Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Ocak 21, 2021

Güney Amerika Ve Amerikan Emperyalizmi

Öncelikle Amerikan dış politikası, Güney Amerika’yı (ve hatta Latin Amerika’yı),[1]hep bir arka bahçe olarak görmüştür: Kâğıt üstünde bağımsız ama gerçekte Amerikan sömürgeleri… Dolayısıyla ABD, bölge ülkelerine asla bağımsız gözüyle bakmamıştır. Bu ülkelerin çoğu, 19. yüzyılın ilk yarısında İspanya’dan (ya da Brezilya örneğinde Portekiz’den) bağımsız oldu. Buradaki kurtuluş savaşları çok kanlı yaşandı ve “ya istiklal ya ölüm” çığlığı, ilk kez bu topraklarda İspanyol sömürgecilere karşı duyuldu. Peki, ABD’nin gözünü Güney Amerika’ya dikmesinin nasıl bir mantığı vardı? Elbette, koskoca kıtanın bütün kaynaklarına el koymak, başat güdüydü. Fakat bunun ötesinde, bu sömürgeci anlayışın ana hattı, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonunda çizilmişti. Savaş sonunda, İspanya, Küba, Puerto Rico, Guyam ve Filipinler’i ABD’ye kaptıracaktı. ABD, mademki savaşı kazanmıştı; artık yönü ve hedefi, eski İspanyol sömürgeleri olacaktı.

 

ABD’nin iç siyasetine de dış siyasetine de karışmadığı bir ülke elbette yoktur. Arap dünyasından Doğu Asya’ya, Rusya’dan Afrika’ya Amerikan müdahalelerin tarihi sayfalar tutar. Ancak Güney Amerika, ABD’nin müdahalelerinin tarihinde her zaman kırmızı listede olmuştur; çünkü ‘kâğıt üstünde bağımsız, gerçekte Amerikan’ toprakları gözüyle bakılan, en çok bu coğrafya olmuştur.

 

Güney Amerika, yakın zamana dek ‘asi kıta’ adıyla anılırdı. Bunun nedeni, ABD’nin tertiplediği askeri darbelere karşı muazzam bir direnişin olmasından ileri geliyordu. 1980’lerde sol, Küba gibi istisnalar dışında (ki zaten Küba, Güney değil Latin Amerika’nın bir parçasıdır), Güney Amerika’da iktidarda değildi. Asi kıtanın simgesi ise elbette Che Guevara idi. Muhalefetteki Güney Amerika solu, idealistti; fakat genellikle nasıl bir toplum tahayyül ettiği konusunda çok da net değildi… Bu net olmayışın, Venezuela’daki darbenin altında yatan etmenlerden biri olduğunu az sonra göreceğiz.

 

  1. yüzyılla birlikte Güney Amerika’da Amerikancı yönetimler yavaş yavaş düşerler. Bu yönetimler sırasındaki yaygın insan hakları ihlalleri yavaş yavaş ortaya çıkarılır; bunlarla yüzleşilmeye başlanır ve insanlık suçu işleyenler ağırdan da olsa yargı karşısına çıkarılır. Fakat bu Amerikancı dönem sonrası sol eğilimli yönetimler, vaat ettikleri sosyalist bir düzeni kurmaya bir türlü yanaşmazlar. Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, nasıl bir toplum tahayyül ettikleri konusunda net değillerdir ve ikincisi, iktidara kendilerinden önceki Amerikancı egemenlerle uzlaşı içinde, yumuşak bir geçişle gelmişlerdir. “Ne şiş yansın ne kebap” diye bakarlar. İktidara geldiklerinde, ABD’yi ürkütmek istemezler; geçmişle yüzleşmede toplu bir yargılama yerine belli kişileri seçerler.

 

Güney Amerika solu, Türkiye’de sosyalist gibi paketlense de aslında sosyal demokrattır, hatta kimileri bunların bile gerisine düşen yerlici-Hristiyan bir niteliktedir. Hristiyanlık ve İspanyolca, eski ‘asi kıta’ya sömürgecilerin zorla getirdiği iki kimlik tutkalıdır. Ama bu sol görünümlü yönetimler, bu ikisiyle asla hesaplaşmazlar. Seçim kampanyalarında Hristiyanlığa ve özellikle İsa’ya atıf sık sık görülür. Diğer bir deyişle Güney Amerika solu, en yükseldiği dönemde bile Türkiye’deki siyasi tariflerin çuvalına girmez. Evrenselcilikten çok, özgülcüdür. Gelelim Venezuela’ya…

Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN

Duy Tan Üniversitesi, Vietnam

[1]Bu vesileyle şunu belirtelim: Güney Amerika ve Latin Amerika aynı değil; Latin Amerika, Güney Amerika’dan daha geniş. Güney Amerika, coğrafi bir ifade. Kuzeyde Kolombiya ve Venezuela’dan, güneyde Arjantin ve Şili’ye uzanıyor. Örneğin, Küba ve Haiti, bu tarife girmiyor. Oysa ‘Latin Amerika’ ifadesi kültürel ve tarihsel bir ifade. Yanızca Güney Amerika’da değil Kuzey Amerika’daki eski İspanyol (ve diğer) sömürgeleri de içeriyor. Örneğin, Meksika. Latin Amerika’da bağımsız olmayan ülkeler de var. İlk akla gelen, Puerto Rico. Bu ada ülkesi Atlantik’te ABD’ye, Küba’dan da uzak olmasına karşın, bir Amerikan toprağı. Ayrıca, Latin kökenli çoğunluk düşünüldüğünde, ABD’nin Teksas gibi güney eyaletleri de bu Latin Amerika tanımına girebilir. Zaten Teksas, ABD topraklarına çok sonra, 1845’te katılmış; bu, Amerika-Meksika Savaşı’na yol açmıştı.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir