Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Haziran 6, 2020

“Kukla Devlet” İçin Kritik Tarihler 2

GÜRKAN ZENGİN’İN KALEMİNDEN

2) 2003 Mart            

2003 Martında gelen ikinci harekât, birincisinin yarım bıraktığı işi tamamladı. Amerika, Irak’ı fiilen işgal etti. Irak, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere eliyle icat edilmişti, yüz yıl sonra bu kez Amerika, Irak’ı ve Irak üzerinden bölgeyi ‘yeniden dizayn’ etmeye koyuldu.

Amerika, 2003’ten sonra Irak Kürtlerini işgale destek vermiş ‘yerli işbirlikçiler’ olarak sistemin göbeğine yerleştirdi. Kürtlerin 1991’den itibaren yaşadığı fiili özerklik statüsü genişletildi, ‘yeni Irak’ federal bir yapıya evirildi.

On yıllardır Bağdat’a karşı silahlı mücadele veren Kürt liderler, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtuluyordu. Esasen Irak Kürtlerinin, Irak’ı yönetmek gibi bir niyetleri yoktu. Onların gözü, 1991’den sona hiç saklamadıkları şekilde bağımsızlıktı.

Amerika işgal sonrasında Irak’ın anayasal yapısını, etnik ve mezhebi ayrılıklara dayanarakşekillendirdi. Şii ve Sünni Araplarla Kürtler arasında kurulan üç yapı, gevşek bir federasyon halinde örgütlendi. Bu durum, Orta Doğu gibi bir coğrafyada etnik ve mezhebi çatışmaların fitilini ateşlemek demekti, öyle de oldu. Irak, iç savaşa yuvarlandı.

Kürt jeopolitiğindeki hareketlilik devam ediyordu. Artık Irak Kürt Bölgesel Yönetimi vücuda gelmiş, Erbil bundan sonra 45 milyar varil petrol rezervi barındıran bölgedeki enerji kaynaklarını kendi hesabına Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara satar hale dönmüştü.

3) 2007 Haziran

Türkiye’yi ‘stratejik kıskaç’ içine alma sürecinde dönüm noktalarından biri, 2007 yılı Haziran ayıdır. Bu tarih İstanbul/ Ümraniye’deki bir gecekonduda ‘bulunan’ el bombaları tarihe Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları diye geçecek sürecin başlangıcıydı. Ümraniye’deki el bombalarını Amerika’nın, Orta Doğu’daki hesaplarıyla Kürt jeopolitiğindeki hareketlenmeyle irtibatlandırmak ilk bakışta zor görünebilir.

Aslında o günlerde iki şeyi doğru anlayabilmek çok zordu. Birincisi Ergenekon soruşturmalarının gerçek mahiyeti, diğeri de bu soruşturmaların Türkiye’nin güney sınırlarındaki gelişmelerle irtibatı. Nitekim Türkiye bu irtibatı zamanında görememiş olmanın bedellerini ağır ödemiştir.

O yıllarda kamuoyuna ‘darbeler ve darbecilerle hesaplaşma’ diye sunulan Ergenekon soruşturmalarının perde gerisindeki asıl hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde büyük bir tasfiye operasyonuydu.

Yukarıda belirttiğimiz gibi bugün bunu kolayca yazabiliyoruz, zira olaylar bunun böyle olduğunu kanıtlamıştır. Amerika, 1999’dan beri Pensilvanya’da mûkim ‘Hocaefendi’ kılığındaki Fethullah Gülen’in örgütünü ‘beşinci kol’harekâtı olarak masaya sürdü.

Örgütün 1980’lerden itibaren TSK’ya sızmış hücreleri harekete geçirildi. Amerika’nın Orta Doğu’daki planlarının önünde engel olarak gördüğü Türk ordusunun bütün kilit birimleri tasfiye ediliyor, millîci kadrolar ‘temizleniyor’ yerlerine Amerika’dan talimat alan ‘subaylar’ tayin ediliyordu. Dünya istihbarat tarihinde benzeri görülmemiş nitelik ve kapsamda sofistike bir operasyonla devlet fiilen teslim alınıyordu.

Bu tasfiye için Amerika’nın ‘preemptive’ yani önleyicihamlesidemek doğru olacaktır. Zira Amerika, Türk Devleti’nin ve ordusunun hem kendi içinde hem de bölgede her türlü ‘bölücü’ hareketlere karşı tavrı biliniyordu. TSK’nın kontrolü ele geçirilmeden bazı yıkıcı süreçleri ilerletebilmek ‘kolay’ hatta ‘mümkün’ olmayacaktı. 2007 Haziran ayında başlatılan Ergenekon soruşturmaları bu işi yarayacaktı.

4 )  2014 Ekim

2010 sonunda patlak veren Arap Baharı’nın Suriye sahasındaki etkileri, Kürt jeopolitiğinde hareketlenmeyi, Irak coğrafyasından Suriye’ye doğru yaydı. Suriye’de giderek isyan dalgasına dönüşün serbest seçim talepleri ve Esed rejiminin bu talepleri giderek daha kanlı şekilde bastırmaya yönelmesi Suriye topraklarını savaş alanına çevirdi. Küresel terör şebekeleri, istihbarat örgütleri, Suriye sahasında cirit atar hale geldi.

PKK/YPG militanları Suriye’deki bu kaotik ortamı, kendi hedefleri için bulunmaz bir fırsat olarak gördü. Kandil’deki PKK yönetimi için diğer bir fırsat da Amerika’nın sahada kendisi için savaşacak adam arayışıydı. Türkiye’yle birlikte oturduğu çözüm süreci masasını, Ceylanpınar saldırısıyla devirip Amerika’nın masasına geçti. Amerika’ya ‘asker’ olmak karşılığında ondan üç şey istedi: Çok miktarda silah, coğrafi alan ve uluslararası meşruiyet.Amerika onlara üçünü de verdi.

Ekim 2014 tarihi Amerika’nın, Suriye sahasında PKK’yı yoğun biçimde silahlandırmaya başladığı tarihtir. Yola ‘terörle mücadele’ diye çıkan Amerika, fiilen terör örgütüyle ‘silahlı işbirliği’ yapıyordu.Çocuk kandırır gibi ‘Biz silahları PKK’ya değil çatı örgüt Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) veriyoruz’ deyip işin içinden çıktılar. Anadolu’nun Kürt gençlerini DEAŞ militanlarıyla savaştırırken DEAŞ’tan boşaltılan alanları da PKK/YPG kontrolüne bırakıyorlardı.

Türkiye sınırındaki alanların kimi zaman hiç savaşmadan, dahası DEAŞ ile anlaşmalar yoluyla YPG’ye bırakıldığı da oluyordu. DEAŞ, sahada çoğu zaman  ‘kullanışlı’ bir örgütkonumundaydı. Dahası bu koridor üzerinde Arap yerleşim birimlerinde yaşayan Araplar, YPG’nin silahlı militanları tarafından zorla buralardan çıkartılıyor, bölgedeki demografik yapı silah zoruyla değiştiriliyordu. Birleşmiş Milletler raporlarına geçen bu baskılar ve zorla göç ettirmeler, Amerika’nın nezaretinde yürüyordu.

1990’larda hareketlendiren Kürt jeopolitiği bu suretle doğu-batı hattında Akdeniz’e doğru ilerlemeye başladı. Pentagon, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri alanda 22 noktada kurduğu üs ve kontrol noktaları üzerinden Kandil ile birlikte sevk ve idare ediyordu.

Amerika’nın ‘Rojava’daki operasyon sahasında Kandil’in ‘irtibat görevlileri’ vardı. Amerikan Savunma ve Dışişleri Bakanlığı’nın görevlileri, Kandil’den gönderilen PKK’lılarla fotoğraflar çektiriyorlardı.

2015’ten itibaren Türkiye sahadaki gidişata daha fazla tahammül edemeyeceğini vurgulamaya, hem Amerika’ya hem de sahadaki bütün etkili aktörlere duruma müdahale etme niyetini açıklamaya başlamıştı.

Türkiye’nin harekât planları hazırdı, nereden girilecek hangi noktalarda müdahale edilecek, PKK’nın Akdeniz’e doğru yürüyüşü hangi noktalarda kesileceği tespit edilmişti. Amerika’nın o günlerde Türkiye’nin sahaya müdahale planlarından günü gününe haberdar olduğunu artık biliyoruz.

2016 yılına gelindiğinde Ergenekon soruşturmaları sayesinde TSK içinde hemen hemen bütün kilit pozisyonları ele geçirmişlerdi. Bu örgütle hükümetin asıl mücadelesi 2013 yılı sonu itibarıyla başlamış olsa da 2015 yılındaki Yüksek Askeri Şurası’nda bile çok sayıda kripto örgüt mensubunun generalliğe yükselmiş olduğunu biliyoruz.

Düşünün, 2016 yılı ortasında bile Türkiye’nin Suriye-Irak sınırındaki özel kuvvet operasyonlarının başında talimatlarını Ankara’dan değil Amerika’dan alan FETÖ’cü ‘general’ (Semih Terzi) bulunuyordu.

O dönemde kritik görevlerde bulunmuş bir diplomat bize, Türkiye’nin alana askeri müdahale hazırlıklarını hız verdiği her dönemde Genelkurmay Harekât Dairesi’ndeki bazı yüksek rütbeli subayların işi yokuşa sürdüklerini, o günlerde bu duruma bir anlam veremediğini anlatmıştı. Bu kişiler 15 Temmuz’dan sonra FETÖ bağlantıları sebebiyle tutuklandı.

 

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir