Mevlid Kandili’nden Geriye Ne Kaldı?

SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI

O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.

İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik?

Mevlid kandili kutlandı.

Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir.

Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam.

Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor.

Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar.

Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden?

Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme aldılar. Hz. Peygamber’in güzel ahlakından, dürüstlüğünden bahsettiler. ‘merhamet yüklü, adalet, hakkaniyet, âdemiyet, ilim, irfan, hikmet Peygamber’i Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) Yüce Rabbimiz tarafından seçilerek gönderilişine şükretmek, sevinmek sureti ile kutlamak’ dediler. Kuran’ı okumak, anlamak ve yaşamak diyerek halis niyetler ifade edenlerimiz de oldu.

Tekrar sorumu yöneltiyorum: Peki ne öğrendik Mevlid kandilinden?

Neden mi bu soru?

Bütün bu güzel sıfatlar, Hz. Peygamber’i tanımlıyor. O zaten Rabb’in bizim için seçtiği bir elçiydi. Gönderdiği diye ifade etmedim. Çünkü O’nun yukarıdan gönderildiğini sananlar bile var. O’nun yaşayan insanlar arasından seçildiğini bilmeyen çok genç var.

O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi.

Peki sonra?

İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa.

İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.

Peki, gençlere faydası ne bunun, gençler hayatları için ne öğrenmiş olacaklar? Hayatlarına ne katacaklar? Sadece gençler mi, hayır. Toplumun bütünü, Mevlid kandilinden hayatına ne katacak?

‘Kandil yok diyorsunuz da, bunu neden düşündünüz’ diyenleriniz olabilir, normaldir.

Açıklayayım.

Evet, Mevlid kandili İslam’da yok. Hicretten 300 yıl sonra kutlanmaya başlamış. (Pazartesi günkü yazım için de düzeltme tekrarı olsun)

Hicret M.S. 622 yılında oldu, yani bundan 300 yıl sonra.

Ama Hz. Muhammed (sav) ile ilgili, O’nun hayatından örnekler çıkarmayla ilgili sürekli ifade ettiğim bir tezim var: ‘Hz. Muhammed (sav) bugün yaşasa, hayatı nasıl olurdu?’

İşte bu temel düşüncem sebebiyle bu konuyu irdeledim.

Benim aklıma gelenleri sıralayayım:

Hz. Muhammed (sav), ilk önce ‘El-Emin’ sıfatıyla anıldı: Yani yalan söylememe, düşmanları tarafından bile doğru sözlü olmasıyla bilinmesi. Bugün kendimize, ailemize ve Müslümanlara bir bakalım, bu özelliğini ne kadar hayatımızda uygulayabiliyoruz.

Küçüklüğünden itibaren ticaret kervanlarına katıldı: Küçüklüğü ve sonra gençliği hep ticaretle yani çalışmayla geçti. Çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hayatında gösterdi. Kendimize, çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba çalışmaya ne kadar önem veriyoruz.

Bu özelliği, aynı zamanda O’nun hayatın içinde olmasını sağladı: Bu özellik de özellikle camilerde görev yapan imamlar, ilahiyat fakültelerinde görev yapan hocalar için önemli, acaba gerçekten hayatın içindeler mi?

Hz. Hatice ile evlendi ve ona çok saygı duyan bir erkek portresi çizdi: Hele bu özelliği Müslüman toplumları için çok önemli. Acaba Müslüman toplumlar, kadına gereken saygıyı gösteriyorlar mı? Acaba Müslüman toplumlar kadınlara gerçek manada değer veriyorlar mı, yoksa onları evde iş yapan, ev robotları olarak mı görüyorlar?

Hz. Muhammed (sav), 40 yaşından sonra farklı bir dünyaya adım attı ve peygamber oldu. Ümmi (okuma yazma bilmeyen) olmasına rağmen ayetleri ezberledi, 40 yaşından sonra hayatında müthiş farklılıklar gerçekleşti: Tamam O peygamberdi, ama bu örnekler bizim için önemli. 40 yaşından sonra olmaz diye kabullendiğimiz birçok iş ve çalışma yok mu? Mesela dil öğrenmek, müzik aleti çalmayı öğrenmek, çocuklarımızla oynamak ve spor yapmak vb. Çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba ne kadar kitap okunuyor, bırakın ilim öğrenmek adına olmasını, İslam’ı öğrenmek adına bile kitap okunmuyor, okunsa bu kadar alim görünümlü cahil olmazdı.

Hz. Muhammed (sav) 40 yaşından sonra gençlerle iletişime geçti, onları anlamaya çalıştı, onlarla çalışma başlattı, onlara sabretti, büyüklük taslamadı: Bugün birçoğumuz ‘artık bizden geçti’ diye gençlerle ilgilenmiyoruz, gençleri anlamaya çalışmıyoruz, onların dünyalarına inmiyoruz. Çevremize ve Müslüman toplumlara bir bakalım, yaşı ileri olanlar başka İslam’dan-hayattan bahsediyorlar, gençler başka İslam’dan-hayattan.

Hz. Muhammed (sav), ne şişmandı ne zayıftı: O, dengeli beslenen, vücuduna önem veren, spor yapan biriydi. Bugün Müslüman toplumların spor yapma alışkanlıklarına bir bakalım, ya da dengeli beslenmeyi ne kadar uyguladıklarına.

Hz. Muhammed (sav), Hz. Ayşe ile spor yapar, şakalaşır ve onunla arkadaş gibi muhabbet ederdi: Bugün Müslümanlar ve Müslüman toplumlara bir bakalım, acaba aile hayatları hangi seviyede. Müslüman toplumlarında beraber olan eşler mi, yoksa erkekler bir kümede, kadınlar başka kümede ve aradaki makas sürekli açılmada mı? (Sonrasında da bildik cümle: Kadınlar bile kendini anlamıyorlar, biz nasıl anlayalım?)

Hz. Muhammed (sav), hicrette 51 yaşındaydı: Hz. Peygamber, 51 yaşında iken, bir şehirden başka şehre gidip, orada hayatını idame ettirecek güç ve enerjiye sahipti. Bugün Müslümanlara ve Müslüman toplumlarına bir göz atalım, böyle zor bir aksiyonu gerçekleştirecek enerjiye sahipler mi? İşte o enerji ve güç, O’nun içinde atom santrali gibiydi ve çevresine de güç ve enerji veriyordu.

Hz. Muhammed (sav), diğer devletlerin başkanlarına mektuplar yazdırıp, gönderiyordu: O, İslam’a davet etmek için diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini biliyordu ve uyguluyordu. Bugün Müslüman ülkelere, toplumlara bir bakalım, acaba ne kadarı diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini düşünüyorlar ve bunun için çaba sarf ediyorlar…

Hz. Muhammed (sav), insanları kırmadan, incitmeden, onlarla sağlıklı iletişim kurarak, onlara İslam’ı sevdirerek, hal ile tebliğ yapıyordu: Bugün Müslümanlara, Müslüman toplumlara bakalım, acaba ne kadar yumuşak, sevgi dolu davranıyorlar. Diğer insanları kırmadan, incitmeden mi konuşuyorlar…

Hatta Hz. Muhammed’in bu özelliği ayetle de sabittir: ‘Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış…’ (Ali İmran, 159)

Müslümanlar, Müslüman toplumlar çok insani, centilmen-centilwoman’lar (Gentleman-Gentlewoman) mı; yoksa kaba ve katı yürekliler mi?

Müslümanlar, Müslüman toplumlar, Müslüman yöneticiler de aynı şekildeler mi? Ve hatta bunların üzerine acaba müslüman yöneticiler ‘iş hakkında onlara danış’ ayetini hayatlarında uyguluyorlar mı?

Mevlid kandilinde Hz. Muhammed (sav)’ı andık.

Ben kandili kutlamadım, sadece bunları düşündüm, aklıma gelenleri de sizlerle paylaşayım dedim. Umarım iyi yapmışımdır.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Kaynak: http://www.ocakmedya.com

Cevap Yazın