Dedektiflik Kadına Yönelik Şiddetin Tetikleyicisi

KADEM Hukuk Komisyonu üyesi Av. Pınar Kandemir Hacıbektaşoğlu:
Dedektiflik Kadına Yönelik Şiddetin Tetikleyicisi

Sadece boşanan kadını değil kendi ayakların üzerinde duramayacak durumda olan kadınların da desteklenmesi sosyal devlet gereğidir. Eğer kadının eğitim durumu, yaşı itibarıyla iş bulabilme potansiyeli düşük ise bu kadınların desteklenmesi gerekir. İşte burada pozitif ayrımcılık yaparak gelecek nesilleri yetiştiren kadınları nafaka mahkûmu yapmamak gerekir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kabinenin 100 günlük eylem planını açıklamasıyla “nafaka” konusu yeniden gündeme geldi. Eylem planının 15. Maddesi, nafakaya ayrıldı ve şöyle denildi: “Nafaka ödemesi sisteminin adil bir hale getirilmesi gerekmektedir.” Son günlerde yoğun olarak tartışılan bu konuyu Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Hukuk Komisyonu üyesi Av. Pınar Kandemir Hacıbektaşoğlu ile görüştük.

Cari hukuk sistemimizin nafaka konusunda kadın lehine işlediği eleştirileri yapılıyor. Yasalarda cinsiyete dayalı pozitif ayrımcılık söz konusu mu?

Tüm ileri hukuk sistemlerinde olduğu gibi her yasal düzenleme, ülkenin içinde bulunduğu şartlar, hayat koşulları, gelenekler ve değerler manzumesi içinde düzenlenir. Bu yönüyle bakıldığında kanunlar, bu durumları dengeleyecek şekilde yapılır. Şu anki cari sistem, cari hukuk sistemimiz bu dengeyi sağlamaya çalışırken uygulamadaki hatalar nedeniyle kadınlar lehine bir sonuç yaratmaktadır. Kadınların lehine gibi duran bu sonuç aslında uzun vadede kadınlar için olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Hukuk sistemlerinde ve kanunlarda pozitif ayrımcılık dengesi kurulmaya çalışılırken uygulama hataları aslında niyet edilmeyen ama o görüntüyü veren cinsiyetçi yaklaşıma sebep olmaktadır.

Yeni kabinenin “100 Günlük Eylem Planı”nı açıklayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nafakayı, Türkiye’nin kanayan yarası olarak nitelendirerek “Nafaka ödemesi sisteminin adil bir hale getirilmesi gerekmektedir” dedi. Nafakayı adaletsiz kılan unsurlar nelerdir?

Nafakayı adaletsiz kılan, şu anki uygulamadaki temel sorun elbette nafakanın bir sosyal güvence gibi görülmesi durumu… Nafaka sosyal devlet anlayışı içinde, ihtiyacı ve korunmaya değer olan kesime verilmesi gereken sosyal güvence gibi görülmesi. Oysa nafaka, evliliğin bitimiyle birlikte ağır kusurlu olan tarafın, daha az kusurlu olan tarafa kendi ayakları üzerinde duruncaya kadar -ki bu kesinlikle çok uzun süreli olmamak kaydıyla- verilmesi gereken sınırlı süreli bir destektir. İkinci sorun, nafakanın bu şekilde süresiz olmasıdır.

Ceza hukukumuzda her suçun maddi ve cezai olarak yaptırımı sınırlıdır, cinayetten terör suçlarına kadar her suçun cezası belli iken kusuru aranmaksızın bir tarafa ömür boyu bedel ödetmek ise kabul edilemez.

Evlilik Süresi Kadar 
Nafaka Uygun Değil

Çeşitli platformlardan gelen öneriler var; yoksulluk nafakasının en fazla 5 yıl olması, “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilmesi, mal rejimi davası açma hakkı 1 yıl olarak düzenlenmesi vb. Bir hukukçu olarak bu önerileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Süreli nafaka ve bu sürenin bir ve beş yıl arasında olması uygun olur. Öneriler arasında evlilik süresi kadar nafaka verilmesi konusunda uygun bulmuyorum. Bazen evlilikler bir ay sürer ama o bir ayın içinde çok ciddi müdahaleler, haksızlıklar yapılmış, yapılmıştır. Burada, nafaka bir ay olsun diyemeyiz tabii ki. Nafaka ödeyen az kusurlu veya kusursuz olması elbette çok önemli. Şu anki cari sistem de “sen tükürdün, ben tükürdüm” eşit küsur, erkek kadına bu durumda ömür boyu nafaka ödüyor.

Adalet Bakanlığı hem Meclis Komisyonu’ndan gelen öneriler hem de Yargıtay başta olmak üzere ilgili birimlerden alınan görüşler doğrultusunda bir hazırlık yaparak bir öneri hazırladı. Nafakanın ömür boyu değil, 5 aşamaya göre belirlenmesi öngörülen öneride, “evli kalma süresi”, “çocuk olup olmaması”, “boşanan kadının yaşı”, “gelir durumu” ve “kusur durumu” dikkate alınacakmış. Adalet Bakanlığı’nın önerisi, soruna çözüm getirebilir mi?

Adalet Bakanlığı’nın önerisinde evlilik süresi, benim itiraz ettiğim unsurlardan biri. Çünkü öyle evlilikler var ki 30 yıl sürmüştür ve kusur durumuna baktığımız zaman nafaka yükümlüsünün ağır kusurlu olmadığı halde 30 yıl nafaka ödenecektir demek yine haksız olacaktır. Veya evlilik iki ay sürmüştür ama koca, kadına öyle bir kötü muamelede bulunmuştur ki nafakanın evlilik süresi iki ay değil çok daha uzun süreli olması gerekir. Bakanlığın önerisi olan eğitim durumu, kadının yaşı, çalışma durumu gibi konular doğru tespit edilmiştir.

Süreli nafaka ile ömür boyu nafakanın önü tamamen kesilecek mi yoksa gerekli görüldüğünde ömür boyu nafaka kararının da çıkması mümkün mü?

Şu anki Medeni Kanun’un 175 maddesinde nafaka, “süreli verilir süresiz verilir” denilmiyor. Nafaka, “süresiz olarak talep edilebilir” deniliyor. Ancak mahkemeler, 178. maddeyi, yani süresiz nafaka talebini, süresiz olarak vermeyi karara bağlıyorlar. Eğer bu madde, “yoksulluk nafakası bir yıl veya beş yıl süreli olarak verilir” şeklinde düzenlenirse bu konuda herhangi bir sorun yaşanmaz.

Ağır kusur durumunda karşı tarafın mağduriyeti nasıl engellenecek?

Nafaka süresinin beş yıl olarak belirlenmesi, devamında kadının eğitim durumu, yaş durumu, çocuğun olup olmayışı, çalışabilir olup olmadığına bakılarak sosyal devlet anlayışı içinde kadının ekonomik olarak bağımsızlığı aldığı tarihe kadar desteklenmesi gerekir.

Süreli nafakanın yasalaşması durumunda hemen uygulamaya geçilmesi sıkıntı oluşturmaz mı? Sosyolojik olarak Türkiye, buna hazır mı? Geçiş süreci için kademeli bir sistem uygulanabilir mi?

Yasa çıktığı takdirde kademeli bir geçişe ihtiyaç olmaz. Zaten nafakanın bağlanması gereken dosyalarda bir ile beş yıl arası takdir edileceğinden, beş yıllık bir süre içerisinde eşi tarafından nafaka verilir daha sonra ise sosyal güvence çatısı altında devam eder.

Ömür boyu nafakanın mağdur ettiği bir kesim var ancak süreli nafaka ile de birçok kadının mağdur olacağı düşünülüyor. Özellikle eğitimsiz ya da çalışma hayatına hiç atılmamış olan kadınların… Boşanmış kadınların çalışma hayatına kazandırılması ve kendi ayakları üzerinde durmaları için devlet destekli bir program öngörülüyor mu? Bakanlıkların bu noktada ortak/eşzamanlı 
bir çalışma yürütmesi daha doğru olmaz mı?

Sadece boşanan kadını değil kendi ayakların üzerinde duramayacak durumda olan kadınların da desteklenmesi sosyal devlet gereğidir. Eğer kadının eğitim durumu, yaşı itibarıyla iş bulabilme potansiyeli düşük ise bu kadınların desteklenmesi gerekir. İşte burada pozitif ayrımcılık yaparak gelecek nesilleri yetiştiren kadınları, nafaka mahkûmu yapmamak gerekir. Sağlıklı bir toplum için sağlıklı bireyleri yetiştiren kadınların, bu yönüyle desteklenmesi elbette toplum olarak hepimizin görevidir.

Kara Avrupası, Almanya, İtalya, Macaristan Örneği

Mevcut yasada, kısmi sınırlılıklar var. Örneğin, evlenmek, gelir elde edici bir işte çalışmak benzeri. Ancak yasadaki kısmi sınırlılıklar iki tarafın da kayıt dışı çalışma, resmi olmayan birliktelik gibi suiistimaline neden olabiliyor. Bu, nasıl çözülecek?

Evet, ne yazık ki kadınlar nafakaları kesilmesin diye merdiven altı işler olarak tabir edilen sigortasız işlerde çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

Gayri resmi yapılan ikinci evlilikler ise kadın açısından onur kırıcı olabiliyor. Nafaka ödeyen eski eş, boşandığı ancak nafaka ödediği eski eşinin çalıştığını veya gayri resmi birliktelikle ikinci evlilik yaptığını ispat etmek için dedektif gibi takip ermek zorunda kalıyor. Nafakanın kaldırılması davalarında koca, iddiasını ispatla mükellef. Yani bunu iddia eden davacı eş, ispat yükü kendisine ait olan bu iddiayı ancak bir dedektif gibi eşinin peşine düşüp nerede, kimlerle ne yapıyor, tanıklarla ve belgelerle ortaya koymak zorunda kalıyor.

Her gün şahit olduğunuz kadına yönelik şiddetin tetikleyicisi mahiyetinde olan bu gerçeklikler ne yazık ki evlilik kurumuna olan saygıyı da zedelemektedir.

Gelişmiş ya da bizim gibi gelişmekte olan ülkeler bu sorunu nasıl çözmüş, örnek alınabilecek ülke var mı? Varsa orada kanun koyucu bu sorunun üstesinden nasıl gelmiş?

Bu konuda diğer ülke uygulamalarına baktığımızda, şu an bizim cari sistemde olan mevzuatın değil Adalet Bakanlığı ve bizlerin de benimsediği öneriler çerçevesinde bir sistem oluşturulduğu görülmektedir. Başta kara Avrupası olmak üzere Almanya, İtalya, Macaristan gibi ülkelerde kadının yaşı, çocuğun olup olmaması, eğitim durumu dikkate alınarak en fazla beş yıl veya on yıl, on iki yıl şeklinde düzenlemelerin olduğu görülmektedir.

Nafaka konusunda daha adil ve Türkiye sosyolojisine uygun önerileriniz nelerdir?

Her şeyden önce bir kadının, bir erkeğin ömür boyu sırtında bir kambur haline getirmemek gerektiğidir. Kadını üretmeyen, sadece aldığı nafakayla yaşamaya mahkûm eden bir düzenlemeyi değiştirmemiz lazım. Hukuken ve fiilen birbirlerinden kopmuş, ayrılmış insanları böyle bir maddi yükümlülükle ömür boyu mahkum etmek, birbirleri ile muhatap etmek, bir travma yaratır. Bunun da çözümü adil, vicdanları yaralamadan yapılacak, yukarıda bahsini ettiğimiz düzenlemeler olacaktır. Ülkemizin bölgesel farklılıklar anlamında çeşitliliği dikkate alınarak, nafakaya ihtiyacı olan kadının nafakası kesildikten sonra oluşturulacak fonlardan yapılacak yardımların da bu bölgesel farklılıklar ve çeşitlilik dikkate 
alınarak düzenlenmesi, mağduriyetlerini giderecektir.

1 Yorum

  1. İsmet TURGUT 3 Kasım 2018

Cevap Yazın