Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Kasım 26, 2020

Hristiyan Siyonizmi

Bazı tarihçiler Siyonizm ruhunun, 1840’larda Hristiyanlardan Yahudilere geçtiğini öne sürmüşlerdir. Erken dönemlerden itibaren Evanjelistler, Yahudilerin, Filistin topraklarına dönmesi hususunda İngiltere’de geniş bir şekilde lobicilik faaliyetinde bulunmuşlardır. Yahudilerin, Filistin topraklarına dönüşü temelde Püritenler tarafından savunulmanın yanında Metodistler, Kongregationalistler, Baptistler, Presbiteryenler ve Anglikanlar gibi çeşitli akımlara mensup din adamları ve vaizler benzer görüşü desteklemişlerdir.

Hristiyan Siyonizmi, inanç itibariyle Hristiyan olsa da Yahudileri destekleyen ve Siyonist ideallerin gerçekleşmesi için gayret eden bir akımın adıdır. Hristiyan Siyonistler, yeryüzünde Tanrının Krallığı’nı kurmak için Hz. İsa’nın tekrar geri geleceğine (parousia/ric’at) inanırlar ve bunun için Yahudilerin, Filistin topraklarında yerleşmesini (Restorasyon), gerçekleşmesi gereken ön şart olarak görürler. Bu yaklaşıma göre Yahudiler, “vaat edilmiş topraklara” geri döndükten sonra ilki Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilen kadim mabedi inşa edecek, Mesih’i kurtarıcı olarak kabul edecek ve bu da Hz. İsa’nın ikinci gelişi için ortam hazırlayacaktır. Dolayısıyla Hristiyan Siyonistler, inanç olarak Hristiyan doktrinlerini benimseyen ve Yahudiler için atalarının topraklarında bir Yahudi Devleti’nin kurulması gerektiği fikrini taşıyan insanlardır. İngiliz din adamı, İngiltere’nin Viyana sefaretindeki vaiz William Hechler (1845–1931), formel olarak Hristiyan Siyonizmi’nin kurucusu ve ilk Hristiyan Siyonist sayılır.

Hechler, Yahudi Siyonizmi’nin kurucu babası Teodor Herzl’in (1860-1904) yakın dostu olmuş, onu geniş kitlelere tanıtmış ve siyasi mahfillerle onun bağlantısını temin etmiştir. Siyonizm davasına büyük katkılarından dolayı Hechler, 1897’de Herzl’in özel davetiyle “oy kullanmayan delege” ve “ilk Hristiyan Siyonist” vasfıyla I. Siyonist Kongre’ye katılmıştır. Öte yandan Hristiyanlar içerisinde Siyonizm mahiyetli duygu, söylem ve eylemlerin tarihi daha eski olup Protestan mezhebi şemsiyesi altında toplanan pek çok akım bu görüşü paylaşır. 1948’de İsrail Devleti, Hristiyan Siyonistlerin desteğiyle kurulmuştur. Özellikle 1967’de İsrail’in, Doğu Kudüs’ü ele geçirmesi, Evanjelik Hristiyanlar tarafından “Mesih’in ayak seslerinin duyulması” şeklinde nitelenerek, Hristiyan Siyonizmi’ni muteber bir konuma yerleştirmiştir.

Hristiyan teolojisi tabiatı itibariyle Yahudi düşmanlığı üzerine kurulmuştur. Bu yaklaşıma göre Yahudiler, Hristiyanlığa göre Tanrı Oğlu Tanrı sayılan İsa’nın çarmıha gerilmesini sağlayanlardır; onun katilleridir. Bu yüzden tarih boyunca Yahudiler, Hristiyan ülkelerde pek çok acı tecrübe yaşamışlardır ve Antisemitizm kurumsal bir şekilde Hristiyan ülkelerde ortaya çıkmıştır. Ne var ki XVI. yüzyılın başlarında Almanya’da ortaya çıkan ve kısa zaman içerisinde Avrupa’ya yayılan Protestanlık hareketi, Yahudilere karşı kemikleşmiş olumsuz yaklaşımı reddetmiş, kutsal kitap anlayışı dâhil pek çok teolojik meselede Katolikliğe muhalefet ederek Yahudilikle ortak yaklaşımı benimsemişlerdir.

Yahudiler İçin Bir Rüya

Siyonizm, XIX. yüzyılın sonlarında Avrupa’da ortaya çıkan ve Yahudi tarihinden esinlenerek Yahudiler için bir yurt, bir ülke kurmayı hedefleyen seküler bir akımın adıdır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında bu hedefine giden yolda somut adımlarla yürüyemeye başlayan bu akım, önce İngiltere’nin desteği ile Filistin topraklarında 1920’lerde Britanya Filistin Mandası’nın kurulmasını başarmış, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinden çok geçmeden ise 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ile amacına ulaşmıştır. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan ve Müslümanlarca meskûn bu topraklarda bu sonucun ortaya çıkışında, Hristiyan Siyonistlerin bilavasıta rolü olmuştur. Resmi tarihine göre Siyonizm, bir kavram olarak ilk kez 1891’de Avusturyalı gazeteci Natan Birnbaum tarafından kullanılarak literatüre girmiş, kısa bir süre sonra 1897’de Herzl tarafından düzenlenen I. Siyonist Kongre ile ismini geniş kitlelere duyurmuştur. Öte yandan, düşünce bazında Siyonizm daha eski tarihi köklere sahiptir. Yahudi kutsal metinlerinde de geçtiği üzere, Siyon kelimesi aslında Kudüs’teki Süleyman Mabedi’nin üzerinde yerleştiği tepenin adı olup genelleştirilerek Kudüs’ün tamamına ıtlak edilmiştir. Dolayısıyla Siyonizm, Kudüsçülük anlamına gelir. Eski çağlardan itibaren sürgün hayatına mecbur kalan Yahudilerin vatan özlemi, Siyonist ruhun dışavurumu olmuş fakat fiiliyatta bu hususta herhangi bir örgütlü gelişme yaşanmamış, Orta Çağ’da Yahudilerin, Kudüs’e ziyareti temelde bireysel bazda olmuştur. Siyasal şartlar gereği Yahudiler için Kudüs bir rüya olarak kalmış, pratiğe yansıma fırsatı olmamıştır.Dolayısıyla Yahudiler için Siyonizm XIX.yüzyılın sonlarının ürünüdür.

Hristiyan dünyasındaki Siyonizm mahiyetli söylemler, Yahudiler arasında Siyonizm akımının zuhurundan daha öncedir. Bu söylemler XVI. Yüzyılda, Protestan mezhebinin ortaya çıkmasından sonra başlamış, XVII. yüzyıldan itibaren bu mezhebin içerisindeki çeşitli akımların söylemlerinde yaygınlık kazanmıştır. Siyasetçiler, din adamları gibi toplumun kanaat önderleri Yahudiler için Filistin topraklarına dönüşten bahsetmiş, konuyu gündemde canlı tutmuşlardır. Bu açıdan bakılınca, Siyonist mahiyetli çalışmalar Yahudiler arasında ortaya çıkmadan asırlar önce Protestan Hristiyan dünyasında yaşanmıştır. Hatta bazı tarihçiler Siyonizm ruhunun, 1840’larda Hristiyanlardan Yahudilere geçtiğini öne sürmüşlerdir. Erken dönemlerden itibaren Evanjelistler, Yahudilerin, Filistin topraklarına dönmesi hususunda İngiltere’de geniş bir şekilde lobicilik faaliyetinde bulunmuşlardır. Püritenler her zaman bu konuda Yahudilere destek göstermişlerdir. Yahudilerin, Filistin topraklarına dönüşü temelde Püritenler tarafından savunulmanın yanında Metodistler, Kongregationalistler, Baptistler, Presbiteryenler ve Anglikanlar gibi çeşitli akımlara mensup din adamları ve vaizler benzer görüşü desteklemişlerdir. Onlar çocuklarına, vaftiz ismi olarak İbrani isimleri koymuş ve kendilerini Tanrı’nın seçtiği yeni halk olarak görmüşlerdir.

Filistin topraklarında Yahudiler için devlet kurulması önerisini sunan ilk Hristiyan devlet başkanı, Napolyon Bonapart (1769-1821) olmuştur. Yahudiler 1791’de Fransızlarla eşit yurttaşlık hakkına kavuşmuşlardı. Yahudilere sempati duyduğu ifade edilen Bonapart, 20 Nisan 1799’da Avrupa Yahudilerine genel müracaatında Doğu Seferi’nde ordusuna katılmaları çağrısında bulunmuştur. Bundan bir yıl önce Napolyon, İtalyan Yahudilerine mektup göndererek İngiltere’ye karşı Fransa’nın yanında oldukları takdirde kutsal topraklarda onlara devlet kuracağı vaadinde bulunmuştur. Dini argümanlardan ziyade siyasi çıkar teminine dayanan Napolyon’un bu vaadi gerçekleşmese de dönemin sosyal psikolojisini yansıtma açısından önemli bir ipucudur. Yahudilerin ata topraklarına geri gitmeleri, Almanya’da da tartışılmıştır. Alman teolog ve şair J. G. Herder (1744-1803), şair ve yazar G. E. Lessing (1729-1781) Yahudilerin, Filistin topraklarına dönmelerinden bir hak olarak bahsetmişlerdir. Öte yandan filozof ve yazar J. G. Fichte (1762-1864) Nazi tarzı fikirlerle Yahudilerin, Avrupa’dan gitmeleri zaruretini ve en uygun yer olarak Filistin topraklarına gönderilmeleri gerektiğini dile getirmiştir. Yine Antisemit risaleler yazdığı bilinen Rus Ortodoks ideolog Hippolytus Lutostanski 1911’de, Rusya Yahudilerinin “eski krallıklarının olduğu yerde hak sahibi oldukları” kanaatiyle Yahudilerin, Filistin’e dönmelerine yardım edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Aliya Dalgaları

İngiltere, Restorasyon düşüncesinin ortaya çıktığı, evirilerek olgunlaştığı ve somut ürün verdiği bir yer olması hasebiyle Hristiyan Siyonizmi konusunda önemli, özel yeri tutar. 1305’te Avrupa’da Yahudilerin ilk sürgün edildiği ve çeşitli eziyetlere maruz kaldığı İngiltere’de, XVII. yüzyıldan itibaren Yahudi yanlısı çizgi süregelmiştir. Kalvinist İskoç Kralı VI. James 1603’te İngiltere kralı olup I. James adını almasının hemen ardından Yahudi kutsal metinlerinin orijinalden yeniden tercüme edilmesi konusunda talimat vermiştir. (Bu tercüme Hristiyan dünyasında meşhur olup Bible: King James Version adıyla bilinmektedir.) Yahudilerin Filistin topraklarına gitmeleri konusu ilk kez parlamentoda Canterbury mebusu Sir Henry Finch tarafından dile getirilmiştir. 1621’de kaleme aldığı The World’s Great Restoration adlı kitabında Yahudilerin, “vaat edilmiş topraklar” üzerindeki iddialarını yeniden gündeme getirmeye teşvik etmiştir. O, Yahudilerin sürüldükleri her ülkeden çıkarılıp eve götürülmesinin Tanrı’nın amacı olduğunu ve kuracakları imparatorluğa Hristiyan kralların bile boyun eğeceğini belirtmiştir. Oxford Magdalene Koleji Müdürü Thomas Goodwin 1639’da, İsrail’in kurulmasını savunmuş ve İngiltere’de, Mesih’in Krallığı’nın kurulması için şart olarak nitelemiştir. 1649’da Peter Sterry isimli etkili bir vaiz, Yahudilerin yeniden tahta geçirilmesi döneminin artık başladığını ve 1952 yılını İngiltere’nin binyıllık/mileniyumcu kraliyet yılı olarak nitelemiştir. Aynı dönemde Cambridge’den Prof. Dr. Joseph Mede, Yahudilerin, Filistin’de yerleştirilmeleri gerektiğini savunmuştur. İngiltere Birleşik Krallıklarının devlet başkanı olan Püriten devlet adamı Oliver Cromwell (1599-1658) ve taraftarları, kendilerini İsrailoğulları’ndan saymış ve yeryüzünde Tanrı tarafından görevlendirildiklerine inanmış, Yahudi yanlısı pek çok icraatta bulunmuşlardır. Onun zamanında İngiltere’nin yönetimi, Püritenlerin elinde olduğu için Yahudilerin, Filistin topraklarında yerleştirilmeleri meselesi 1650-1660’larda İngiltere’nin gündeminde olan temel konulardandı. Bu tartışmalar Yahudiler için rahat ortam oluşturmaktan ziyade, Hz. İsa’nın Tanrının Krallığı’nı kurması amacıyla geri gelmesi için bunun şart olduğu kanaatine dayanmıştır. Bu Hristiyanlar, Yahudileri desteklemekle Mesih’in geri dönüşü (parousia) için ortam oluşturduklarını düşünmüşlerdir. Cromwell’den itibaren, İngiltere’de Yahudi yanlısı bir çizgi oluşmuştur. Buradaki derebeylikler, siyasi ve sosyal gruplar, vaizler asırlar boyunca Yahudi kutsal metinlerindeki figür ve olayları örnek almış ve tiplemelerle kendilerini onlara benzetmiş, filo-Semitizm (Yahudi sevgisi) İngiliz aydınlar arasında ve eğitimli elit dairelerde önemli bir ivme kazanmış, bazıları da imparatorluğun sınırlarını genişletme hayaliyle Yahudi yanlısı bir tutum takınmışlardır. Tarihçiler bu durumu, “Yahudi kimlikli Hristiyan İngiltere” veya “İngiltere’nin derin yönü İsrail” şeklinde nitelemişlerdir.

Yahudilerin Filistin topraklarına dönmesi konusunda, Püritenlerin ve diğer Evanjelist kiliselerin İngiltere’de oluşturduğu tarihsel hafıza, XIX. yüzyılın ilk yarısında somut ürünler vermeye başlamıştır. Yahudilerin, Filistin’de yerleşimi, İngiltere’nin dış siyaset programına alınmasıyla birlikte Hristiyan Siyonizmi, İngiltere’de politik bir etkene dönüşmüştür. Koyu Siyonist düşünceleri olan İngiliz devlet adamı ve sosyal reformcu Lord Shaftesbury (A. A. Cooper, 1801-1885), eşinin üvey babasının İngiltere Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Lord Palmerston (H. Temple, 1784-1865) olması hasebiyle İngiltere hükümeti üzerinde güçlü etkiye sahipti. O, bu gücünü kullanarak İngiltere’nin 1838’de Kudüs’te konsolosluk açmasını sağlamıştır. Böylece İngiltere, Filistin topraklarında konsolosluk açan ilk devlet olmuştur. Shaftesbury, konsolosluğun açılmasının Yahudilerin, Filistin’e dönmeleri ve burada kendi devletlerini kurmaları yolunda ilk adım olarak gördüğü halde, o dönemlerde burası Osmanlı egemenliğinde olduğu için onun fikirleri “tamamen delice ve çılgınca düşler” şeklinde görülmüştür. 1839’da İskoçya kilisesi Filistin’e dört müfettiş göndererek buradaki Yahudilerin durumunu araştırtmış ve hazırlanan raporlar, Times gazetesinde yayımlanmıştır. Müfettişlerden A. Keith birkaç yıl sonra anılarını kitap olarak yayımlamış ve burada kullandığı, “halksız toprak için topraksız halk” ibaresi ilerleyen dönemde Siyonizm’in kilit sloganına dönüşmüştür.

Aliya dalgaları ile 1880’lerden itibaren Filistin topraklarına dünyanın dört bir yanından Yahudiler getirilerek bölgede Yahudi demografik varlığı güçlendirilmiştir. Fakat bu topraklar o zamanlar Osmanlıların elindeydi ve onlar, Yahudilerin burada bir devlet kurması fikrine hiçbir şekilde yakın durmamışlardır. Yahudilerin, Filistin topraklarında siyasal varlığa kavuşmaları, yine İngiltere’nin desteğiyle gerçekleşmiştir. Daha XIX. yüzyıldan itibaren İngiliz devlet adamları bu hususta Osmanlılar nezdinde lobi faaliyetleri yapmışlardır. Lord Palmerston’un, Filistin’e Yahudi göçü hususunda Osmanlı Sultanı nezdinde lobicilik yaptığı kaynaklarda geçmektedir. Müteakip dönemde Yahudilerin, Filistin topraklarında bir devlete sahip olması gerektiğini düşleyen ve savunan İngiltere devlet yöneticilerine örnek olarak B. Disraeli (1804-1881), D. L. George (1863-1945) gösterilebilir. Yahudilerin bölgede siyasal ve diplomatik varlık kazanmaları, Birinci Dünya Savaşı ile gerçekleşmiştir. Balfour Deklarasyonu adıyla ünlenen doküman, L. George’un hükümetinde Dışişleri Bakanı A. J. Balfour’un 2 Kasım 1917’de Yahudi Siyonist hareketin liderlerinden L. W. Rotschild’e gönderdiği mektuptur. Hristiyan Siyonizmi’nin ilkelerine dayanan bu doküman, Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini vadetmektedir. Gerçekten de 1920’lerde Filistin topraklarında Britanya Filistin Mandası kurulmuş,

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden kısa zaman sonra ise 1948’de İsrail Devleti ortaya çıkmıştır.

Daha Fazla

1 Yorum

  • Özgür Sayık
    Özgür Sayık

    İlminize sağlık daim olsun inşallah.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir