Huzur Sokağı’nın Hareketli Yazarı: Şule Yüksel Şenler

Huzur Sokağı’nın Hareketli Yazarı: Şule Yüksel Şenler

Şule Yüksel Şenler, Cumhuriyet dönemine uyum sağlayan ve bu dönemde öne çıkarılmaya çalışılan dünya görüşüne sahip bir ailenin çocuklarından biridir. Modern tabir edilen bir hayatın içinde yetişen, yazan, okuyan, müzik eğitimi alan, resim yapan, kıyafet tasarımı çizen hareketli bir genç kızdır.

Şule Yüksel Şenler ismi, Türkiye’de bir kaç yönüyle dikkati çeker ve bu yüzden unutulmazlar arasında yerini alır. İslami kesimin ilk kadın köşe yazarı olması ve yine dindar kadınlardan ilk roman yazan kadın olması yönüyle onun hayatı ayrı bir öneme sahiptir. İki yönüyle bir döneme damga vurmuş, hala etkisi devam eden, yarınlarda da okunacak, anılacak bir isim. Coşkulu yazılarıyla okurlarını heyecanlandıran, hayatlarını değiştiren, Huzur Sokağı romanıyla yüzbinleri derinden etkileyen bir romancı olarak Şule Yüksel Şenler. Türkiye’nin her tarafına, şehir şehir konferans vermeye koşan, hayatının önemli bir bölümünü mahşeri kalabalıklara hitap ederek geçiren bir konuşmacı olarak Şule Yüksel Şenler.

Kendisine dönemi itibariyle Necip Fazıl’ların, Hekimoğlu İsmail’lerin kadın versiyonu denilebilir. Roman kahramanı Feyza’nın ismi, onun sayesinde uzun bir dönem kızlara en çok konulan isim oldu. Onu farklı kılan özelliklerin temelinde, kitleleri harekete geçiren, ideal aşılayan, samimi bir heyecan vardır. Bu samimiyetiyle ve heyecanıyla özellikle kadınlara tesir etmiştir. Verdiği enerjinin ve samimi heyecanın kaynağı ise yazarın bizzat kendi hayatıdır.

Modern Ailenin Oğlu Dindar Olunca

Şule Yüksel Şenler, Cumhuriyet dönemine uyum sağlayan ve bu dönemde öne çıkarılmaya çalışılan dünya görüşüne sahip bir ailenin çocuklarından biridir. Modern tabir edilen bir hayatın içinde yetişen, yazan, okuyan, müzik eğitimi alan, resim yapan, kıyafet tasarımı çizen hareketli bir genç kızdır.

Bu ailede Şule’nin ağabeyi Özer, zaman içinde farklılık göstermeye başlamıştır. Arkadaş çevresinin etkisiyle Said Nursi’nin yazdığı Risale-i Nur kitaplarını tanımış, katıldığı Risale sohbetlerinin etkisiyle dindar bir genç olmuştur. Babaanneden toruna modern bir aileden birinin namaza başlaması aileyi oldukça şaşırtır. Haseki’de yaşadıkları geniş evin küçük odası Özer’e aitti. Bir gün Özer telaşla bu odaya girdi. Elinde kucakladığı beyaz bir yatak çarşafı vardı. Özer çarşafı yere serdi ve üzerine dikilip namaz kılmaya başladı. Annesi Umran Hanım “Oğlum hacılara hocalara karışmış.” diye dövündü. Şule abisiyle alay etti. Babası Tahsin Bey, “Sen okuyorsun talebesin. Baba parasıyla okuyorsun! Oku, tahsilini bitir, mesleğini eline al, ondan sonra ne yaparsan yap. Ama şimdi benim paramla okuyorsun, okulunu bitirmen lazım.” diye nasihat etti.

Özer, namaz kılacağını söyleyince annesi kapıyı üstüne kilitledi. Özer, o gün üç katlı evin penceresinden bahçeye inerek camiye gitti, aynı şekilde odasına döndü. Ailesi onun odadan kaçtığını birkaç gün sonra bahçeden eve girdiğinde sonra fark edebildi.

Özer, ailesinin yapısına üzülüyor ve bazı konularda tahammül edemiyordu. Yaşantılarından dolayı ailesine kızıyor, makyajlı annesine yalvarıyor, kardeşlerine nasihat ediyor ama etkili olamıyordu. Tartışmalar ve sergilenen olumsuz tavırlar yüzünden zaman zaman evden uzaklaşıyor, bir müddet uğramıyordu.

Özer, arkadaşlarının etkisiyle o dönemde Risaleleri elle yazarak çoğaltanlardan biri olmuştu. Said Nursi’nin yanına gidip görüşen, hizmetinde bulunan biriydi aynı zamanda. Bir gün Said Nursi, Özer’e Zübeyir Gündüzalp’i gösterdi. “Bunun adı Zübeyir, senin adın da Üzeyir olsun” dedi. Özer, Üzeyir oldu.
Bir ara eve uğradığında kadınlı erkekli yemek sofrasında babasının ud, musiki hocasının keman, Şule’nin kanun, Gonca’nın ney çalarak fasıl yaptıklarını görünce öfkeyle yemek masasını tekmeledi, arka balkondan bahçeye hıçkıra hıçkıra ağlayarak atladı, “Allah size hidayet versin.” diye söylene söylene uzaklaşıp gitti.

Ailesinin durumuna hem içerliyor, hem üzülüyordu Üzeyir. Bir gün Said Nursi, onun durgunluğunu fark etti. “Annen baban nasıl?” diye sordu. Yarasına tuz basmıştı Üstad. “Maalesef gaflet içindeler, ben de söz geçiremiyorum Üstadım.” “Onlar ailendir, sabırla hakikati anlatmak vazifen.”
“Üstadım, ben yapamıyorum. Evden ayrılacağım. Onların hayatı tamamen İslam’a ters. Sözüm de geçmiyor. Annem, kardeşlerim açık. Yok plajlara giderler, yok balolara, danslara giderler. Ben de çığırından çıkıyorum, tahammül edemiyorum.”

“Kardeşim,” dedi Said Nursi. “Kardeşim o senin babandır, o annendir. Onların senin üzerinde hakkı var. Arada bir gideceksin, gönüllerini alacaksın. Yavaş yavaş dönecekler İslam’a, sabret. Evladım beni dinle. Hem Risalelere devam et, hem babana yardım et.” Üzeyir başını eğdi. “Peki Üstadım.” “Annene ve kız kardeşlerine de selam söyle. Ben onları ahiret kardeşlerim kabul ettim.”

Şule Sen Örtünürsen İnanıyorum Ki Bütün Kadınlar Örtünür

Kardeşi Şule, resim, müzik, yazmak ve okumak kabiliyeti olan, zamanında istenilen, örnek gösterilen özelliklere sahiptir. Üzeyir, özellikle Şule’nin üzerinde duruyor, onun hidayete ermesi için çaba sarf ediyordu.

Ağabeyinin değişimi kendinde iz bıraksa da namaza başlamak ve başını örtmek Şule’nin yapamayacağı şeylerdi. Davası için dertlenen ve bu uğurda hapse de düşen ağabeyi Üzeyir, zaman zaman hastalanmaktaydı.

Bir gün çok ağır hastalandığında ailesi onu ebediyen kaybedeceğiz endişesine kapılmıştı. İsteği olup olmadığını soran, etrafında pervane gibi dönen kardeşi Şule’ye:
“Bana öyle geliyor ki sen örtünürsen, bütün kadınlar senin peşinden gelecek. Yeter ki sen örtün, hamallık yapar sana dünyanın en güzel, en pahalı eşarbı neredeyse alırım.” dedi. Şule sustu. “Senden son bir isteğim Risale-i Nur sohbetlerine katılmandır.” Ağabeyini gitti gidiyor gibi gören Şule, bunu ağabeyinin son arzusu görerek kabul etti. Risale-i Nur sohbetlerine ağabeyinin hatırına yaşlı bir kadınla gitti. Ve kıyafetinden, tırnaklarının ojelerinden dolayı birkaç kişinin tepkisini çekse de o sohbetlere devam edince hayatı değişti. Kendisi, annesi ve kız kardeşleri namaza başladı.
Eve fazla uğramayan Üzeyir, evdeki durumdan habersizdi. Kardeşlerinin ve annesinin namaza başladığını da bilmiyordu.

Üzeyir Evdekilerin Namaz Kıldığını Görünce

Bir Ramazan ayının Kadir gecesinde sabaha karşı eve geldiğinde “Ben yorgunum, birazcık uyuyayım” dedi Üzeyir. “Saat üçte bir arkadaşımla buluşacağım, beni üçe kadar kaldırmayın.”

Üzeyir salona geçip yattıktan bir müddet sonra evdekiler abdestlerini aldılar. Namaz kılmak için sadece salon müsaitti. Sehpayı çekip hepsi namaz kılmaya başladı. Üzeyir daha uykuya tam dalamamıştı. Tıkırtılar, fısıltılar işitince:
“Eyvah yine annemim sosyetik misafirleri geldi!” diye söylendi içinden. “Şimdi ben bunların yanından nasıl kaçacağım? Bunların yanında ben nasıl böyle yatarım.” Kendini yiyip bitirirken bir ara gözlerini araladı. Şaşkınlıkla baktı, sonra gözlerini tekrar kapadı.

“Allah Allah herhalde hayal görüyorum.”

Tekrar baktığında gördüğü manzara aynıydı. Beyaz örtülere bürünmüş kızlar namaz kılıyordu.

Yine inanamadı, gözlerini kapadı. “Bu rüya, bu rüya!” diyordu. Elini ısırdı. Fakat fazla ısırdığı için canı yanınca bir feryat kopardı. Üzeyir’in bağırışını duyan kızlar korkarak namazlarını bozdular.

Üzeyir kendilerine yalvarıyordu:

“Siz ne yapıyorsunuz, yapmayın böyle. Benimle dalga geçmek için namazla alay edilir mi?” Bir yandan hıçkırıyor, bir yandan ağlıyordu. “Namazla niye alay ediyorsunuz, yazıklar olsun size!”

“Abi biz namaza başladık, bilmiyor muydun?” dedi Şule.

“Hem de çoktan beri kılıyorduk” diye atıldı Gonca.

“Evet abiciğim,” diyordu küçük Çiğdem de.

Bir müddet inanamayan Üzeyir, bu sefer sevinçten ağlamaya başladı. Hem hıçkırıyor, hem “Şükürler olsun sana Ya Rab!” diyordu.

Şule, toplantılara gide gele ve günden güne kendini geliştirerek yeni bir hayata dönüş yapmış, giyimini ve yaşayışını İslâmî ölçülere uydurmuştu. Fakat kavuşmuş olduğu hidayet Şule’yi huzur ve saadete eriştireceği yerde, eskisinden de huzursuz ve tedirgin etmeye başlamıştı.

“Evet ben, çok şükür kurtuldum… Gözlerimden gaflet perdesini Allah’ın lütfu ile sıyırabildim ve çürümeye, yok olmaya mahkûm edilmiş imanımı kurtarmaya muvaffak oldum… Fakat ya diğerleri?” diyordu.

Şule âdeta yerinde oturamaz hale getirmişti. Bir şeyler yapmalıydı. Madem ki kendisi gibi biri, daha yakın zamana kadar imkânsız gördüğü bir değişime uğramış, gerçeği bulmuştu başkaları da bu yolu bulabilirdi. Şimdi imansızlık ateşinde yanan genç kadınlara ulaşmalı, onları kurtarmalıydı.

Üzeyir, Şule’nin Yazısını Mehmet Şevket Eygi’ye Verince

O günlerde “İslam Kadınına Hitap” başlığını vererek yazdığı yazı, Şule’nin duygularına tercüman olmuş bir yazıydı.

Üzeyir, Şule’nin o yazısını gördü ve çok beğendi. “Bu yazı mutlaka bir yerde yayınlanmalı!” diyordu. Yazıyı yanına alıp ilk fırsatta Yeni İstiklal gazetesinin sahibi Mehmet Şevket Eygi’nin yanına uğradı. Gazeteci Mehmet Şevket Eygi, yanına zaman zaman gelen Üzeyir’den, kardeşi Şule’nin hidayete erişini, şiirler, yazılar yazdığını, kadınlara yönelik etkili faaliyetler yaptığını biliyordu.Haftalık gazetenin yeni sayısı hazırlanmış, bir tek ilk sayfadaki Mehmet Şevket Eygi’nin başyazısı kalmıştı. Fakat onun da yorgunluktan yazı yazacak hali yoktu. Üzeyir’in getirdiği yazıyı okuyunca hoşuna gitti. Başyazı yerine Şule’nin yazısını birinci sayfadan verdi.

Bu yazı Şule’nin hayatını değiştiren yazı oldu. Çok ilgi gördü. Çağdaş kadın dernekleri yazı hakkında suç duyurusunda bulundular. Kadınlar Birliği yazıyı eleştiren bir bildiri yayınladı. Şule’nin ilk yargılandığı dava bu yazı sebebiyle oldu. Zaman içinde Şule Hanım, artık gazetenin en çok okunan, ilgi gören yazarlarındandı. Şevket Eygi’nin Bugün gazetesinde yazdığı günlük yazılar, kadınlar üzerinde çok etkiliydi.

Samsun İmam Hatip Okulu öğretmeni Ali Acar tarafından konferans teklifi gelince, mahşer gibi kalabalıkların dinleyeceği konferanslar serisi başladı. Şule Yüksel Şenler’in her gittiği yerde, salonlar, sokaklar hınca hınç doluyor, pek çok kadın daha konferans dinlerken başını örtüyordu.

Ve Huzur Sokağı

Ülkenin dört bir yanında konferanslar vermesi, hiç bıkmadan usanmadan her yere koşturması, yazdığı coşkulu yazılar Şule Yüksel Şenler adını bir efsane haline getirdi. Bu koşuşturmaların arasında bir yönetmenin isteği üzerine Huzur Sokağı adında bir senaryo yazdı. Senaryoyu okuyan gazete sahibi Mehmet Şevket Eygi, bunun roman olarak yazılması gerektiğini söyledi.

Ancak konferans istekleri o kadar çoktu ki Şule Hanım yazı yazmaya zor vakit buluyordu. Fakat Mehmet Şevket Eygi, Şule Yüksel’den habersiz “Huzur Sokağı romanı yakında başlıyor.” diye gazeteden bildirince, radyolarda reklam yapıp, afişler asınca, bir kelime bile yazmamış olan Şule Yüksel Şenler, bu emrivaki karşısında gün gün romanı yazıp gazeteye göndermek zorunda kaldı.
Huzur Sokağı romanı olağanüstü ilgi gördü. Modern ailesinden, hayatından ve ağabeyi Üzeyir’den ilham alınarak yazılan “açık kızla dindar erkeğin aşkını ve açık kızın dindar oluşunu” anlatan bu roman okuyanlar üzerinde derin etkiler bıraktı. Özellikle de kadınlar üzerinde. Şule Yüksel Şenler, yaşadığı dönemin bütün sancılarını hissederek, yaşayarak kaleme aldı yazdıklarını. Ülkede sessiz kalabalıkların sesi oldu, cesaret verdi, binlerce hayatın değişmesine katkıda bulundu. O dönemde yazdıklarında şikâyetler, sitemler vardır. Kızların okuması, kadınlara değer verilmesi konularında yazdıkları bugün çoğunlukla gerçekleşmiş durumda. Dindar müesseseler, vakıflar, okullar dindar kızların rahatça yer alabileceği noktaya geldi. İmam Hatip Okulları, Kız Okulları olmasını çok istiyordu. Etkilediği insanların etkili yerlere gelmesiyle, bir zamanlar rüya gibi gördüğü emelleri gerçekleşti. Etkilediği, hayatını değiştirdiği, yol gösterdiği insanlar bugün devleti yönetiyor. Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği, bürokratlık gibi makamlarda onun verdiği mücadeleden etkilenen isimler var. Yetiştirdiği hanımlar, bugün önemli mevkilerde. Şule Yüksel Şenler, “Çok çalışmalıyız, daha çok çalışmalıyız.” diyordu ve hep çalıştı. Türkiye’de milyonlarca kadının örtündüğünü de gördü. Her tarafta cıvıl cıvıl, renk renk, kendisi gibi koşturan, mücadele eden Şule’ler gördükçe mutlulukların en büyüğünü yaşadı.

“Bir kişi bile kurtulsa” diye başlayan mücadele döneminde faaliyet yapan herkes, bugünkü Türkiye’nin asıl mimarlarıdır. O dönemde mücadele edip, yaşanan her türlü zorluğu göze alarak çaba gösterenleri hayırla yâd etmek gerekiyor. Şule Hanım’ın hayatında, başkaları da kurtulsun diye yollara düşüren, hapse düştüğünde affı kabul etmeyen bir ruh, bugünlere ulaşan bir enerji, örnek alınması gereken bir duruş var. O izzeti, o vakarı, o ruhu günümüzde de hatırlamak gerekiyor. Şule Yüksel Şenler’in enerjisine, heyecanına, ruhuna, samimi gayret duygusuna ne kadar çok ihtiyacımız var.

Cevap Yazın