyerek az çok bu konuda bilgi sahibi olan 10-15 yaşlarında bir çocuğun bile güleceği komedi senaryoları yazıldı.

Bunu yazanların “dünyanın saygın yayın organları” olarak yansıtılan Amerikan gazeteleri olması dikkat çekiciydi. En komik senaryo, terör örgütü YPG’nin Bağdadi’ye ait bir iç çamaşırı ele geçirdiği ve buradan iz sürüldüğü şeklinde yazılanıydı.

Tekrardan belirtmek gerekir ki, Amerikalılar Bağdadi’nin öldürüldüğünü açıklandı. Güvenlik Uzmanı Mete Yarar’ın, bu konudaki şu dikkat çekici değerlendirmesi basına yansıdı: “İstihbarat örgütleri bu kadar önemli bilgilere haiz kişileri canlı ele geçirmek için özel bir çaba sarf ederler.

Ama canlı ele geçirmenin de başka türlü maliyetleri vardır. Bazen bu maliyetleri ortadan kaldırmak adına sağ ele geçirdiklerinde ‘ölü ele geçirildi’ diye ilan edebilirler.”

Anlaşılan uzmanlar, Bağdadi’nin ölümündeki şüphelerinden arınmamışlardı. Biz de Yörünge olarak, istihbarat konularında çalışmalarıyla bilinen Gazeteci-Yazar Ferhat Ünlü ile bu konuyu konuştuk.

NOT: Ferhat Ünlü ile yaptığımız kısa söyleşi, Bağdadi’nin öldürüldüğünün açıklanmasından hemen sonra yapılmıştır.

Barış Pınarı Harekâtı öncesinde, yapılırken ve sonrasında DEAŞ terör örgütü sürekli gündemde tutuluyordu. Bu çerçevede Bağdadi operasyonunu nasıl yorumlamak lazım?

Hem zamanlaması hem de seçildiği yer itibariyle basbayağı planlı, organize edilmiş, hatta gerçek olsa tiyatro diyebileceğimiz kadar kurmaca bir olaya benziyor. Neden derseniz, bu adamın İdlib’e ne zaman geldiği meçhul.

Bağdadi’nin ABD’nin kontrolünde bir hapishanede kaldıktan sonra IŞİD’i/DEAŞ’ı oluşturması, kurması ardından Irak’tan Suriye’ye geçişi, ardından Irak El Kaidesinin DEAŞ’a dönüşmesi, yaşanan bütün süreçlerde gördüğümüz tezleri, bugüne kadar bu şahsın neden öldürülmediği, bulunmadığı tezini güçlendiren bir operasyon.

Zamanlaması hemen Barış Pınarı sonrası. Fırat Kalkanı ile başlayan süreçte Türkiye hem DEAŞ’ı, hem YPG’yi geriletmeye başlamıştı. Fırat Kalkanı DEAŞ’ı ortadan kaldıran gücün YPG olmadığını gösteren bir harekâttı. Rakka’ya da ABD, Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen YPG ile birlikte girmek istemişti. Biliyorsunuz Rakka, DEAŞ’ın üssüydü. DEAŞ’ın üsleri birden bire YPG’nin haritayı sarıya boyadığı alanlar oldu. Barış Pınarı Harekâtı da Fırat’ın doğusuna yönelik olmasından dolayı bu sarı bölümleri bozan bir harekât oldu.

Tabi bu ABD’yi rahatsız etti. ABD askeri sahadan çekilirken, daha doğrusu Pentagon ve CIA, ABD askerlerinin sahadan çekilmesine rıza göstermezken adeta bir paralel yapı gibi Trump’ın sonradan kameralar önünde övüneceği, ama Trump’ın çok da başlangıçta bilgi sahibi olmadığı ve peşine düşmediği bir şeyi ‘sana seçim hediyesi olarak verdik al kucağına’ gibi bir olay. Benzetmek çok da yanlış olmaz.

Biliyorsunuz Öcalan’ın yakalanma süreci… Bizimkiler Suriye’den çıkışa zorladı ondan sonra ABD Öcalan’ı Nairobi’de teslim etti. Bir seçim öncesi merhum Ecevit’e hediye edilmesini andırırcasına kendi devletinin başkanına hediye etti. Böylece kendilerinin Suriye’de kalmalarının ne kadar haklı ve gerekli olduğunu dolaylı yoldan izah etmiş oldu. Çünkü operasyonu da özel kuvvetleriyle yaptı.

DEAŞ MİSYONUNU TAMAMLADI AMA YER YER KULLANIMA AÇILABİLİR

DEAŞ’ın bütün eylemlerine baktığımızda, ABD’nin bölge ve terör örgütünün yayılma politikasına yaradı. Bağdadi operasyonu sonrası örgüte verilen misyon bitti mi yoksa yeni bir misyon mu yüklenecek?

Bir örgütün lideri ortadan kaldırıldığı zaman örgütün bitip bitmediği konusunu biz Öcalan örneğinde gördük. O süreç sonrasında zaman içinde PKK adeta metamorfoz geçirdi ve vekalet savaşları çerçevesinde küresel mücadelenin bir aparatı haline dönüştürüldü. 2003 yılında PYD’yi kurdular vs.

Demek ki liderin gitmesi örgütü bitirmiyor. Ama burada demek ki şöyle bir durum var: Öcalan bitmemiş bir örgütün lideri olarak yakalanmıştı. Ama Bağdadi Türkiye’nin harekâtıyla bitme aşaması sürecini başlattığı örgütün lideri olarak öldürülüyor. Adeta ABD’nin son şovu. Belli ki adam bir yerlere sığınıyor.

Halep, Doğu Guta bombardımanlarından sonra buralara gelmiş veya getirilmiş. Nereden geldi? Nasıl getirildi? Kim getirdi? DEAŞ’ın çok da arasının iyi olmadığı HTŞ’nin güçlü olduğu bir sahada. Türkiye sınırına yakın olmasından dolayı Türkiye karşıtı propaganda yapılacağı bir yer ayrıca. Bana çok enteresan geliyor.

Türkiye ile paylaşılan şeyin de hava sahasının kullanımı olduğunu düşünüyorum. Her halükarda öldürülmesi iyidir. Sonuçta bir terör örgütünün lideridir. O ayrı bir bahis. Yine de bu durum ABD’nin terörle mücadelede samimiyetini göstermez. BU, izahtan vareste. Dolayısıyla kullanışlılığı devam edecek örgüt büyük oranda YPG’dir. DEAŞ misyonunu büyük oranda tamamlamıştır.

DEAŞ devri kapanıyor mu?

Böyle iddialı bir cümle kurmak istemem. Sonuçta yer yer yine kullanıma açılabilir. Ama asıl misyonunu, bir Frankenştayn örgüt olarak, bir dönem Suriye haritasını epey bir karaya boyamış, ondan sonra tekrar sarıya boyanmasına vesile olmuş bir örgütün liderinin tasfiyesi bakımından bence ABD’nin kendi ajandası açısından son derece uygun. Aktardığım gibi zamanlaması ve yeri de dikkat çekici. Gerçek dahi olsa iyi bir tiyatro.

İDLİB BİLİNÇLİ OLARAK SEÇİLMİŞ

Operasyonun İdlib’te olması ilginç. İdlib sürekli gündemimizde. Barış Pınarı Harekâtı dolayısıyla biraz geri plana düşse bile Suriye meselesinin çözümünde İdlib bölgesi kilit önemde. İdlib’e yönelik bir harekâtın altyapısı mı?

İdlib özellikle seçilmiş. Yurtdışında şöyle yanlış bir algı var: Sanki İdlib, Türkiye’nin ABD’ye hatta aramızda mutabakat olmasına karşın Rusya’ya karşın girdiği ve oraları kontrol ettiği bir yer gibi lanse ettiriliyor. İdlib, Türkiye’nin kontrol ettiği bir yer değil. 12 tane gözlem noktamız var. İki tane daha gözlem noktası oraya konulacak. Ama İdlib bizim Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, hatta şimdi Fırat’ın doğusunda yürüttüğümüz Tel Abyad, Resulayn cebinde/kapısında 120 km’lik alanın belli bir derinliğinde kontrol ettiğimiz bir yer değil.

İdlib çok büyük çoğunluğu sivil nüfusun olduğu yaklaşık 4 milyon nüfusun yaşadığı bir yer. Yüzde 80’ini HTŞ kontrol ediyor. Dolayısıyla İdlib’e bir teröristin gelmesi çok da şaşılası bir şey değil.

Ama nereye, nasıl, kim tarafından getirildiği sorusu havada. Buraya gelmesi Türkiye ile Rusya’nın İdlib Mutabakatı kapsamında buradaki sivil göç dalgasını engellemek maksadıyla Türkiye’nin aldığı kararı sabote etmeye yönelik boyutu da var.

Eğer bu kadar başarılıysa ABD bu adam Rakka’dayken, Deyrizor’dayken veya başka yerdeyken yapsaydı. Daha önce de yapabilirdi. Ama yapmadığını biliyoruz. Dolayısıyla İdlib’in de mekan olarak bilinçli seçildiği aşikar.

ABD DÜNYAYI TROLLÜYOR

Trump’ın açıkladığı ölüm şeklinde bazı çelişkiler var. Kaçtı, kaçarken ağladı zırladı, buna rağmen kendini patlattı ve 3 çocuğuyla beraber öldü dendi. Bu garip geliyor mu? Kafaya tam oturmuyor gibi…

Belli ki cesedinin görüntülerinin dünya kamuoyuna gösterilmeyeceği bir senaryo yazılmış gibi. Kendini patlattı senaryosunu böyle okumak lazım. Evet, kendini patlatmış da patlatmamış da olabilir.

Bu gerçek bile olsa atomuna kadar parçalansa da, ABD kamuoyu, devleti, müesses nizamı dünyayı buna ikna etmeye zorlanacaktır. Usame bin Ladin’in fotoğrafı dünyaya sızdırıldığında da bu olmadı. Saddam’ı, Kaddafi’yi hatırlayalım.

Onları sanki cezalandırırcasına, doğdukları yerlerde çukurda yakalayarak, ki sonra astılar ve linç ettirerek dünyaya görsel şov yapmıştı. ABD bu görsel şovlara eriştiği zaman yapmayan ülke değil yani. Hele de büyük bir terör örgütünün liderini böyle öldürüp de bunu süksesini yapacakken… Ben film gibi izledim diyor. Bunun filmini de yapacaklardır.

Usame bin Ladin’i yaptılar. Trump’ın açıklamalarındaki çelişkilere de biraz onun tarzı siyasetine yoruyorum. Adam böyle bir adamdan ibaret değil tabiki. ABD müesses nizamının çelişkilerini gözler önüne seren bir şeydir belki de. Bunu da bilinçli yapmıyor.

Buna seçim malzemesi olarak verdiler. Bu da 50 dakika boyunca konuştu, şov yaptı. Hakikaten bazen ne dediğini bilmez cümleler de kurdu. Şunu bile söyledi: “Teröristler interneti bazen iyi kullanırlar ama bazen teknik istihbarattan kaçmak için telefon kullanmazlar. Gerçi dünyada interneti en iyi kullanan benim” gibi megalomanik laflar…

Arada Suriye’yi sonuna kadar koruyacak değiliz deyip Türkiye’yi sonuna kadar koruyacağız gibi laflar. Türkiye’nin senin korumana ihtiyacı yok ki. Gölge etme başka ihsan istemez durumundayız.

Burada kavram karmaşasıyla, belki oryantalist, ABD kamuoyunu kandırabileceği ama Türkiye’de ve dünyada bu işi bilen kimsenin yutmayacağı şeyler söyledi. Çelişkiler insanı…

Açıklamalarında sanki dünyayı trollüyor gibiydi. Küçümsemiyorum ama gerçekse bile adeta bir trolleme gibiydi. Yani olay gerçekten Bağdadi öldürülmüş olsa dahi, ki bunu hiç inkar etmiyorum, öyle bile olsa ABD devletinin güzel bir trolleme operasyonu.

Operasyon sonrasında ABD’de akıl almaz bir şekilde YPG güzellemeleri yapıldı. Bu operasyon Türkiye’nin YPG terör örgütüyle mücadelesine uzun vadede nasıl yansıyacaktır?

Bunun terörle mücadelemize negatif ya da pozitif yansıması olmaz. Türkiye, bu şahsın öldürülmesinden sadece memnuniyet duyar. Eğer Bağdadi’nin İdlib’te olduğuna dair insana veya teknik istihbarata bağlı bir bilgi olsaydı, Türkiye bu şahsı kendisi de öldürürdü.

Türkiye, terörle mücadeledeki kerhen, ipe un seren müttefiklerine bilgi de verirdi. Onlarla beraber yapar mıydı? Bilmiyorum. Buna vakıf olsaydı kendisi de yapardı. Çünkü en başta Türkiye’nin öldüreceği bir adamdır Bağdadi. Bu açıdan bakmak lazım. Türkiye bunu şov ile yapmazdı. Biz terörle mücadelede bedel ödemiş bir ülkeyiz.

Malum, o kadar farklı terör örgütüyle mücadele ettik ki. Türkiye’nin terörle mücadelede stabil, güçlü, onurlu ve dik duruşu hiçbir zaman değişmez. Bu şahsın öldürülmesinden de sadece memnuniyet duyar.

Ancak bunun neden şimdi ve bu koşullarda yapıldığını sorgulamak da, terörle mücadele herhangi bir bahane üretmek değildir. ABD’nin YPG’ye verdiği destek, Türkiye’nin de YPG’ye karşı verdiği mücadele devam edecek. Son tahlilde mevcut resim değişmeyecektir.

Cevap Yazın