Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Aralık 4, 2020

Mehmet Âkif Ersoy’u Hatırlarken

Muhteşem eserler; abidevi şahsiyetlerin mahsulüdür. Bu şahısların eserlerine bakılarak kendileri, kendilerine bakılarak da eserleri hakkında kanaat sahibi olunabilir.
Mehmed Âkif ile onun muhteşem eseri olan’İstiklâl Marşı’mız arasında da böyle birbirini tavsif edici bir münasebet mevcuttur. Dostu Mithat Cemal; bu uyumu şöyle dile getiriyor:
“İstiklâl Marşı güzeldir; ancak bu şiirden daha güzel bir şey vardır: İstiklâl Marşı’nın, yazana yakışması.”

Mehmed Âkif için «Onun hayatı, eserlerinden de önemlidir.» denilir. Yavuz Bülent Bakiler, bu örnek şahsiyeti şöyle tavsif ediyor:
“Eğer insanların ve milletlerin yaşayışında, doğruluk; samimiyet; ahde vefâ; haksızlık karşısında susmamak; bütün güzel sanatlara ve bütün ilimlere gönülden bağlanmak; merhametli ve metin olmak; gafletten, cehaletten, kinden, nefretten uzak yaşamak bin yıl sonra bile, iki bin yıl sonra bile üstün vasıflar olarak kabul edilecekse; Âkif bin yıl sonra bile, iki bin yıl sonra bile yine abide şahsiyetlerden biri olarak anılacaktır.
Çünkü o; Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanan, ışığını Kur’ân’dan alan, mükemmel, müstesna şairlerimizden biridir.”

Büyük şairimiz, imanının muktezasınca; yapabileceği her işi, en güzel şekliyle yapmayı şiar edinmiştir. Okulundan birincilikle mezun olmuş; Arapça, Farsça ve Fransızcayı edebiyatına vâkıf olacak seviyede öğrenmiş; güreş tutmuş; Boğaz’ın iki yakası arasında yüzebilecek kadar yüzmede ustalaşmış; edebiyatta zirvelere tırmanmış; altı ay gibi kısa bir zamanda Kur’ân hıfzını tamamlamış; dürüst, haysiyetli, vatansever bir insan olmanın fevkalâde güzel örneklerini vermiş; kendisinden hizmet beklenen birçok kişinin ümitsizlik içinde bir köşeye çekildiği veya bazı devletlerin mandasına girmeyi çıkar yol sandığı bir zamanda, yorulmaz bir gayetle milletinin hizmetine koşmuştur. O, «on parmağında on marifet» misali, kendisine bahşedilen her istidadı işletmekten kaçınmamıştır; veterinerdir, devlet memurudur, ilmî heyetlerde üyedir, gazetecidir, mütefekkirdir, edibdir, musikişinastır, istihbarat teşkilâtı vazifelisidir, sporcudur…

Mısır’da takriben on yıl kalan şairimiz, sonunda hastalanır:
“Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını,
Bana çok görme İlâhî bir avuç toprağını.” diyerek ifade ettiği bir hâlet-i ruhiye ile yönünü artık «öteler»e çevirir. Vatandan ayrı kalmak endişesiyle 1936 Haziran’ında ülkesine döner. Kısa bir zaman sonra, 27 Aralık 1936’da çilelerle, mihnetlerle dolu hayatı sona erer. Bazı dostlarının ve «Âsım’ın nesli» gençlerin katıldığı merasimle Edirnekapı mezarlığına defnedilir.
Eserleri:
Safahat (7 cilt)
Kastamonu Kürsüsünde (Millî Mücadele dönemi hutbeleri)
Âyet ve Hadisler
Makaleler
İstiklâl şairimizi, vefat yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir