Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Temmuz 4, 2020

Patani’de Son Durum ve Madinah Al-Salam Projesi

Müslümanların yüzde 90 gibi bir yoğunlukta yaşadıkları Patani şehri, Malezya’nın en yakın sınırına 150 km. uzaklıkta. Kontrol noktalarının sıklıkla rastlandığı şehirde bugünlerde barış ve sükûnet hâkim. Bölgedeki tarihi camiiler ve yapılar şehrin ne denli kadim bir uygarlığın başkenti olduğunu doğrular nitelikte.

Tayland’ın güneyi ile Malezya’nın kuzeyi arasında sıkışıp kalmış bir bölge Pattani ya da diğer ismiyle Güney Tayland Sınır Bölgeleri. Patani, Yala ve Narathiwat illerinden oluşan bölge, yanındaki diğer şehirlerden hiçbir farkı yokken, demografik yapısı ve tarihi sebebiyle bölgesel terör gruplarının yuvalandığı ve faaliyet gösterdiği, bu sebeple de Budist merkezi otoritenin baskı altında tuttuğu özerk bir coğrafyadır.

Müslümanların yüzde 90 gibi bir yoğunlukta yaşadıkları Patani şehri, Malezya’nın en yakın sınırına 150 km. uzaklıkta. Kontrol noktalarının sıklıkla rastlandığı şehirde bugünlerde barış ve sükûnet hâkim. Bölgedeki tarihi camiiler ve yapılar şehrin ne denli kadim bir uygarlığın başkenti olduğunu doğrular nitelikte. Önemi yüzyıllar ötesinden gelen eski bir liman şehri olan Patani, yakın geçmişteki ayrılıkçı İslami hareket sebebiyle istediği derecede gelişememiş ve sınır bölgelerindeki diğer illerde yapılmakta olan ticaretten çok az nasibini almış. Yaklaşık 2.5 milyon nüfusu olan ve Budist ile Malay İslam medeniyeti arasında çok stratejik noktada bulunan bölgenin hızla artmakta olan genç nüfusu, tam tersi istikamette hızla yaşlanmakta olan Tayland’ın geneline oranla büyük bir avantaj. Bölgede üç büyük devlet üniversitesinin ve bir İslam Vakıf Üniversitesi’nin (Fatoni Üniversitesi) olması da bu genç nüfusa büyük katkı sağlamakta.

Gerek artan terör eylemleri gerekse merkezi yönetimin Müslüman halka yapmış olduğu orantısız baskının ve yaşanan hak ihlallerinin uluslararası camiada kötü bir izlenim bırakması sebebiyle -bilhassa İKÖ ve ASEAN’dan yükselen baskıyla- dönemin Başbakanı Thaksin Shinawatra, 2005 yılında Patani barış görüşmelerini başlatmıştı. Kendisini ülkesinin 10. büyük zengini yapan tüm ticari dehasına karşın Başbakan, zorlu ve uzun bir yola adım attığını göremedi. Ancak bir yıl sürdürebildiği görüşmeler, 2006 yılındaki askeri darbeyle yerle kesintiye uğradığında kader, barış görüşmelerini tutup ayağa kaldırma görevini kız kardeşi Yingluck’a vermişti. Tabii yine bir askeri darbe olmuş ve barış yine akamete uğramıştı.

İslam Konferansı Örgütü

Uzun zamandan beridir gelişmeleri takip eden İslam Konferansı Örgütü, 2007 yılında Tayland’a resmi bir ziyarette bulundu. 2005 yılında Mekke Olağanüstü Zirvesi’nde, Patani bölgesini önemli bir gündem maddesi haline getiren Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu, görüşmeleri doğru bir zemine oturtması için Mısırlı kurt diplomat Sayyed Kaseem El-Masry’yi atamıştı. Masry, bölgeye yaptığı gezilerde tıkanan barış görüşmelerini açmanın yollarını aramıştı. Bölge halkınca sevinçle karşılanan bu girişimlerin sonucunda 2007 yılının mayısında İhsanoğlu ve beraberindeki heyetin Tayland seferi, bölge için dönüm noktası olmuştu.

Tayland hükümeti ile yapılan 18 maddelik ortak basın açıklamasında Güney Sınır Bölgesinin istediği birçok detay yer almıştı. Hatta açıklamanın 16. maddesinde üstü kapalı olarak özerklikten bile bahsedilmişti. “Tayland ve İKÖ, ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde Güney Sınır Eyaletleri halkının, kendi kültürel ve dilsel özgürlüklerini uygulamasına ve doğal kaynaklarını yönetebilmelerine olanak tanıyan bir adem-i merkeziyet süreci yoluyla kendi iç işleri üzerindeki sorumlulukları yerine getirmeleri için yapıcı işbirliğini genişletmeye hazır olduklarını tekrarladılar.”

Bu açıklamanın ardından askeri yönetimden gelen eski başbakanlardan General Chawalit Yongjaiyut, Patani Şehir Eyaleti diye bir kavramı ülke gündemine sokmuştu. Pattani, Yala ve Narathiwat şehirlerini kapsayan Banghkok benzeri özerk bir bölge fikri, ülke gündemini bir süre meşgul etmiş ancak General Yongjaiyut’un siyasi mezarının taşlarından biri haline gelmişti. İslam İşbirliği Teşkilatının 2012 yılındaki tekrarlanan ziyareti de diğer uluslararası ve yerel unsurlar gibi etkili olamamıştı. Verilen her söz ve yapılan her yeni plan o yıllarda ihtilaller dolayısıyla uygulamaya geçememiş, zaman içinde çözümsüz bir hal almıştı. Değişik fraksiyonların oluşturduğu cepheler ve partiler ve bölgeye dışarıdan yapılan silah sevkiyatları hem askeri cuntaların baskısını hem de terör olaylarının sıklık ve şiddetini artırmıştı.

Bir türlü bitmek bilmeyen terör olayları ve neticesiz barış görüşmelerinden canı yanan yerel halkın baskısıyla o zamanki en büyük direniş hareketi olan Ulusal Devrimci Cephe (BRN) tarafından Patani Halkı Güvenlik Meclisi adı altında bir çalışma grubu oluşturuldu. Günümüzde MARA Patani olarak anılan bu meclis ilk iş olarak barış görüşmelerinin devamının sağlanması için uluslararası katkı aramaya başladı.

Malezya’nın Çabaları

Kendisini Malay olarak tanımlayan Güney Tayland Müslüman halkının süregelen sorunlarının çözümüne tahmin edileceği üzere bölgedeki Müslümanların abisi konumunda bulunan Malezya’nın dahil olması kaçınılmazdı. İKÖ’nün sürece dahil olmasındaki en büyük itici güç olan Malezya’nın o dönemki başbakanı Najeeb Tun Razak resmi bir ziyaret esnasında askeri diktanın Başbakanı General Prayut Chan-O-Cha ile konuşarak barış görüşmelerinin devam etmesini sağladığında tarihler Aralık 2014’ü gösteriyordu.

2015 yılı Tayland hükümeti ile Mara Patani arasındaki görüşmelerin hızlandığı bir yıl olarak kayda geçti. Her iki tarafın da birbirini resmi olarak tanıması, Hükümet ile Mara Patani arasındaki görüşmelerin kurumsallaşmasını sağladı. Ancak yapılan toplantılara rağmen her iki taraf da çeşitli sebepler öne sürerek somut bir sonuç elde edemedi.

Yoğun ancak verimsiz geçen yılın ardından 2016 yılının ilk günlerinde Genel Sekreterliği değişmiş olan İKÖ’nün yeni başkanı İyad Medeni bölgeye resmi bir ziyarette bulundu. Suudi yönetiminin İKÖ’yü geri planda tutma politikalarına paralel olarak İhsanoğlu döneminde elde edilen başarılı sonuçların üstü kapatıldı ve Genel Sekreter Medeni çözüm sürecinde Malezya’yı öne çıkartarak İKÖ’yü sürecin gözlemcisi haline getirdi. BM’den sonra en çok üyeye sahip olan 2. Uluslararası kurum konumundaki İKÖ’nün bu duruşu, Tayland hükümetinde hemen karşılık buldu ve 12 Ocak 2016’da kamuoyuna konuyla ilgili nadir olarak açıklamalarda bulunan Başbakan Prayuth, Tayland tarafı olarak henüz MARA Patani’nin sunduğu şartların kabulünün onayına dair bir gelişme olmadığını ifade etti.

Monarşik Yönetim

Tarihler 2016 yılının son aylarını gösterirken Monarşik yönetimlerin başına gelecek en büyük değişim oldu ve Kral öldü. Bu noktada Tayland’ın devlet yapısına biraz daha derinden bakmak gerekiyor. Tayland’da hem seçimle hem askeri darbeyle gelen hükümetler Patani sorunu ile yakından ilgilendiler. Tayland her ne kadar bir Monarşik demokrasi olsa da devletin içindeki asıl güç hep farklı kurumlarda. Bunların ilki Ordu. Ülkenin diğer meselelerinden çok da farklı olmadığı gibi Patani’deki sorunun çözümü de daima ordunun onayına bağlı kalmak zorunda. Ordunun üzerinde en çok söz sahibi olan kurum ise Kral’a danışmanlık yapan ve başkanlığını 97 yaşında hala ülkenin en büyük muktediri sayılan Patani şehirinin komşusu Songhkla’lı General Prem Tinsulanonda’nun yaptığı The Privy Council of Thailand (PCT). Kral Maha Vajiralongkorn ile 2016’nın sonunda başlayan yeni dönem, Tayland’ı yıllardır yöneten ve iç dengesini sağlayan PCT’nin gücünü ispat ediyor. Uluslararası basında 2016’daki son gelişmelerin ülkeyi kaosa sürükleyeceği söylenmekte. Zira ülkenin devrilen partisinin muhalefet sesi susturuluyor. Devrik Başbakan Shinawatra yurtdışına kaçtı. Fakat ülkenin iç dinamikleri bunun gerçekleşmesinin çok uzak bir ihtimal olduğunu söylemekte. Askerler, 2019 yılının başında seçim vaadediyor ve siyaset yoluna girecek generallerin isimleri basında sık sık dile getiriliyor. Öte yandan eski hükumet ile eski elit muhalefet arasında kazan-kazan çerçevesinde bir işbirliği bekleniyor. Tayland’ın şimdiki yönetimi de Patani barış görüşmeleri konusunda daha önce açıklanan 10 yıllık çözümün 3 yıla indirildiğini söylemekte. Bununla birlikte barış görüşmelerine gerçekçi olarak bakarsak aslında Malezya ile Tayland’ın ülke menfaatlerinin ön planda olduğu anlaşılıyor. Her iki ülke de ASEAN üyesi oldukları için sınırlarında sıfır problem istemekte. Yani Malezya ve Tayland hükümetleri Patani halkını anayasaları doğrultusunda tutmak isterken, direnişçiler de halkı temsil ettiklerini iddia ederek kendi konumlarını belirlemeye çalışıyorlar. Tarihler 10 Nisan 2017’yi gösterirken taraflar, bölgede güvenli bölge oluşturma konusunda fikir birliğine varabildiler. Patani, Yala ve Narathivat illerinden beş bölgeyi birlikte seçeceklerini açıkladılar. Görülen o ki taraflar şiddete başvurma konusundan yavaş yavaş kaçınacaklar. 2017 yılında eski şiddetinde olmasa da patlatılan bombalar ve kaybedilen hayatlar yerel halkta da büyük bir bezginlik yaratmaktaydı. 2018’in ilk günlerinde Yala şehrinde bir domuz kasabına yapılan bombalı saldırıda hayatını kaybeden 3 kişiden biri Müslüman şehrin bilinen hafızlarındandı. Bu olay öyle bir öfkeye yol açtı ki hiçbir direniş gurubu bu eylemi üstlenemedi. Bu gerçeğin farkında olan yönetim de işleri ağırdan alarak Patani Müslümanlarını kendi istediği noktaya çekebileceğine inanıyor. Bununla birlikte Patani direnişini savunan en eski ve en etkili grup olan Ulusal Devrim Hareketi (BRN) içinde de görüşmeler konusunda ihtilaf çıktığı anlaşılıyor. Zira görüşmelerde Patani direniş tarafını temsil eden MARA grubunda BRN üyeleri bulunduğu bilinmekle birlikte bu kişiler, BRN üyeleri olduğu ileri sürülen başkalarınca kabul edilmemektedir.

BRN’nin sürgündeki lideri Sapaeing Baso (Ustaz Şafii Abdurrahman Baso) 10 Ocak 2017 tarihinde Malezya’da vefat etti. Baso, Patanililer içinde önemli bir yere sahipti. Kendisi Yala’da bulunan Thammavittaya Vakfı okulunun müdürü ve Suudi Arabistan’ın ilk mezunlarındandı. Tayland hükumeti, devletin bütünlüğüne karşı isyan etmeye teşebbüs suçundan yakalama kararı çıkarmasına karşın kendisi daha önce hareket ederek Malezya’ya sığındı ve ölümüne kadar orada yaşadı. 2018 yılına geldiğimizde bölgede sonuna gelinen barış çalışmaları Müslüman orta sınıfın oluşmasına neden olmuş ve Müslümanların devlet kademelerinde yer alma oranları eskiye göre gözle görünür oranda artmıştır. Bu gelinen yeni dönemde bölgede yaşayan yeni orta sınıf, hayat şartlarının iyileşmesine ihtiyaç duymakta ve bu ihtiyaçlarının çoğunu daha kuzeyde kalan Hatyai şehrinde görmektedirler. Bununla birlikte artık yavaş yavaş etkilerini görmeye başladıkları barış havası da yerel halk üzerinde büyük bir iyimserlik oluşturmuş. Bu iyimserlik ticaretten sosyal yaşama dek birçok öğeyi de etkilemekte.

Medinetüsselam Projesi

Patani bölgesinin Müslüman halkının kalkınmasını hızlandıracak projelere ihtiyaç olduğu görülüyor. Madinah al-Salam tam da bu amaca yönelik bir proje. Madinah Al-Salam, Türkçe telaffuzu ile “Medinetüsselam” projesi, bölgenin en önemli özel üniversitesi olan Fatoni Vakıf Üniversitesi’nin geleceğe yönelik, bölgenin eğitim ihtiyaçlarını karşılayacak bir projesidir. Buna göre gelecekte üniversitenin, sırf eğitim kurumundan ibaret olmadığı, eğitim ile yaşam tarzının iç içe olmasını sağlayan bir eğitim şehri planlanmaktadır. Kelime olarak “Madinah” şehir, “Salam” selamet, barış ve huzur anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla İslam medeniyetinin ismini taşımaktadır. Proje, 7 temel unsurdan oluşmaktadır:

Barış: Uzakdoğu’da bulunan toplumlardaki İslamofobi ve aşırıcılık gibi toplumsal barışı tehdit eden faktörler gün geçtikçe artmakta. Dolayısıyla projede toplumsal barışı İslamî ilkelerle kaynaştırarak örnek oluşturacak bir yaşam alanı oluşturulması ve nihayetinde Patani bölgesinde uzun vadeli barış çalışmalarına zemin hazırlanması hedefleniyor.

Din ve ahlakî değerler: İslam dinini doğru bir şekilde eğitimli yaşam tarzı ile temsil etmek, ifrat ve tefritten uzak, birleştirici ve bütünleştirici, hoşgörülü, ahlakî erdemleri ön plana çıkaran ve ahlakî değerlerden taviz vermeyen bir yaşam tarzı ön görülüyor.

Eğitim: Meslekî eğitime önem veren, Müslüman toplumunun teknik, meslek ve uzmanlık alanlarındaki ihtiyaçlarını karşılayacak üniversite, her seviyeye hizmet üretecek bir eğitim üssü olarak planlanıyor.

Sağlık: Alternatif ve modern tıp yöntemlerini harmanlayacak bir sağlık eğitimi hedefleniyor. Bunun için bölgenin en büyüğü olacak bir hastanenin inşasına başlanmıştır.

İktisat: Müslümanların refah seviyelerini yükseltmek, meslek edindirmek, Tayland’da marjinalleşmelerini engelleyip güçlü konumda olmalarını sağlamak isteniyor. Pazarlaması Malezyalı bir grup tarafından başlatılan ASEAN alışveriş merkezi ile bölge ülkelerinin ticaret için bir araya gelmeleri umuluyor.

Sosyal güven: Proje ile insan ve hayvan haklarına, işveren ve işçilerin haklarına ve tüm yerel unsurların haklarına riayet eden bir toplum oluşturulacak.

Çevre ve kültür: Temiz ve yeşil bir çevre için, uyuşturucu, madde bağımlılığı gibi gençleri tehdit eden unsurlardan arındırmak adına bölgede yaşayan insanların kültürlerini koruma ve geliştirme çalışmaları yapan bir eğitim-yaşam merkezi planlanmakta.

Tüm imkânsızlıklara rağmen dış desteklerle başlatılan proje, Tayland’da Müslümanların geçmişten bu yana düşündükleri ve yapmaya başladıkları en büyük projedir. Projeye başlanırken Katar, Suudi Arabistan gibi körfez ülkeleriyle temaslar kurulmuş. Tayland İslam Bankasından arsaları satın almak için yaklaşık 17 Milyon dolar kredi alınmış. Eski Patani Sultanlığının merkezi olan Patani şehir merkezinin karşısında 2 milyon 80 bin metrekarelik arsa bu sayede satın alınmış. Katar emirliği, adı Şeyh Casim Eğitim ve Araştırma Hastanesi olacak dev hastanenin inşa projesinin tamamına destek oluyor. Projenin 28 milyon dolara mal olması bekleniyor. Öte yandan Suudi Arabistan, İslam Merkez Camii Külliyesine 20 milyon dolar destek vermeyi taahhüt etmiş. Fakat son dönemdeki körfez krizinden sonra belirsiz bir durum oluşmuş. Mimari çizimleri bir Türk firma tarafından hazırlanan projenin hazırlık aşamaları bölgeye yaptığımız ziyaret esnasında sürmekteydi. Tayland hükümeti de çözüm sürecine katkısı olduğuna inandığı projeyi destekliyor. Ancak proje sahiplerinin yorumlarına göre samimiyetten uzakta olan destekler sebebiyle proje tam anlamıyla yürümüyor. Gözlemlerimiz ve aldığımız bilgilere göre Uzakdoğu’da Müslüman-Budist ilişkilerini düzeltmek ve İslamofobi hareketini etkisiz hale getirmek gibi çok ciddi bir hedefi olan ve ASEAN bölgesinin tam kalbinde yer alacak bu projenin hamiliğini de bölgeye yönelik politikaları olan büyük devletlerin yapması gerekmekte. Bölgedeki Katar ve Suudi varlığının bu açıdan bakıldığında önemli bir amacı olduğu anlaşılıyor. Madinah al-Salam projesi uzun yıllar süren direnişin ardından ayağa kalkmaya çalışan ancak Tayland hükümetince yoğun bir gözlem altında olan Patani halkının kalkınmasını hızlandıracak ve bölgeye Müslüman Budist ekseninde “Selam” yani barışı getirecek çok önemli proje.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir