Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ekim 27, 2021

Kim, Kime Meydan Okuyor?

Geçmişinde başörtüsü için, başörtüsü özgürlüğü için ‘karınca kararınca’dan az biraz daha fazla çabalamış birisi, bugünlerde ortaya çıkan durumu, ‘meydan okuma’ları, tartışmaları izlerken nasıl bir tepki verir?

“Yuh olsun!” mu der, “Ne halleri varsa görsünler” mi?

“Ey Diyanet uyuma, taraftara sahip çık!”

“Bak, göz önündeki o ‘İslamcı’ gazetelerde de başörtüsünü atıp özgürleşen, başörtüsünü zaten başından atmış olan ama kariyer basamaklarını hızla tırmanan kadınlar/kızlar da var; ne olmuş yani!” deyip görmemiş gibi takılmaya devam etmek? Hangisi?

Yeni meselemiz, başörtüsünü çıkarma meselesi… Türkiye’de özgürlükler dendi mi akla gelecek ilk isimlerden biri olan Turgut Özal’ın yakınında bulunmuş, o yakınlığın verdiği avantajı da kullanarak Türkiye’nin o yıllardaki en önemli meselelerinden birine kafa yormuş, sadece kafa yormakla kalmayıp hem milletvekili olarak TBMM’de ve değişik platformlarda hem de vekilliği bittikten sonra Meclis’te Başörtüsü Mücadelesi adıyla kitap yazmak da dâhil yığınla çabanın içerisinde yer almış olan Bülent Çaparoğlu’nun anılan kitabının yazımına katkıda bulunmuş birisi olarak, o kitabın yazımı sürecinde elde ettiklerinden oluşturduğu yazılarda (zamanında Akit’te, Yeni Şafak’ta yayımlandı) ve Eyüp’teki başörtüsü eylemlerinde… bu mücadeleye destek vermiş birisi olarak bunca zaman sonra geldiğimiz noktayı en azından hayretle izlediğimi belirtmeliyim öncelikle…

Evet, mesele bir kez daha başörtüsü meselesi ama bu defa başörtüsünü açma meselesi… Son günlerde memleketin en tuhaf şeysi olan sosyal medya nam ne idüğü belirsiz fenomen aracılığıyla yürütülen #10yearchallenge hashtag’li bir kampanya gündemde; dahası hashtag’deki “challenge” kelimesinden hareketle bir “meydan okuma” ile karşı karşıyayız!

Kim kime meydan okuyor dersiniz!

Başta “başörtüsünü dayatan babalar”a… Onlar kadar olmasa da annelere… Ardından yakın çevreye, el âleme, hısım akrabaya… “Baş örtmeyi namus telakkisi kabul eden anlayış”a…

Başörtüsü mücadelesini niye verdiklerini anlamadıkları, gereksiz işgüzarlık olarak gördükleri erkeklere…

Mesela “özgürleşmiş” bir kızımız şöyle meydan okuyor: “Çift kimlikle yaşayamaz hiç kimse bu sebeple ailelerimizin ve toplumlarımızın bizler için seçtiği kimlikleri taşımak zorunda değiliz. Ait olmadığımız kimlikleri yaşamayı reddediyoruz bu durumu tartışmakta, sorgulamakta kimsenin haddi değildir. #10yearschallenge”

Meydan okunanlar listesi uzayıp gidiyor… İş, hadisleri, ayetleri sorgulamaya kadar varıyor. Tılsımlı sözcük “sorgulama” oluyor; başını açanların önemli bir kısmı belirli bir yaştan sonra, bazı çevrelerle irtibat kurduktan sonra, aile/çevre baskısından uzaklaştıktan sonra hemen “sorgulama”ya başlıyor ve bu sorgulamanın sonu, “başörtüsünü atmalısın!” noktasına götürüyor. Bildiğimiz, düşündüğümüz, örneklerini gördüğümüz bir sürü “arayış”ın tersi bir sonuç doğuruyor onların “sorgulama”ları!

“Challenge”ın Öncesi var tabii… Uzağında kaldığımız mesele aslında ciddi bir mesele imiş. Bir yıl önce bir yazı dizisi ile ilk defa başını açanlar, açmayı düşünenler, açmadığı halde “açma hakkı”nı savunanlar bu önemli meseleyi gündeme taşıma mücadelesini başlatmışlar. Bu mücadele yakın zamanda bir platforma da dönüştürülmüş ve “başörtüsü mağdurları” dramatik öykülerini “Yalnız Yürümeyeceksin” adlı internet platformunda paylaşmaya başlamışlar.

Söz konusu platform kendini şöyle tanıtıyor: “Yalnız Yürümeyeceksin hayatlarının herhangi bir diliminde başörtüsü takmış, başörtüsünü çıkarmış, başörtüsü baskısını türlü şekillerde yaşamış ve henüz bu yönde mücadele eden kadınların hikâyelerini paylaşmak, dayanışmak ve haberdar olmak için, bizzat bu mücadelelerden geçmiş ve onlara destek olan insanlar tarafından, internet üzerinden bir araya gelinerek oluşturulan bir gönüllülük platformudur.”

Yazının üslubunun biraz alaycı olduğu düşünülebilir; ama niyetimiz bu değil. Toplumda “bacılarımız”ın, “ablalarımız”ın, “kadınlarımız”ın (Söz konusu “baçı”, “abla” ve “kadın”lar “-mız”lı sahiplenmeden de rahatsızlar, onun da farkındayız tabii ki!) en azından bir kısmının zorla örttükleri başlarını açma sorunlarının bulunduğunu ya da bu durumu ciddi bir sorun olarak algıladıkları, yaşadıkları bir vakıa imiş meğer. Bunu görmezden gelmemek gerek belki ama görünenin ötesine geçmeyi de bu yazıda denemek niyetindeyiz.

Doç. Dr. Hakan TEMİZTÜRK

Atatürk Üni. İletişim Fak.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir