Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Temmuz 13, 2020

Eleştiri Değil, Tezvirat ve Tekfir Propagandası Yapılıyor

İlahiyatçılar arasında medyada çokça görünüyorsunuz. Bunu bazıları farklı fikirleri ortaya koymanıza bağlıyorlar. Kişisel fikirlerinizin eleştirilmesine nasıl tahammül ediyorsunuz? Kıssa, cihat, kadının mirastaki payı, hırsızların cezalandırılması gibi konulardaki düşüncelerinizi birer cümle ile alabilir miyiz?

Medyada sık görünmek gibi bir çabam yok; bugüne kadar televizyon kanallarından davet geldiğinde, bu davetlere icabet ediyordum. Fakat özellikle en son katıldığım televizyon programlarında birçok ciddi mesele tam bir kakofoni içerisinde heder oldu gitti. Bu durum öncelikle İslam’a, sonra temsil ettiğimiz kurumlara ve dolayısıyla şahsımıza zarar veriyor. Artık şunu anladım ki beş-altı konuklu tartışma programları faydadan çok zarar üretiyor. Bu sebeple, tartışmacı kalabalığı içerisinde yer almak istemiyorum ve dolayısıyla beş-altı konuklu tartışma programlarına artık iştirak etmiyorum. Şayet bir televizyon kanalı bizi tek konuk olarak davet ederse, bu davete icabet ederim. Aksi takdirde televizyon programlarına katılmayı düşünmüyorum.

Fikir ve görüşlerime yönelik eleştiriler ilmî ciddiyet ve samimiyet dâhilinde olduğu sürece tahammül gibi bir sorunun mevcudiyeti söz konusu değildir. Özellikle ilmî nitelikli ve yapıcı eleştirileri memnuniyetle karşılarım; fakat bu ülkede çoğunlukla eleştiri değil, çok sakil şekilde müthiş bir tezvirat ve tekfir propagandası yapılıyor. Üstelik sosyal medya mecralarında Ehl-i Sünnet’i müdafaa gayretiyle kendilerini gösterenler hedef tahtasına koydukları kimselere çok galiz hakaretler ve küfürler yağdırıyor. Bu durum, söz konusu kitlenin insani ve ahlaki açıdan hem çok problemli hem de çok tehlikeli bir olduğuna işaret ediyor. Kısacası, ilmî ve insaflı eleştiriyle uzaktan yakından alakası bulunmayan tezvirat ve tekfir kampanyalarına tahammül etmekte çok zorlanıyorum.

Kur’an kıssalarından söz açıldığı zaman genellikle “tarihî gerçeklik” tartışması akla geliyor. Ben Kur’an’da tarihî kıssaların yanı sıra temsilî ve Zemahşerî’nin ifadesiyle tahyilî kıssaların da yer aldığına kaniyim. Kur’an kıssalarında muhatapların tarihle ilgili meraklarını gidermek veya tarih bilgisi vermek gibi bir amaç gözetilmediği, bilakis pek çok kıssanın gerek öğüt/ibret gerek Hz. Peygamber ve müminlere teşcii ve tesliye, yani yüreklendirme ve moral destek verme gibi gayelere hizmet ettiği kanaatindeyim.

Cihad Allah yolunda elden gelen çabanın ortaya konulması demektir. Bu anlamda cihad ibadetle olur, ilim ve fikirle olur, emr-i bi’l-marufla olur ve şartlar oluştuğunda kıtâl/savaş yoluyla da olur. Kadının mirastaki payı ve hırsızın elinin kesilmesi gibi konularda lafızcı değil, maksatçı yaklaşımı esas almak, yani Kur’an’ın bu konularla ilgili hükümlerinde gözetilen maksatlar üzerine zarûrât-ı hamse çerçevesinde kafa yormak ve makasıd temelli olarak ictihatta bulunmak taraftarıyım. Çünkü bu tür konularla ilgili şer’î hükümler ontolojiyle değil, dinamik ve değişken sosyolojiyle alakalıdır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir