Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Eylül 21, 2020

Vatikan’ın Pedofil Olayları ile İmtihanı

Bugün Papa François’dan bazı reformlar yapması istenmekte. Bunların başında; Kilise’nin merkezi yönetiminde ciddi değişiklikler yaparak yeni atamalarda bulunması; II. Jean Paul’ün temizlemeden bıraktığı Vatikan Bankası’nın içinin boşaltılması olaylarına el atılması ile cezalandırma yoluna gidilmesini engellediği pedofil papazlardan Kilise’nin kurtarılması görevleri gelmektedir. Ancak Papa François’dan beklenen bu tür taleplerin ne kadar sonuç verici olacağı şüphelidir. Zira buna ne yaşı ne de ciğerlerinde rahatsızlığın olduğu sağlığı elvermektedir.

Katolik Kilisesi, uzun zamandır pedofil olayları nedeniyle eleştirilen bir kilise idi. Bu konudaki şikâyetler ve sorunlar, Papa II. Jean Paul’ün görevinin son dönemlerinden itibaren yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlıyordu. Papa, adeta ‘şüyûu vukûundan beterdir’ fehvasınca olaylarla ilgili konuşmaktan çekiniyor ve meselelerin bir şekilde örtbas edilmesini istiyordu. Çünkü önüne gelen dosyalar, Katolik Kilisesi’nde kritik görevlerde bulunan kardinaller ve başpiskoposları da içine alarak genişleyen bir hacme kavuşmaya başlamıştı. Bu nedenle Papa, Kilise’yi hem ekonomik hem de güven bunalımı bakımından içinden çıkılmaz bir sorunlar girdabına sokacak bu meselelerin, sessiz bir şekilde çözülmesi ya da hiç konuşulmaması taraftarı idi. Ona göre, konuşulmayan şeyler zamanla unutulup giderdi. Ancak öyle olmadı.

Papa XVI. Benedikt, nam-ı diğer engizitör Joseph Ratzinger, göreve geldiğinde tam bir baş belası sorunlar yumağı ile boğuşacağını biliyordu. Papa II. Jean Paul öldüğünde Ratzinger, kendisine her konuda danışmanlık yaptığı arkadaşını kaybetmekten çok kendisini bekleyen sorunların dehşetine bir adım daha yaklaştığını hissetmenin verdiği endişe ve biraz da korku ile üzülüyordu. Papa XVI. Benedikt neden üzülmesin? Pedofil ile suçlananlardan birisi, en yakını olan kardeşiydi. Bunun üzerine Papa II. Jean Paul’ün 2001’de yayınladığı Motu Proprio Sacramentorum Sanctitatis Tutela belgesiyle, çocuklara karşı işlenen pedofil gibi tecavüz vakalarını araştırma yetkisini, Kilise teşkilatı ile ilgili birime vereceği yerde, danışmanı Ratzinger’e yani müstakbel Papa XVI. Benedikt’in başında olduğu İmandan Sorumlu Bakanlığa tevdi etmesi, birçok tartışmanın yapılmasına ve haklı olarak şaibelerin olduğu iddialarının ortaya atılmasına neden olacaktır. Oysa Katolik Kilisesi’nin, din ve ahlaki ilkelerini tespit eden en temel referans kitabını yani Katolikliğin ilmihalini selefi Papa II. Jean Paul döneminde birlikte hazırlamışlardı. Hem Papa II. Jean Paul hem de eskinin Engizisyon Kurulu Başkanı ve dönemin İmandan Sorumlu ‘Bakanı’ pozisyonundaki Kardinal Joseph Ratzinger, ahlaki sapkınlıkları teker teker açıklamışlardı. On Emir’i birer birer ele alıp Katolik yaklaşıma uygun bir şekilde açıklarken, seleflerinden daha detaylı bilgiler vermeyi ve yeni ahlaksızlıkları eklemeyi ihmal etmemişlerdi.

1906’da yayınlanan Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlaki İlkeleri (Kateşizm) aynı altıncı emri, dokuzuncu emir ile birlikte yorumluyor ve bir paragraflık bir açıklama ile yorumlamayı yeterli buluyordu. Bu yorum, ‘zina etmeyeceksin’ şeklindeki altıncı emri, ‘Manevi kirlenmeye sebep olacak fiil işlemeyeceksin’ şeklinde tercüme etmekte idi. ‘Manevi kirlilik’ ifadesi ise ‘Tanrı ve insanların gözünde çok kötü ve aşağılık bir duruma düşüren, insanı akıl sahibi olmayan hayvanlar derekesine düşüren, kişiyi daha başka birçok günaha ve ahlaksızlığa sürükleyen, hem bu dünyada hem de ahirette çok büyük azaba düçar eden günahtır’ şeklinde açıklamakla yetiniliyordu. 1906’daki Katolik Ahlakı kitabı, bu emri yorumlamak için sadece bir sayfa diyebileceğimiz bir açıklama yapmakla iktifa ediyordu. Bu ‘günahların’ ne olduğu konusunda detaylı açıklama yapılmadığı gibi, kişinin böyle bir durumdan kurtulması için de Tanrı’ya ve saflığın sembolü olan Bakire Meryem’e dua etmesi tavsiyesi ile yetiniliyordu. Hatta bu günaha düşmemek için örnek olarak şu birkaç durumdan uzak durulması tavsiye ediliyordu: tembellik, kötü arkadaşlar edinmek, örf ve adetlere aykırı cinselliği öne çıkaran resimler edinmek veya bakmak, ahlaka aykırı gösterilere gitmek, kötü konuşmalar ve her türlü günaha götürecek durumlar.

Sorunları Halının Altına Süpürmek

Aynı konuyu ele alan Papa II. Jean Paul ve yardımcısı Ratzinger, On Emir’deki altıncı emir olan ‘Zina etmeyeceksin’ (Çıkış, 20/14; Tesniye, 5/17) maddesini açıklarken, diğer maddelere göstermedikleri ilgiyi gösterdikleri hemen anlaşılmakta. Bu durum bazı araştırmacılar tarafından, tam bir saplantı halinin tezahürü olarak değerlendirilmekte. Öyle ki; iffete muğayir olabilecek her türlü durum ve faaliyet, hiçbiri dışarıda bırakılmamak şartıyla birer birer zikredilip uzun uzun açıklamalarda bulunulmakta: fuhuş, şehvet düşkünlüğü, mastürbasyon, pornografi, fahişelik, tecavüz, eşcinsellik, doğum kontrolü, zina, boşanma, çokeşlilik, ensest ve özgür birliktelik. Tamamı on beş sayfa tutan bir açıklama yer almakta. Bu konuda Papa ve danışmanları, yaptıkları bu açıklamaları delillendirmek için Kutsal Kitap’tan ve II. Vatikan Konsili kararlarından Gaudium et Spes adlı belgeden bolca alıntı yapmakta. Ancak dikkat çeken hususlardan biri, verilen referansların çoğunun yakın döneme ait metinler olması.

Mesela; doğum kontrolünün yasak fiillerden sayılması, Papa XI. Pie’nin 1930’da yayınladığı evliliğe dair genelgesine ve ondan sonra gelen papalardan XII. Pie, VI. Paul ve II. Jean-Paul’e dayanmaktadır. Beş referans, Humanae Vitae genelgesine ve üç referans, 1976’da yayınlanan Persona Humana genelgesine, geriye kalan on beş referans ise Papa II. Jean Paul’ün kendi yayınladığı belgelere uzanmaktadır. Bunlardan sekizi, Familiaris Consortio (1981) ve beşi, Instruction Donum Vitae’yi (1987) dayanak almaktadır. Buna göre, Papa II. Jean Paul’ün, Kilise’nin ‘iffet’e dair koyduğu esasların kaynakları, büyük çapta kendi yayınladığı belgelere dayanmakta.

Ancak asıl dikkati çeken, Katolik iffetinin esasları uzun uzun açıklanırken Katolik Kilisesi ile ilgili pedofil suçlamalarının hat safhada olduğu bir dönemde yazılan ‘Ahlaki İlkeler’de pedofil günahının bir defa olsun zikredilmemesidir. Homoseksüelliğin, kişinin ‘yapısal bozukluğu’ndan kaynaklandığı ve ‘tabiat kanunlarına aykırı bir durum’ arz ettiği uzun uzun açıklanırken, bir kez olsun pedofil fiilinden bahsetmemek nasıl izah edilebilir? Belki, 1960’a kadar Katolik Kilisesi homoseksüellikle pedofili aynı başlık altında değerlendirmekte idi denebilir. Ancak 1960’dan sonra pedofil olayları ile ilgili şikâyetler artmış, Kilise içerisinde ve kamuoyunda tartışmalar başlamıştı. Oysa Katolik Kilisesi’nin Din ve Ahlak İlkeleri, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarını kapsayan bir dönemde kaleme alınmış bir kitaptır. Katolik Kilisesi’nin Ahlak Esasları kitabında bu konuda bir tek kelime bile edilmemesi, insanların aklına ister istemez bazı soruların gelmesine neden olmakta. Günümüzde büyük bir sorun olan pedofil olayı, yıldan yıla artarak hemen hemen bütün ülkelerdeki papazları içine alacak şekilde genişleyerek devam etmekte. Sorunun kökenini araştıranlar, bunun baş sorumlusu olarak papazların evlenmeme kuralını tekrar tartışmaya yanaşmayan Kilise idaresidir. Oysa evliliğin yasaklandığı bu sistem, aynı zamanda birçok homoseksüel insanı, papaz olmaya teşvik eden bir sistem haline dönüşmüş durumda. Bu aslında yeni bir durum değil. Nitekim olayların yavaş yavaş su yüzüne çıktığı dönemler olan 1950’lerde, Marc Oraison adlı papaz, ‘psikolojik tavsiyeler’ başlığı altında bazı seminerlerde bu konularda ders vermeye başlamıştı. Ancak Oraison’un bu girişimlerine ‘skandal’ denilerek Roma Katolik Kilisesi tarafından müdahale edilmiş ve konunun vahameti biliniyor olmasına rağmen göz ardı edilmişti. Araştırmacılara göre bu mesele, bazı ‘ağır cezalandırma’ tedbirleri ile çözülecek bir mesele değildir. Mesele daha derindedir.

Pedofil olayları ve skandalları 1980’li yıllarda, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde olayların çığırından çıktığı yıllarda gündeme gelir. 1990’lı yıllar ise konunun mahkemelere intikal ettiği yıllardır. Bunun üzerine papazlarla ilgili bazı davranış kuralları tespit edilir. 1993 yılından itibaren piskoposluklar tarafından komisyonlar teşkil edilmeye başlanır (Amerika, 1993; Hollanda, 1995; Belçika, 1997; İrlanda 2001). 2000’li yıllara kadar Kilise bu olayları, ‘kendi içinde’ halletmeye çalışır. İnsanlar, Kilise’nin bazı komisyonlar kurarak olayın üzerine gitmesinden memnun olmuş ve konunun ciddi olarak ele alınacağından ümitlenmeye başlamışlardı. Ancak Katolik Kilisesi’nin ‘halletme yöntemi’, sorunları halının altına süpürmekten başka bir şey değildi. Papalık ve ilgili komisyonlar, kendilerine çocuk yaşta tecavüz edildiği şikâyetiyle gelen kişilere, bu şikâyetlerinden vazgeçmelerinin Kilise’nin ‘selameti’ ve ‘itibarı’ için daha iyi olacağı; bu şekilde davranmakla Tanrı’nın ‘rızasının’ elde edileceği yönünde ikna çalışmaları yapıyordu. Bu duruma, mağdurlar ve yakınları tarafından şiddetle tepki gösterilir.

2000’li yıllara gelindiğinde ise olay, kamuya mal olur ve pedofil mağdurları teker teker medyada boy gösterir. Herkes kendi yaşadıklarını, katıldıkları televizyon programlarında dile getirmeye başlar. Ardından, medyanın ilgili birimleri konu hakkında araştırmalara girişir. Araştırmacı gazetecilik yöntemiyle yüzlerce kişiye ulaşılır ve her birinin tecrübesi, televizyonların haber veya tartışma programlarında nakledilir. Bu konuların tartışıldığı ve en çok mağdurun olduğu belli başlı ülkeler Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İrlanda, Almanya, Belçika, Avustralya, Tanzanya ve Filipinler’dir. Bu çalışmaları, çeşitli ülkelerde peş peşe gerçekleştirilen doğrudan mağdurların dinlenmesine dayalı araştırma komisyonlarının kurulması, sondajlar ve arşiv çalışmaları takip eder (Belçika, 2000, 2009; ABD, 2004-2011; Hollanda ve İsviçre, 2010; Avusturya, 2001).

Hedeftekiler Özellikle Ergenlik Çağındaki Erkekler

Araştırmalardan sonra işlenen suçların özelliklerinin ülkelere göre değişiklik arz ettiği fark edilir. Bu konuda olayın vahametini en erken gören ve tedbirler alan ülke, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bu ülkede, 1980’lerden itibaren mahkemeler kurulmaya başlamış ve 1985’te bu konuda bilinçlenme de artmıştır. 2005 yılında, papazların formasyonunda bazı ciddi revizyona gidilir ve cinselliği dikkate alan konular ilave edilir. Özellikle 2005-2006 yılları arasında, papalık komisyonlarının papaz yetiştiren seminerleri sık sık ziyaret etmelerine önem verilir. Katolik Kilisesi, 1984’ten 2009 yılına kadar pedofil vakası ile şikâyet başvurusunda bulunan üç bin dosya sahibi ile parasal ödeme yapmak karşılığında sulh olma yoluna gider. Bunlar arasında sadece 37 dosya sahibi, para almayı reddeder ve mahkemeye gitmeyi tercih eder. Yapılan araştırmalar sonucunda Hollanda arşivlerinde bazı ilginç bilgilere rastlanır. Bu verilere göre, 1940-1950 yılları arasında Hollanda’nın, bu tür olayların varlığını tespit ettiği ve birçoğunu cezalandırdığı ortaya çıkar. Bu araştırmalar esnasında çok çarpıcı başka bilgiler de elde edilir. Buna göre; İrlanda, Avustralya ve Kanada’da yetim, öksüz, kimsesiz ve terk edilmiş çocukların, kaldıkları ve eğitildikleri Katolik müesseselerde şiddete maruz kaldıkları ve yöneticilerin, yetkilerini kötüye kullandıkları keşfedilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmaya göre; 1950-2010 yılları arasında, 5948 papazın (bu ülkedeki Katolik papazların %5.4’ü) %40’ı pedofil olaylarını kendi evlerinde işlemişlerdir. Bu kurbanların 15.000’inin %85’i, on bir ile on yedi yaşları arasındaki erkeklerdir.

Yapılan araştırmaya göre tecavüzcü papazların %20’si, gençliklerinde tecavüz vakası yaşamış kişilerdir. Çocukken tecavüze uğrayan papazların %85’inin, erkek çocuklara musallat oldukları tespit edilir. Bu papazlar arasında, %5’i, on yaşından küçük olanlara karşı tecavüzde bulunan pedofil iken; bunların %20’si, ergenlik çağındaki erkek çocuklara tecavüz etmeyi tercih eden efebofildir. Tecavüzlerin en yoğun olduğu yıllar ise yani yılda 350 tecavüzün tespit edildiği yıllar, 1960-1980 yılları arasıdır. İlginç tespitlerden biri ise söz konusu yıllar arasındaki tecavüzleri yapan papazların, bu fiillerini papaz olarak takdis edildikten hemen sonra işlemiş olmalarıdır. Bu tipler, özellikle erkek çocuklara musallat olmaktadır ve bu ahlaksız fiillerini icra ederken alkol ve esrar kullandıkları görülmektedir.

Hollanda’da yapılan araştırmaların sonucunda; olaya karışan 800 papaz olduğu görülmüştür. Bu papazlar tarafından tecavüze uğrayan 20.000 mağdur tespit edilebilmiştir. İrlanda’da ise yüzlerce papazın karıştığı üç bin vaka görülmüş ve bunların 350’si Dublin şehrinde işlenmiştir. Avustralya’da, 100’den fazla papaz hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve 1980 ile 2010 yılları arasında tamamı mahkûm olmuştur. Belçika’da 504 papaz, 507 çocuğa tecavüz etmiş. Bunların büyük bir çoğunluğu on ile on üç yaşları arasındaki erkek çocuklardır. İsviçre’de ise 104 kurbandan 87’si on iki ile on altı yaşları arasında erkek çocuklardır. Bu suçların, 72 papaz tarafından işlendiği tespit edilmiştir. Çocuklardan tecavüze uğrayanların özellikle ergenlik çağındaki erkekler olması, bazı araştırmacılar tarafından olayların homoseksüellikle bağlantısını kurmalarına neden olmuştur. Bu yorum, özellikle Papalık tarafından desteklenen bir iddia olmuştur. Ancak Kilise’nin bu yaklaşımı şiddetle eleştirilmiştir. Zira Kardinal Tarcisio Bertone Olayı olarak bilinen bu teze göre olay, papazların tecavüz etmeleri gibi bir durumdan çok, çocukların ergenlik çağındaki homoseksüel davranışlarının sonucunda ortaya çıkan bazı davranışlardır. Yani buna göre çocuklar tamamen masum değildir. Onlardaki homoseksüellik tavırlar ister istemez iradeleri zayıf papazların onlara aşırı ilgi göstermelerine neden olmuştur. Bertone’ye göre, pedofil olarak adlandırılan çocuğa karşı tecavüz ve istismar olayları asıl itibariyle birer homoseksüellik vakıasıdır.

‘Susma ve Gizleme’

Katolik Kilisesi açısından bütün bu olayların sonuçları kendisini hem maddi hem de manevi ödemesi ağır bir fatura ile karşı karşıya bırakır. Ahlaksızlığın sebep olduğu skandallar ve işin rezalet boyutu bir yana; Kiliseyle olan resmi bağını kesenlerin sayısı bir anda astronomik rakamlara ulaşır. Bu durum, doğal olarak özellikle Katolik Kilisesi’ne büyük fonların toplandığı Almanya, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kiliseye yapılan yardımların bir anda düşmesine neden olacaktır. Bu hengâmede özellikle Amerika’da, İzlanda’da ve Fransa’da konuyu ciddiye almayan veya geçiştirmek isteyen piskoposlar ya istifa etmeye zorlanacak ya da ağır eleştiriye maruz kalacaktır. Vatikan’ın olayları bastırma yöntemini benimsemesi, bazı ülkelerin diplomatik tavır almalarına neden olacaktır. Mesela, İrlanda, Vatikan ile bütün diplomatik ilişkileri askıya alma kararı aşamasına gelmiştir. Gerçekten Vatikan, bu olaylar ilk ortaya çıktığında, sorumluluk alarak meselelerin üzerine gitmek yerine ‘susma ve gizleme’ politikasını benimsemiştir. Vatikan’ın şikâyetçi olan mağdurları muhatap almama ve sivil otoriteleri atlatma politikası, sadece dış ülkelere karşı değil, aynı zamanda kendi içinde de bazı bölünmelere neden olmuştur. Papa François seçildiğinde, bütün bu olayları önünde hazır bulmuştu. Bugün ondan, kendisinden önceki Papa II. Jean Paul ile Papa Benedikt’in yapmadıkları veya yaptırmadıkları bazı reformları yapması istenmekte. Bunların başında; Kilise’nin merkezi yönetiminde ciddi değişiklikler yaparak yeni atamalarda bulunması; II. Jean Paul’ün temizlemeden bıraktığı Vatikan Bankası’nın içinin boşaltılması olaylarına el atılması ile cezalandırma yoluna gidilmesini engellediği pedofil papazlardan Kilise’nin kurtarılması görevleri gelmektedir. Ancak Papa François’dan beklenen bu tür taleplerin ne kadar sonuç verici olacağı şüphelidir. Zira buna ne yaşı (80’e yakın) ne de ciğerlerinde rahatsızlığın olduğu sağlığı elvermektedir.

Ancak asıl bilinmesi gereken, Arjantinli Bergoglio’yu papa seçen kardinallerin, Papa II. Jean Paul ile Papa Benedikt’in 35 yıldır engellediği reformları yapması konusunda destekleyeceklerine dair söz verip vermemiş olmalarıdır. Kardinaller bu konularda Papa’yı özellikle destekleme konusunda söz birliği yapabilecekleri gibi, durumu idare etmesi konusunda uyarmış olmaları da muhtemeldir. Papa François’nın seçilmesinden sonraki icraatları incelendiğinde, zahirde yeni bir papa olduğu izlenimi verse de araştırmacıların tespitine göre gerçekte istifa eden Papa XVI. Benedikt’in ‘gölge Papa olarak’ hâlâ icranın başı olduğu şüphesi gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

Kaldı ki 26 Ağustos’ta yayınlanan bir belgede Papa François’nın kendisinin de bu konularda sabıkasının olduğu ortaya çıkmıştır. Papa’nın İrlanda’nın Dublin kentinde konuşma yaptığı esnada, başta La Verita, National Catholic Register ve LifeSite News’de Amerika Birleşik Devletleri eski Papalık Konsolosu Carlo Maria Vigano’nun suçlayıcı sözlerinin yer aldığı bir mektup yayınlanır. Mektuptaki iddiaya göre, aslında Papa ve Kilise’nin yüksek kademesinde görev yapanların tamamı, homoseksüellik skandalı ile kardinallik görevinden el çektirilen Theodore McCarrick’in homoseksüel faaliyetlerinden haberdardı. Ancak görevden alındığı güne kadar bu konuda hiçbiri hiçbir önlem almadı. 2001-2016 yılları arasında Papalığın Washington Büyükelçiliği görevinde bulunan Vigano, 2000 yılından beri Vatikan’daki yetkilileri McCarrick’in yanlış ve gayr-i ahlaki tutumları hakkında uyardıklarını delilleriyle ortaya koymakta.Hatta 2006’da Vigano’nun bizzat kendisi, dönemin Vatikan Devlet Sekreteri olan Kardinal Tarcisio Bertone’ye, McCarrick ile ilgili bir dosyayı takdim ettiğini ve durumu arz ettiğini belirtmekte. Ayrıca 2008 yılında konu ile ilgili uzman olan araştırmacı Richard Sipe’nin raporunu da teslim etmiştir. Ancak bütün bu girişimlerine rağmen Vatikan tarafından hiçbir cevap almamıştır. Tabii konuyla ilgili bilgiler ayyuka çıkınca Papa XVI. Benedikt’in aldırdığı, ‘kardinalin semineri terk etmesi gerektiği, ibadet yönetmesinin, kamuya açık toplantılara katılmasının, konferans vermesinin ve yolculuk yapmasının yasaklandığı’na dair önlemler McCarrick’in kendisine bildirilir.

Ancak onu destekleyen ve koruyan Washington’daki Başpiskopos Kardinal Donald Wuerl sayesinde Papa tarafından ilan edilen önlemlerin hiçbiri McCarrick’e uygulanmamıştır. Kardinal Wuerl, McCarrick’i cezalandırmak şöyle dursun, onun seminerlerde kalması ve en saygın misafir gibi ağırlanmaya devam etmesini sağlamaktadır. Wuerl, onun yanlış hiçbir davranışına şahit olmadığını belirtmektedir. İlginç olan, Jorge Mario Bergoglio 2013’te Papa seçildikten sonra 23 Haziran 2013’te Büyükelçi Vigano’yu huzuruna çağırmasıdır. Vigano burada, bütün olumsuzlukları içeren bir dosyayı kendisine arz eder. Vigano, Papa’nın bu iddiaları dinledikten sonra sanki önceden biliyormuşçasına hiçbir tepki göstermediğini ve konuyu değiştirdiğini belirtmektedir. Yine ilginç olan Papa François’nın, McCarrick hakkındaki o kadar ciddi iddialara rağmen, cezaları uygulamak şöyle dursun, Amerika Birleşik Devletleri’ne yapacağı yeni atamalarda onu yanından hiç ayırmamış olmasıdır. Böylece Washington’da McCarrick’in yakın arkadaşları ve tanıdıkları görevlere atanır. Bunun üzerine öfkesine hâkim olamayan Vigano, konuyla ilgili şöyle bir açıklamada bulunur: ‘Papa François, kendisine Petrus aracılığıyla Mesih tarafından verilen yetkileri kötüye kullanmıştır. Kardeşlerini birleştirecek adımlar atması gerekirken, icraatları ile aksine onları birbirinden ayırmıştır. Kurtlara, Mesih’in kuzularını parçalaması konusunda cesaret vermekte. Katolik Kilisesi’nin içinden geçtiği şu hassas dönemde Papa, günahını kabul etmeli ve istifa etmelidir. İlan ettiği sıfır tolerans prensibi ile tutarlı olmak için McCarrick’in kötülüklerinin üstünü örtbas eden kardinaller ve piskoposlara doğru örnek olmak için görevinden istifa etmelidir.’ Vigano, konu açılmışken bu vesileyle Kilise’nin yüksek bürokratları arasından suça karışmış olan birçok ismi de zikreder. Kardinal Pietro Parolin’den Sean Patrick O’Malley’e ve Oscar Andreas Rodriguez Maradiaga’ya kadar uzun bir liste sunar. Ancak bütün bu açık listelere rağmen Papalık çok hassas davranmakta ve bu tür suçlamaları dikkate almama taraftarı olarak görünmekte. Bu da Katolik entelektüeller arasında büyük rahatsızlıklara neden olmaktadır. Tabii akla gelen sorulardan biri de Batı ülkelerinde bütün bu olaylar olurken Türkiye’nin de içinde yer aldığı Doğu ülkelerinde durum ne idi?

Her ne kadar son zamanlarda Katolik Kilisesi’nin medyada pedofil olayları ile gündeme gelmesi, bazı araştırmacılar tarafından Protestan evanjeliklerin oyunu olduğu şeklinde dile getirilmiş olsa da; pedofil olaylarının, Katolik Kilisesi’nin kadim yumuşak karnı olarak varlığını uzun süre daha devam ettireceği anlaşılmaktadır. Katolik Kilisesi’nin pedofil olayları ile ilgili durumunu özetleyen en güzel yapıt, 2015 yılında gösterime giren Spotlight adlı filmdir. Boston’daki bir pedofil olayını belgesel tadında anlatan film, Boston’daki gazetecilerin yaptıkları araştırmaları 2002’de Boston Globe’da yayınladıkları yazılara dayanmaktadır. Film, her ne kadar hem Vatikan tarafından hem de Vatikan’ın yayın organı Osservatore Romano gazetesi tarafından tebrik edilmiş olsa da; Katolik Kilisesi’nin prestijini ve otoritesini yeniden sorgulayan bir yapıt olarak film tarihindeki yerini çoktan aldı.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir