Zorunlu Eğitim Genç Nesli Bloke Ediyor

Eskiden, her meslek dalının; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, baş ustalık sistemi vardı. Şimdi biz, 12 yıllık zorunlu eğitimle, çocukların ve gençlerin en aktif ve verimli olabilecekleri zamanları bloke ediyoruz. Sonra da istihdam imkânı olup olmadığına bakmaksızın üniversite okutup, diploması olan ama mesleki kariyeri olmayan nesiller üretiyoruz.

Eğitim sistemimizin bir temel çıkmazı var. Üniversite mezunu gençlerimiz iş bulamıyor; bazı sektörler de nitelikli ara eleman sıkıntısı çekiyorlar. Bunun sebebi; eğitim programları ve okul türleri ile istihdam ihtiyacı arasında bir dengenin ve uyumun olmaması. Herkesin üniversite mezunu olma hedefine yönelmesi yahut yönlendirilmesi ama büyük çoğunluğun, okul bitince nerede ve ne yapacağını bilmemesi.

Eskiden, her meslek dalının; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, baş ustalık sistemi vardı. İnsanlar, küçük yaştan itibaren, yaparak ve yaşayarak öğrenip, herhangi bir alanda, bilgi ve beceri sahibi oluyorlardı.Yuvarlanan yumuş tutuyor, taç giyen baş akıllanıyor, ağaç yaşken eğilip ehil oluyordu. Hayatın bütün alanlarında ve konularında, nüfusun büyük çoğunluğu üretici hale geliyordu.

Şimdi biz, 12 yıllık zorunlu eğitimle, çocukların ve gençlerin en aktif ve verimli olabilecekleri zamanları bloke ediyoruz. Sonra da istihdam imkânı olup olmadığına bakmaksızın üniversite okutup, diploması olan ama mesleki kariyeri olmayan nesiller üretiyoruz.

Söylemlerin Eyleme Dönüşmesi Temennisiyle

Eğitim hizmetlerini dert edinmiş, dava haline getirmiş dostlarımızdan Rafet Fener; her fırsatta, bu konunun altını çiziyordu. “Mesleki eğitimi geri plana itip ihmal ederek hem milyonları tüketici hale getiriyor hem sektörleri nitelikli eleman imkânından mahrum ediyor; hem de giderek büyüyen bir işsizler ordusu yetiştiriyoruz” diyordu.

Nihayet, kendi çapında bir şeyler yapıp çözüme katkıda bulunmak için Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü adına, “Mesleğim Var İş Endişem Yok” adlı bir proje geliştirmiş. Şube müdürü olarak, proje koordinatörlüğünü de kendisi üstlenip, bir saha çalışması içine girmiş. Değişik sektörlere bağlı çok sayıda işyerini ziyaret ederek, ilgililerle, yetkililerle görüşmüşler. Hemen her araştırmanın ve incelemenin sonunda onlarca, yüzlerce iş kolunda bilgi ve beceri sahibi ara eleman ihtiyacının olduğunu görmüşler.

Sayısal verilerden anlaşıldığına göre; meslek liselerini tercih edenlerin sayısı, giderek düşüyormuş. Üniversite mezunlarının oranı ise yıldan yıla daha çok büyüyormuş. Bu durumda, bin yüz küsur meslek için ihtiyaç duyulan nitelikli ara eleman nasıl yetişecek? Büyüme ve gelişme süreci içine giren Türkiye, hem kendi ihtiyaçlarını karşılamak hem de yurtdışına ihraç ederek döviz girdisini çoğaltmak için daha fazlasını nasıl üretecek? Son günlerde, bu konuda bazı iyi haberler aldık. Söylemlerin eyleme dönüşmesi ümidi ve temennisiyle, umumi maslahatlarımız açısından, bir nebze mutlu olduk.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 12 yıllık zorunlu eğitimin, çok uzun olduğunu söyledi. “İngiltere gibi bir iki ülke dışında, bu derece uzun bir öğretim süresi yok… Genel olarak, 8-9 yıllık bir zorunlu eğitim süresi var. Ülkeler, bu süre içinde vatandaşlığın altyapısını oluşturan temel bilgileri verip; ondan sonra uzmanlaşmaya (meslek erbabı olmaya) yönlendiriyorlar” dedi.

Sayın Bakan’ın üzerinde durduğu bir konu daha var. Anlaşılan o ki gelecek yıllarda, iş garantili liseleri ön plana çıkarmayı düşünüyorlar. Sektörlerin ihtiyaç duyduğu alanlarda ve konularda, ihtisas lisesi statüsünde meslek okulları açılacakmış. Bu liselerden mezun olan öğrencilerin eğer üniversiteye gitmezlerse, çalışabilecekleri işler hazır olacakmış.

Çocukların Altın Bileziğe İhtiyacı Var

Yıllardır, içeride ve dışarıda, zinde bir genç nüfusa sahip olmakla övünüyoruz, avunuyoruz. Ancak; bu genç nüfusun büyük çoğunluğunu, uzun bir süre üretmeden tüketen kitleler haline getirdiğimizi unutuyoruz. Öte yandan, iklimler için rüzgâr neyse, toplumlar için gençlik odur. İyi yönetilirse, pervaneleri çeviren itici güç, kötü yönetilirse, duvarları deviren yıkıcı güç olur.

Her şeyden önce kendi elimizle ve dilimizle oluşturduğumuz şu psikososyal engeli aşmamız gerekir. Her çocuğun ve gencin, öyle ya da böyle üniversite mezunu olması lazım da elzem de değildir. Fakat aklen, ruhen, bedenen ergenlik çağına erişenlerin; hayata tutunmaları ve sorumluluk kiliminin bir ucundan tutmaları şarttır. Kendi ayakları üzerinde durabilmeleri ve kendilerini iyi hissedecek hale gelebilmeleri için bir baltaya sap olmaya ihtiyaçları vardır.

Biz yetişkinler, özellikle anneler ve babalar, aşırı derecede korumacı davranıyoruz. Aslında fıtri kabiliyetlerinin ve kapasitelerinin ortaya çıkıp gelişmesini engelliyor fakat kendi içimizde ve izahımızda, onlara iyilik ettiğimizi sanıyoruz.

Eğitim safha ve süreçlerini tek belirleyici ya da en büyük engelleyici haline getirmeden, olabildiğince erken yaşlarda, bir şeyin yamağı yahut çırağı haline gelmelerini temin etmeliyiz. Bu büyük nüfusun büyük çoğunluğu olarak, tükettiğimizden daha fazla değer üretmeliyiz.

Çocukların ve gençlerin, altın yaldızlı diplomalardan çok, altın bilezik özelliği taşıyan ve hayatta karşılığı olan mesleki bilgilere, becerilere ihtiyaçları var. İçlerinden bazıları siyasette, ticarette, kültürde, sanatta, bilimde, teknolojide ve daha pek çok alanda yükselmek, ileri gitmek istiyorlarsa; bu merdivenden ve bütün basamakların hakkını vererek tırmansınlar.

Cevap Yazın