Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Mart 9, 2021

Muvacehe Aynı, Mündericat Farklı

KALEMLER PİŞTİ OLDU

Koray Düzgören, solcu kimliğiyle tanınan tecrübeli bir gazeteci. İşine www.artigercek.com sitesinde devam ediyor.Ahmet Kekeç ise İslamcı kimliğiyle tanınıyor. O da bir gazeteci. Kekeç Star gazetesinde yazıyor. Her iki yazar bu gün aşağı-yukarı aynı konuyu kaleme aldılar. Bir anlamda pişti oldular. İşte her iki yazara ait bu günkü yazıları:

CHP’liler Etmese de Biz Merak Ediyoruz: Kim bu Öztürk Yılmaz?

Koray Düzgören/12 Kasım 2018

Şimdi Kılıçdaroğlu şu soruya cevap vermeli: Kim bu Yılmaz? Kimlerin adamı? Ve Yılmaz’ı niçin, hangi çevrelerin tavsiyesi ya da yönlendirmesi ile bunca zaman yardımcısı olarak yanında tuttu?

CHP Genel Başkanı’na, sokak ağzıyla hakaretler ve ağır suçlamalar yönelten eski Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, düne kadar Kılıçdaroğlu’nun en güvendiği adamlardan biriydi.

3 Eylül 2015’de Tacikistan Büyükelçiliği’nden istifa ettikten sonra 1 Kasım 2016’de yapılan erken seçimle CHP Ardahan Milletvekili olarak Meclis’e girdi, ve 16-17 Ocak’ta yapılan CHP Kurultayı’ndan sonra da partinin MYK’sına (Merkez Yönetim Kurulu) seçilerek Kılıçdaroğlu’nun yardımcılığı görevine getirildi.

Hayli hızlı, hatta merak uyandıran tepeden inme bir yükseliş çizgisi…

Yılmaz’ın CHP’ye nasıl geldiği ya da getirildiği, nasıl milletvekili seçildiği ve nasıl birdenbire genel başkan yardımcılığı koltuğuna oturtulduğunu bilmiyoruz.

Biz bilmiyoruz ama, elbette Kılıçdaroğlu bunu çok iyi biliyor olmalı.

Nitekim Yılmaz, Kılıçdaroğlu’nun sadece dış politikada değil, genel olarak en güvendiği isim oldu.

10 Ağustos’ta yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) değişikliğine kadar da bu konumunu ve görevini sürdürdü.

Partinin dış politika açıklamaları, refleksleri ve tepkileri zaten devletin ve dolayısıyla AKP-MHP’nin tepkilerine yakındı. Yılmaz’la çok daha yakınlaştı.

Özellikle Irak ve Suriye politikaları ve Kürtler söz konusu olduğunda, hatta yer yer ayrımcılık, ırkçılık ve Kürt düşmanlığının ağır bastığı görülüyordu.

Suriyeli mülteciler için yaptığı açıklamalar ise bayağı ırkçı söylemlerden oluşuyordu. Kılıçdaroğlu ve parti sözcüleri de sıklıkla bu üsluba ayak uydurdular.

IŞİD’in 11 Haziran 2014’de Musul’daki T.C. Konsolosluğu’nu basarak konsolosluk görevlileri ve aileleriyle birlikte 47 kişiyi rehin aldığı sırada Musul Başkonsolosu’ydu.

Öztürk, baskın sırasında, sonrasında, 101 gün boyunca ve pazarlıklar sonucu kurtarılarak Türkiye’ye teslim edilmeleri sürecinde, neler olup bittiğine ilişkin o günden bu yana resmi açıklamaları dışında hiç konuşmadı.

Mutlaka devletin içinde bu baskının iç yüzünü bilenler vardır ama bizler ve tabii kamuoyu beylik bazı açıklamalar dışında fazla bir şey bilmiyorduk.

Ta ki bu yılın başında, Afrin Operasyonu’nun başladığı günlere kadar…

AFRİN’DEN MUSUL KONSOLOSLUĞU BASKININA

Ocak ayının sonlarına doğru, operasyon devam ederken beklenmedik bir açıklama yapan CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz, operasyona katılan Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) “El Kaide kökenli cihatçı militanlardan oluştuğunu” söyleyerek AKP iktidarını ağır bir dille eleştirince kıyamet koptu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Yılmaz’a yüklenince Musul Konsolosluk baskınına ilişkin kirli çamaşırlar ortaya dökülmeye başladı.

Bunun üzerine Öztürk Yılmaz, Musul Konsolosluğu’nun adeta bir IŞİD karargâhına dönüştüğüne ilişkin bazı iddiaları doğrulayacak bilgiler verdi. Hükümetin ‘IŞİD’le çatışmayın’ talimatı gönderdiğini açıkladı.

(Eski Başkonsolos AKP-IŞİD işbirliğini anlattı, Koray Düzgören, Artı Gerçek, 1 Şubat 2018)

Erdoğan, ‘Ulan’ diyerek Yılmaz’a çok ağır hakaretlerde bulundu. Daha sonra da ÖSO’nun Kuvayı Milliye gibi bir yapı olduğunu iddia etti.

Bunu üzerine Yılmaz önce bir basın toplantısıyla iktidara meydan okudu ve Musul Konsolosluğu’nda olup bitenlerle ilgili gerçekleri açıklayacağını duyurdu. Arkasından da Halk TV’ye çıkarak IŞİD baskınına ilişkin dikkat çekici iddialar ileri sürdü. Ankara’dan, Dışişlerinden IŞİD’le çatışmayın talimatı aldıklarını iddia etti.

Türkiye’ye teslim edilişlerini de MİT’in gerçekleştirmediğini söyleyerek, hükümete bu teslimat olayını açıklaması çağrısı yaptı. Ve, “Onlar konuşursa ben de konuşacağım” dedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da Yılmaz’ı suçladığı konuşmasında, “Bunları açıklamayacaktık ama ÖSO aleyhine konuşunca mecburen açıkladık” anlamında bir cümle kullanmıştı.

Sonra ne olduysa, bu tartışmalar adeta bilinmeyen bir merkezden gelen talimatlarla bıçak gibi kesildi.

İki tarafa da adeta, İtalyan mafyasının o altın kuralı, ‘Omerta’ talimatı verilmiş gibi oldu.

Ne Öztürk Yılmaz Türkiye’ye kimler tarafından, nasıl teslim edildiklerini ne de AKP yetkilileri IŞİD’le yaptıkları pazarlıkları ve Musul Konsolosluğu’nda nelerin olduğunu açıkladı.

“KONSOLOSLUK İŞİD KARARGÂHI OLDU” İDDİASI

Bu noktada Artı Gerçek’te 26 Ağustos 2017 tarihinde yazdığım bir başka yazıya atıf yapmak istiyorum. “Musul Konsolosluğu’nda neler oldu?” başlıklı yazıda, o zaman PYD Eş Başkanı olan Salih Müslim’in Artı TV’de dile getirdiği bazı önemli iddiaları tekrarlayarak sormuştum:

“Müslim, ‘Musul Konsolosluğu işgal öncesinde bir IŞİD karargâhı haline geldiğini’ söyledi. O dönemin başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın buna bir açıklama yapması gerekmiyor mu?” demiştim.

Salih Müslim, Artı TV’deki röportajda ilginç şeyler söylemişti.
Ne diyordu, bazı cümlelerine bir kere daha bakalım:
“(…) Suriye’deki cihatçıların hepsi Türkiye üzerinden geldi. IŞİD’e yardımların tümü belgelenmiştir. IŞİD’i beslemeleri, soykırım istemelerinden kaynaklanıyordu. Musul’daki konsolosluğun nasıl kullanıldığını gitsinler araştırsınlar. IŞİD’in bu konsolosluğu nasıl kullandığı biliniyor. Konsolosluğun kendisi bir IŞİD karargâhı olmuştu.”

Bu konuyla ilgili olarak aynı yazıdan bir bölümü aktarmak istiyorum:

“Yılmaz devletin işleyişini iyi biliyor. Fazla konuşanın başına neler geldiğinin de farkında. Bu nedenle, Musul Başkonsolosluğu’nda olup bitenler baştan aşağı yasa dışı olduğu halde, devlet sırrı zırhına sokularak bu konunun bir sır perdesi arkasında kalması istenmiş. Yılmaz da bu yazılmamış kurala uygun davranmış.

Tabii bir yere kadar…

Yılmaz ve partisi CHP, Erdoğan’ın savaşına, Kürtlere yönelik olduğu gerekçesiyle kayıtsız şartsız destek verdiği halde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve harekatı ÖSO pisliğine bulaştırması nedeniyle karşı çıkınca işler değişti.

Devletine sadakatla bağlı Yılmaz, kendisine yönelik ağır hakaretler ve saldırılar karşısında devlet falan dinlemeyip konuşmaya, bu zamana kadar gizlediği gerçekleri ifşa etmeye karar verdi.”

Ama bu kararını uygulayamadı. Devletin içinden, “Sus” talimatı geldi…

İlginç çıkışları olan Yılmaz, 20 Nisan’da cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı ama tabii partisi onu aday göstermeyince seçime katılamadı.

10 Ağustos’ta yapılan MYK’da (Merkez Yönetim Kurulu) yapılan değişikliğe kadar da bu görevini sürdürdü.

ÖZTÜRK YILMAZ’IN TÜRKÇE EZAN ÇIKIŞI

Yılmaz’ın son çıkışı ise oldukça ilginç oldu.

Hiç beklenmedik bir zamanda ezanın Türkçe okunması gerektiğini açıklayınca kıyamet koptu. CHP yönetiminin paçaları tutuştu.

AKP’nin tepkisinden korkarak yerel seçim öncesi zor durumda kalmamak amacıyla Yılmaz’ı apar topar Disiplin Kurulu’na sevk ettiler.

Bu sert tepki, CHP’yi giderek sağa yöneltmek isteyen Kılıçdaroğlu ve ekibinin sağ, milliyetçi ve İslamcı hassasiyetleri olan seçmenlere yaklaşma niyetlerini de açığa iyice vurdu.

Tabii asıl sorun, Öztürk Yılmaz’ın Kılıçdaroğlu’na ağır hakaretler eşliğinde meydan okuması oldu.

Dikkat edilirse Yılmaz, ağır iddialarını bir tehdit ifadesi eşliğinde dile getirdi.

Sanki onunla Kılıçdaroğlu arasında kamuoyuna açıklanmamış bazı ilginç bilgiler varmış gibi bir izlenim ortaya çıktı.

Genel başkanlığa aday olduğunu açıklayan Yılmaz’ın şu lafları oldukça ilginç:

“İstifa etmiyorum kardeşim. Ne yapıyorsan yap, istifa etmiyorum. Ben bu partiye ‘Gel Öztürk’ diyerek gelmedim, ‘Git Öztürk’ diyerek gitmem. Sıkıyorsa at beni buradan.”

Şimdi Kılıçdaroğlu’nun yapacağı tek bir şey var:

Türkçe ezan polemiğine sığınmadan, kim bu Öztürk Yılmaz? Kimin, kimlerin adamı? Ve Yılmaz’ı niçin, hangi çevrelerin tavsiyesi ya da yönlendirmesi ile bunca zaman yardımcısı olarak yanında tuttu?

Son soru:

Yılmaz’la arasında başkaca bir ilişki var mı? Varsa bu nasıl bir ilişki?

CHP’liler belki bu soruları merak etmiyor olabilir ama, biz çok merak ediyoruz ve bu soruların yanıtlarını öğrenmek istiyoruz.

***

Öztürk Yılmaz’ı CHP’ye Kim İteledi?

Ahmet Kekeç/12 Kasım 2018

Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın sosyal medya hesaplarında Öztürk Yılmaz aleyhtarı paylaşımları okuyunca gülüyorum.

Genel başkanlarına yönelik eleştiriler karşısında ortalığı yıkan arkadaşlar, aynı Öztürk Yılmaz Halk TV stüdyosuna kurulup gazeteci tehdit ettiğinde susmuşlardı.

Ne susması? Zil takıp oynamışlardı…

Çünkü Öztürk Yılmaz (nam-ı diğer Muhasebeci Kenan) CHP’li olmayan gazetecileri tehdit etmişti. (İktidara geldiklerinde Ahmet Kekeç’e neyi yedireceklerini hep birlikte görecekmişiz…)

Başka marifetleri de vardı Öztürk Yılmaz’ın:

ÖSO’ya “terör örgütü” yakıştırmasında bulunmuştu.

FETÖ ağzıyla Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını eleştirmişti.

Bazı “izaha muhtaç” temasların içinde yer almıştı.

FETÖ’cülerin dergisine (üstelik 17/25 Aralık sürecinden sonra) röportaj verip ülkesini suçlamıştı.

CHP’li arkadaşlar o dönemde bunları kurcalama gereği duymamışlardı niyeyse…

Bir de paraşütle indirip genel başkan yardımcılığıyla onurlandırmışlardı.

Şimdi küfrediyorlar.

Birazdan, “yeni başlayan” CHP’liler için bazı tüyolar vereceğim. Biraz da oradan devam etsinler. Ya da Öztürk Yılmaz’ın partiye nasıl itildiğine ilişkin bazı tahminler yürütsünler.

Eski bir yazımdan (kısaltarak) alıntılıyorum:

Muhasebeci Kenan, uçaktan indiğinde yüzünde ufak tefek çizikler vardı.

Uçağa bindirilip Türkiye’ye yollanıncaya kadar muhasebeci Kenan’dı.

Uçaktan, “Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz” olarak indi.

Kamuoyu, Öztürk Yılmaz’ın yüzündeki ufak tefek çiziklerin DEAŞ teröristleriyle boğuşma esnasında “meydana geldiğini” düşünüyordu.

Bu yiğit Türk diplomatı teröristlere pabuç bırakacak değildi ya, mutlaka bir arbede çıkmıştır, Öztürk Yılmaz’ımız da dayanamayıp teröristin suratına kafayı gömmüştür ve “yaralanmıştır…”

Değilmiş…

Kendi aşçısı Ercan Köksal’la dalaşmış…

Daha doğrusu, durduk yerde aşçısını yumruklamaya başlamış; adamcağız da, ne yapsın, eline geçirdiği bir bardakla mukabelede bulunmuş. Ve yüzündeki o “ufak tefek çizikler” oluşmuş.

Bu bilgileri, Öztürk Yılmaz’ın korumalığını yapan Özel Harekât Polisi Settar Yaşar’dan öğreniyoruz.

Bu yiğit ve delişmen Türk evladının, “kurtarıldıktan” ve sağ salim ülkesine getirildikten üç yıl sonra, Meclis’in “güvenli” çatısı altında DEAŞ teröristlerine nasıl salladığını, nasıl küfürler ettiğini hep birlikte izledik.

Kimseden korkmuyormuş… Şehit olmak istiyormuş… Gelsinlermiş…

Gelmişlerdi, şehit olma imkânı sunmuşlardı ama “kahraman” Öztürk Yılmaz’ımız “Muhasebeci Kenan” kimliğinin arkasına gizlenmişti. Şehit olma fırsatını kaçırmıştı.

Bir de “Avrupa Bakanlığı” macerası var yiğit diplomatımızın…

Birkaç hafta çalışmış bakanlık bünyesinde… Sonra gönderilmiş. Daha doğrusu kovulmuş.

Niye kovulduğunu Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açıkladı.

Kovulduktan sonra şansı dönüyor Öztürk Yılmaz’ımızın. FETÖ sanığı Gürcan Balık’ın Dışişleri’nde etkin olduğu dönemde terfi ettirilerek Musul’a Başkonsolos olarak atanıyor.

Musul’dayken FETÖ’cülerle irtibat kuruyor, FETÖ okullarını ziyaret ediyor, filan…

Bunun belgeleri (görüntüleri) yayınlandı.

Diyeceksiniz ki, “Ne var yani? FETÖ’cülerle herkes irtibat kuruyordu, hatta ahbaplık yapıyordu. Öztürk Yılmaz’ın birlikte görüntü vermesi mi kabahat oldu?”

Haklısınız ama Öztürk Yılmaz, FETÖ “suç örgütü” olarak tescil edildikten ve MGK’nın kırmızı kitabına girdikten sonra örgütle irtibat kuruyor.

Bununla da kalmıyor, “irtibat tarihinden” yaklaşık bir yıl sonra, yani 15 Temmuz darbesinden 8 ay önce, örgütün haftalık yayın organı “Aksiyon” dergisine röportaj veriyor ve ülkesini suçlayan açıklamalar yapıyor…

Dahası da var ama yer kalmadı.

Benden “şimdilik” bu kadar…

CHP’li dostlar biraz da buradan devam etsinler.

Bu “değerli” diplomatı CHP’ye kim çakmış?

Biraz tahmin yürütsünler!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir