Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ekim 26, 2021

“Mesele S-400 Değil Türkiye’nin Bağımlı Bir Ülke Olup Olmaması”

Prof. Dr. Mehmet Şahin’den Yörünge’ye Açıklamalar:

ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO’dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Artık ben o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim.” Bu, Türkiye’nin bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika’ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.

 Yerel seçimler bitti. Uzun bir süre de Türkiye’nin önünde yeni bir seçim görünmüyor. Türkiye seçim sürecindeyken etrafındaki kuşatma adım adım devam ediyordu. Türkiye, müttefikleri tarafından S-400, F-35 üzerinden sıkıştırılırken sözde Ermeni soykırımı iddiaları yeniden piyasaya sürüldü. Üstüne İran’a uygulanan ambargoda aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülkenin muafiyetinin kaldırılacağı haberleri geldi. Tam bu noktada da iç politikanın dış politikadan ayrı tutulamayacağı, bu nedenle de seçimlerdeki “beka” vurgusunun ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyelerinden ve aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Terör ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin, Yörünge dergisinin uluslararası politikada din, Orta Doğu ve Türk dış politikası üzerine sorularını yanıtladı.

ABD Türkiye’nin kısa-orta uzun menzilli hava savunma füze sistemi olan S-400’ü Rusya’dan almasına tepki gösteriyor. Amerika dışında karşı çıkan bir ülke yok. F-35’lerde de sorun var. Amerika neden itiraz ediyor Türkiye’ye?

ABD ile yaşanan sorun sadece S-400, F-35 değil, Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD-YPG’ye ABD’nin desteği, İran’a ambargosu… Hepsini üst üste koyduğunuzda ortaya bir şey çıkıyor. Mesele S-400 meselesi değil. Mesele; Türkiye’nin bağımlı olup olmama meselesidir. Meselenin özü budur. Çünkü S-400 ile bugüne kadar silah tedarik ettiğiniz alanın dışına çıkıyorsunuz ve ABD buna karşı çıkıyor. “Hayır, siz benim müttefikimizsiniz ama bu müttefik ittifak içinde siz tüketici müttefiksiniz, üretici müttefik olmayın” diyor. Bir anlamda ittifak sistemini kendi pazarı olarak görüyor.

Amerika’nın S-400 ile F-35‘i gündeme getirmesinin sebebi kendini haklı göstermek. Çünkü S-400’de Amerika kendisini müttefiklerine, iç kamuoyuna, bürokrasisine haklı olduğunu anlatabiliyor. Amerika ile Türkiye arasındaki sorunun kaynağı -ki S-400’de buna bağlıdır- ABD’nin terör örgütlerine destek verip vermemesidir.

Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda Gördük

Biz niye S-400 alıyoruz? 

ABD’nin terör örgütlerine destek vermesi ve bizim yanı başımızda Orta Doğu’da yürütmüş olduğu faaliyetlerin bize tehdit oluşturmasından dolayı bunu yapıyoruz. Çünkü savunma noktasında bize bırakın yardımcı olmayı, tehdit oluşturuyor. Biz de bu tehdidi bertaraf etmek, hava savunma sistemimizi güçlendirmek için diğer bir alternatife bakıyoruz. O zaman burada hatalı olan kim? ABD! Bu tartışılsa yani ABD’nin terör örgütlerine başta PYD-YPG desteği tartışılmış olsa Amerika dünyada kötü gözükecek, herkes onu konuşacak. Türkiye haklı olacak. Farkındaysanız bunun konuşulmaması için Amerika sürekli S-400’leri gündeme getiriyor. Birincisi bu.

İkincisi ise ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO’dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Kendisine bir görev verilir ve onu yapar. Türkiye şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Bu her geçen gün artıyor. Artık ben, o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim. Bana karşı oluşmuş tehditleri bertaraf etmek için kendi kararlarımı alacak güçteyim. Bu irade bende var. Bunda da en iyi alternatif neyse onu kullanacağım.” Bu nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin 1952’den bu yana Amerika’ya bağımlı müttefik olmaktan, bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Baskının nedeni bu.

Bunun bir de şöyle bir sonucu olur: Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika’ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. Bundan da korkuyor. ABD, bağımsız müttefiklerin ortaya çıkmasını istemediği için S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.

2018 yılında Türkiye, Fransa ve İtalya ortaklığıyla kurulan savunma sanayi şirketi Eurosam ile bir anlaşma imzaladı. Yapılan anlaşmayla insansız hava araçlarıyla füzelere karşı savunma sistemi geliştirilecekti Ancak 18 aylık yapılan anlaşmada uzun bir zaman geçmesine rağmen bir gelişme kaydedilmedi. Bunun nedeni nedir? 

Bunun en önemli nedeni S-400 tartışmaları. Türkiye’nin alışıla geldiği davranışları devam etsin, bağımlı kalsın, Rusya’nın alanı daralsın, Türkiye başkalarına örnek oluşturmasın düşüncesi. Hatırlayalım, Suriye’den Türkiye’ye teröristler saldırı yapmaya başladığında adamlar patriotları çekmeye başladılar. Yanılmıyorsam bir İspanya’nın patriotu kaldı. Hollanda, Fransa çekti. Tehlikeye en yakın hissettiğimiz bir dönemde siz NATO müttefikisiniz çekiliyorsunuz. Ortak savunma sisteminin içinde yer alalım dediğimizde kendi keyfinize göre hareket ediyorsunuz.

Daha kötüsünü söyleyeyim;  savunma anlamında bir projenin içine girdiğimizde siz, Türkiye’yi oradan atmaya çalışıyorsunuz. F-35’te olduğu gibi. Bunu biz, Birinci Dünya Savaşı’nda gördük. İngiltere bizim iki gemimizi vermedi hatırlayın. Aynı onun gibi bir şey bu. Peki, o zaman şu soruyu soralım; müttefik olarak ben sana nasıl güveneyim? ABD’nin yakın coğrafyamızda atmış olduğu her adım Türkiye karşıtı. Nasıl güvenelim? Bence tüm bu olanlar Türkiye’nin aklını başına getirmiştir. Ya da getirmesi gerekir.

Komşuna Uygulanan Her Ambargo Sana Uygulanan Ambargodur

ABD’nin Türkiye dâhil sekiz ülkenin İran’a uyguladığı yaptırımlardan muaf tutmasıyla ilgili yeni bir karar aldı. Bu tavrın sonu ne olacak?

Bu, Türkiye’yi sıkıştırma aşamasının bir ileri noktası. ABD küresel diktatör gibi davranıyor. Küresel diktatörlüğün işaretleri; “İran’la yapılan nükleer anlaşmayı iptal ettim. İran’la ticaret yapmak, petrol almak yasak. Rusya’ya ambargo koyuyorum, bunlara uyacaksınız. Muhalefet liderini Venezuela’ya başkan olarak atıyorum. YPG ve PKK terör örgütlerine desteğe devam edeceğim” diyor. Terör örgütü demiyor ama destek vereceğini açıklıyor. “Kudüs’ü, Golan’ı, İsrail’e verdim, S-400 alamazsınız” diyor. Allah aşkına uluslararası hukukla bunun ne ilgisi var? Bu, tek taraflı ABD’nin kendi çıkarlarını, dünyaya demiyorum “müttefiklerine” dayatmasıdır. Gelinen noktada uluslararası hukuk çerçevesinde hareket işlemiyor. ABD, “Tek taraflı yaptırım kararı alıyorum, buna uymazsanız ben sizin bankacılık sisteminize, şirketlerinize, kişilerinize ambargo koyarım. Bunlarla ilgili girişimde bulunurum” diyor. Uluslararası hukuk bu mu?

“İran’a petrol ambargosu uyguluyorum, seni 6 ay muaf tutuyorum.” Allah razı olsun dememizi mi bekliyor? ABD’nin aldığı kararların Güvenlik Konseyi kararlarıyla bir ilgisi var mı? Yok. İran’a ambargo koyuyorsunuz Türkiye’de bunların çoğu yanlış anlaşılıyor. Bir kısım insanlar bu işi ya anlamıyor ya da kasıtlı olarak Türkiye’deki yönetim sıkışsın, Türkiye zarar görsün mantığıyla yaklaşıyor. Yıllardır olan bu. Bizde bazı hocalar, gazeteciler; “İran’a ambargo uyguladı bize ne kardeşim” diyor. Komşuna uygulanan her ambargo sana uygulanan ambargodur. Bunun ötesi yoktur.

Amerika diyor ki; “Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’dan alın.” Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan, ABD’nin dediğini yapan taşeron devlet konumuna gelmiş durumda ve son dönemdeki tüm faaliyetleri Türkiye aleyhtarı. Ben bunun kapısına gidip petrol mü isteyeceğim, böyle bir şey var mı?

İki, Irak’a ambargo uyguluyorsunuz bana uygulanıyor, ticaret yapamıyorum. Suriye’ye uyguluyorsunuz. Rusya’ya diyorsunuz ki ambargo uyguluyorum, doğalgaz konusunda dikkat edin. Rusya ile benim ticaret hacmim 100 milyara doğru gidiyor. Bunları üst üste koyduğumuz zaman benim gördüğüm şu;  bağımlı müttefik olarak gördüğü Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bölge devletleri ile ilişkiler geliştirilmesi ABD’yi rahatsız ediyor. ABD’nin son dönemdeki faaliyetlerini Türkiye’nin ilişkilerini bozmak ve bölgedeki ilişkilerini tıkamak için yürütmüş olduğu politikalar diye görüyorum. Başka bir şey daha söyleyeyim. Bunu yaparken maalesef teröre bile destek verecek kadar gözü dönmüş bir Amerikan politikası olduğunu görüyorsunuz.

İmparatorluk Görmüş Orta Boy Güç

Fransa Parlamentosu’nda Ermeni meselesi yeniden gündeme getirildi. 24 Nisan’da Fransa, sözde Ermeni soykırımını anma günü ilan etti ve etkinlikler düzenledi. Ermeni meselesinin yeniden gündeme getirilme nedeni nedir?

24 Nisan Osmanlı’nın özellikle belli bölgelerinde silahlı isyana kalkıp katliam yapmaya çalışan Ermeni çetelerinin tutuklanması, engellenmesi noktasında ortaya koymuş olduğu bir genelgedir. Talat Paşa’nın genelgesidir. Soykırım değildir. Ermeni meselesi ABD’de, Fransa’da ve Avrupa’da özellikle Türkiye’ye karşı kullanabileceğiniz sıfır maliyetle maksimum kâr elde edeceğiniz kart noktasına geldi. Bir şey ödediğiniz yok, sıfır maliyetiniz var. Bunun bir örneğini söyleyeyim; Amerika’daki Ermeni lobisi ve destekçileri Ermeni meselesini Kongre’ye getirmeye çalışır. Bizimkiler giderler Yahudi lobisine parayı öderler. Aman getirmeyin, engel olun diye. Sadece bunun için çalışan birkaç Yahudi lobi şirketi var. Biz parayı öderiz. Kongre’de tartışırız sonra ABD Başkanı “Ben soykırım demedim de büyük felaket dedim” der. Bizimkiler de “oh be” der. Her yıl yaşanan tam bu.

Türkiye’nin bağımsız politika takip etmesi özellikle Tayyip Bey döneminde arttı. Türkiye, uluslararası politikada orta boy bir güç.  Ama normal orta boy bir güç değil, imparatorluk görmüş orta boy bir güç. İmparatorluk görmüş orta boy bir güç olan devletle o devletin vatandaşları normal bir orta boy güç olan devlet gibi davranmaz. İran bunlardan bir tanesidir. İmparatorluk görmüştür, tarihi derinliği vardır. Türkiye bunlardan biridir. Fransa, Almanya, İngiltere bunları kıyaslayabiliriz. Bunların davranışları farklı olur. Bölgesel düzende etki yapıcı güce sahiptir. Son dönemde içerideki mevcut durumu da göz önünde bulundurarak Türkiye’nin dış politika hamlelerini sekteye uğratmak bunu engellemek, moral bozmak.

Gavura Kızıp Orucu Bozmak

Türkiye NATO’da kalmalı mı, kalmamalı soruları gündem oluşturmaya başladı. Siz, Türkiye’nin NATO üyeliğine nasıl bakıyorsunuz, Türkiye NATO’da kalmalı mı?

NATO’nun içindeki bir ülkeye yapılan eleştirilerle dışındaki ülkelere yapılan eleştiriler farklı olur. Niye çıkalım? NATO’nun anayasası vardır. O maddelere baktığınız zaman Türkiye, NATO’nun hangi maddesini zedeliyor? Her maddesine uyuyor. Biz NATO’ya, ABD veya başkalarının lütfuyla girmedik. Türkiye NATO’ya diyet ödeyerek, Kore Savaşı ile şehitler vererek girdi. Soğuk Savaş döneminde maddi manevi her anlamda baktığınız zaman en büyük maliyet ödeyen ülkelerden biri.

Kim maliyet ödedi? Biz maliyet ödedik. İç kısmına girmiyorum, içeri girersem daha kötü! Soğuk Savaş döneminde 1950’den bugüne girdiğimiz askeri ilişkilerin Türkiye’de yapılan darbeler ile ilişkileri nedir? Daha oraya bir girsek 15 Temmuz’a kadar getiririz. Bu savunma örgütünde en çok maliyet ödeyen en az faydalanan ülkelerden birisi de Türkiye. O zaman diyorum ki NATO’nun kurallarına uymayanlar çıksın. Niye kurallara uyan Türkiye, NATO’dan çıksın? NATO üyeleri ve kurumsal yapısı tarafından ittifak sistemine ihanet edenler, terör örgütlerine destek verenler eleştirilsin.

Türkiye’nin NATO’nun dışına çıkma girişimleri ve tartışmalarını sağlıklı bulmuyorum. Çünkü bu defa da Türkiye’yi ittifak sisteminin kurallarına uymuyor deyip suçlu pozisyonuna, savunma pozisyonuna sokacaklar. Türkiye’yi şeytanlaştırma sürecini devam ettirecekler. Türkiye’yi bir yere yakıştırmaya çalışacaklar. Rusya’yla komşu olarak ilişki geliştirmeye çalışıyorsunuz bu kadar eleştiri oluyor. Bir de Türkiye’nin NATO üyesi olmadığını düşünün! Bir söz vardır, gavura kızıp oruç bozmak. Gavura kızıp oruç bozmaya gerek yok.

Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor?

İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979’dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda.

“Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu’ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya… Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bu coğrafyaların seçiminin tesadüf olduğunu düşünen varsa ben onlara günaydın diyorum.

Şu an Arap Baharı değil Siyonizm Baharı’nın yaşandığını görüyorsunuz. Bunu söylemek zorundayız. Kudüs ile Golan ile ilgili bir karar alınıyor. Peki, bu karar Birleşik Arap Emirlikleri’nden, Suudi Arabistan’dan habersiz mi alınıyor? Tepki var mı? Hayır. Bundan 5 yıl önce biri, Mekke-Medine’nin yönetim hizmetkârı olan yönetimin, İsrail ile birlikte Orta Doğu’da Arap kardeşlerine, Müslüman kardeşlerine karşı hareket edeceğini söylese, bu adam aklını peynir ekmekle yemiş derdim. Ama bugün gelinen noktaya baktığımız zaman bu süreç devam ediyor. Bazı Arap ülkeleri ile Arap yönetimleriyle İsrail’i nasıl bir araya getirirsiniz sorusunu soralım ilk önce. Bunu sağlamanın yolu, ortak bir tehdit oluşturmak.

Nedir bu tehditler? 

Türkiye tehdit, İran tehdit, DEAŞ’ı koyarlar oraya. Onların tek motivasyonu vardır, İslam dünyası ve Arap dünyası ile birlik oluşturmak değil mevcut yönetimleri ayakta tutmaktır. Baştaki yönetim tehdit olarak görüldüğünde ise onu yıkmak için şeytanla bile ortaklık yapmaktan geri durmadıklarını görüyorsunuz. Bu vardı ancak daha da arttı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkileri görünen. Acaba görünmeyen tarafında ne var? Neredeyse bölgeyi zamanınızın Orta Çağı gibi yönetmeye çalıştıklarını görüyorsunuz.

Batı Orta Doğu’da Model Olacak Ülke ve Kişi İstemiyor

31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı seçim propagandasını beka sorunu söylemi üzerinden yürüttü. Tüm bunlara baktığımız zaman beka sorunu söyleminin ispatı mıdır yaşananlar?

Seçim bitti. Şimdi S-400, F-35, ABD’nin terör örgütlerine desteği, İran’a karşı almış olduğu yaptırımlar tartışılıyor. Kendilerini ülkenin kurucu partisi olarak görenler, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan İP, kendilerinin Erbakan Hoca’nın devamı olduğunu söyleyen Saadet Partisi’nin bu konulara ilişkin düşüncelerini merak ediyorum. Ancak bir cümleyle geçiştirmesinler.

Yaşananlar tam anlamıyla beka sorunudur. Yanı başınızda ABD’nin, bir PKK kuluçkasında yattığını görüyorsunuz. Kastettiğim şu: 1990’lı yıllarda Amerikalılar o kuluçkaya Irak’ta yatmıştı. Şimdi Suriye’deki iç savaştan dolayı Suriye’de yattılar. Suriye’yi bölerek orada bir PKK statüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin başına bir PKK koridoru, terör koridoru kurmak istiyorlar. Bazılarının “Bu Türkiye’ye tehdit olmaz” şeklinde yaklaşımları var. Bunları dinlemeye dahi gerek yok. Yanı başınızda bir terör örgütü var, ekonomimizi dış politikamızı, iç politikamızı etkiliyor, yıllardır çekiyoruz.

Çubuk’ta muhalefet partisinin liderine yapılan linç girişimi, saldırı, açık söyleyeyim bununla ilgili değil mi? Neyin gerginliğini yaşıyoruz. Toplumsal gerginliği etkiliyor mu? Peki, bunlar ortadayken bu kuluçkaya karşı tavrınız ne olacak? Elbette ki önemli çünkü burada oluşacak bir yapı, Türkiye’nin önündeki on yıllarına belki daha ileriki sürece ipotek koyacak. Burada ortak hareket etmemiz gerekmiyor mu? Farklı siyasi partilerin olması demokrasinin gereğidir. Demokratik ülkelerde bunlar olur. Kardeşler arasında bu oluyor, farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bunları doğal karşılamak ve hoş görmek gerekiyor ama düşünün bir aileye karşı dışarıdan bir saldırı yapıldığında diğer kardeşler ne yapar, birlikte hareket ederler. Siyasi partilerin farklı siyasi görüşte olsalar da Türkiye’nin geleceğini etkileyecek önemli konularda söyleyecek bir çift sözleri olmalı. Bu sözleri duymak istiyoruz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik de giderek artan bir fobi var.

Başta ABD olmak üzere Batı dünyası, İslam dünyasından ve Orta Doğu’dan örnek alınacak bir kişi, model olacak bir ülke istemiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın davranışları niye Orta Doğu’da, İslam dünyasındaki yönetimler tarafından değil de halklar tarafından kabul görüyor? Bu, susamışlığın ifadesi. Lider böyle olmalı diyor? Çünkü doğruya doğru, eğriye eğri diyor. Bir model sunuyor. Bağımlı müttefikten bağımsız müttefikliğe bir tavır ortaya sürüyor. İslam dünyası halkı yöneticilerine, “Sen niye Erdoğan gibi davranmıyorsun, niye Filistin konusunda Erdoğan’ın dediğini demiyorsun, niye Kudüs, Golan konusunda bunu söylemiyorsun” diye soruyor. Tabii Erdoğan şahsında Türkiye’yi örnek gösteriyor.

Erdoğanofobi’nin altında yatan şey model ülke ve model kişiyi ortadan kaldırma girişimi. Hepsi onu etkisiz kılmak, etkisini zedeleme, azaltma, yok etme girişimleri. Bu, 2013 yılından bu yana sistematik bir şekilde devam ediyor. Bunu sadece Erdoğan’ın şahsi olarak değil bir model olarak ortaya çıkmasından dolayı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Onun içinde Erdoğan karşıtlığı seçim dönemlerinde Avrupa’da çok net kendini gösteriyor. Yapmadıkları kalmıyor neredeyse.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir