Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Kasım 28, 2021

Üç Temel İlmin En Önemli Halkası

İslam hukukunun yeniden işlevsel hale gelmesi açısından bizim de tercihimiz yeniden fıkıh eksenli kavramlara dönüş yönünde olacaktır. Zira fıkıh, kuru bir lafızdan ibaret olmayıp anlam dünyasında ameli olanı, imanî olanı ve ahlaki olanı aynı anda ve iç içe barındıran bir karaktere sahiptir. Bu yönüyle fıkıh hem ferdin hem de toplumun vicdanına dokunur. İlmidir ama aynı zamanda irfanîdir. Duyguludur ama duygusal değildir. Merhametlidir ama haksızdan yana değildir. Hak ve hakikat temellidir. Gerek ürettiği bilgi açısında gerek uygulaması açısından hesap verebilir özelliktedir. Gelişmecidir, sorgulamacıdır ama yaftacı değildir. İtaatkâr ve teslimiyetçidir ama asla kör taklitçi değildir. İnşaidir. Bu nedenle ilim bazında kelam ve tasavvuf ile birlikte İslam medeniyetini şekillendiren üç temel ilmin en önemli ve en ağırlıklı halkasıdır.

Onun bu yönünü anlamak ya da yeniden kurmak için fıkıh merkezli bir bakış açısına ve fıkıh merkezli bir kavram/anlam dünyasına sahip olmak gerekir. Zira anlam zenginliğini ve İslam medeniyetinin sıcaklığını hakkıyla yansıtması bakımından fıkıh özümüze ait bir kavramdır. Bununla birlikte bütünü ifade açısından eksik görmekle birlikte prensip olarak, İslam hukuku tabirini de fıkıh muadili olarak tercih edilebilir nitelikte bulmaktayız. Ancak yazının bundan sonraki kısmında fıkıh kelimesi tercih edilecektir.

Fıkıh, kişinin lehinde veya aleyhinde olabilecek amelî hükümleri bilmesidir. Bu tanım İmam Ebu Hanife’ye aittir ve oldukça meşhurdur. Bu tanıma göre fıkhın temel konusunu şer’i-ameli hükümler oluşturur. Bu bilginin özünde kişinin entelektüel merakını giderme amacı yatmaz. Tam aksine bu tanımın özünde bilginin amele dönüşmesi vardır. Esasında fıkıhta bilgi demek amele dönüşen davranış demektir. Diğeri bir lafı güzaf mesabesindedir.

Fıkıhta ana kaynaklara dayalı olarak bilgi üreten kimseye fakih/fıkıh âlimi denir. Bir kimsenin fıkıh âlimi vasfını kazanabilmesi için ürettiği bilgi ile önce kendisinin amel etmesi gerekir. Başkasının bilgisini taklit ederek fıkıh âlimi olunmaz. Üst düzeyde fıkıh bilgisi üreten kimseye fakih yanında müçtehit de denir. Müçtehitlik daha ileri düzey bir fıkıhçılığı temsil eder ki bunun da en zirve noktasını hukuk sistemini kuran büyük fakihler oluşturur. Daha alt düzey fakihler ise onların sistemi üzerinden hukuki çözümlerini üretirler. Bu anlamda İslam dünyasında hâlihazırda dört büyük fıkıh üstadının kurduğu metot yaygın olarak takip edilir: Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel. Bu dört büyük müçtehidin kurduğu sistem içerisinde binlerce fakih/İslam hukukçusu yetişmiş ve sayısız fıkıh/hukuk kitapları yazılmıştır.

Fıkıh ilminin bugününü anlayabilmek ve cereyan eden aktüel tartışmalara bir nebze olsun nüfuz edebilmek için geçmişe dair birkaç cümle daha kurduktan sonra söz konusu ilmin İlahiyat fakülteleri bünyesindeki bugünkü haline bir göz atalım.

Prof. Dr. Şevket TOPAL

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir