Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Temmuz 2, 2020

Alevi Dedelerin İtibarsızlaştırılması

Geleneksel Alevilikte olmayan ama bugün Aleviliğin sorunları üzerinde fikir beyan eden, Alevi açılımında muhatap alınan yönetici bir sınıf ortaya çıkmıştır. Hatta geleneksel Aleviliğin dini liderleri olan dedeler ancak dernek yöneticilerin onayıyla bu cemevlerinde görevlerini icra edebilmişlerdir.

1925 yılında, eski ve zararlı kabul edilen tüm geleneksel dini yapı ve otoriteler gibi Aleviliğin de dini liderliği yasaklandı, Hacıbektaş’taki dergâh müze haline getirildi. Peki, bu yasakçılık Aleviliği ortadan kaldırabildi mi? Hayır. Yasaklanan diğer tarikat ve dergâhlar gibi Alevilik de kendisine farklı bir yol seçip duruma uygun tercihlerle varlığını devam ettirdi. Pozitivist yasakçı mantık Aleviliği yok edemedi ama Aleviliğe aslında hiç hesaplanamayan zararlar verdi. Yasak ile beklenen sonuçlar bunlar değildi. Yazımızda Tekke ve Zaviyeleri yasaklayan kanunun Alevi toplumu üzerinde ortaya çıkardığı dört hayati etkiden söz edeceğiz. Bunlardan birincisi; Alevi toplumunun sosyo dini hafızası ve tabii liderleri olan dedelerin itibarsızlaştırılmasıdır. İkincisi; yasaklar, Alevi toplumunda yeni bir elit sınıfının ortaya çıkmasına yol açmıştır ki bunlar (aydınlar ve dernek yöneticileri) din eğitimi almadan din konusunda konuşma hakkına sahip olmuşlardır. Üçüncüsü; yasaklar Alevi diasporasının etkinliğini artırmıştır. Dördüncüsü; kavşaktaki Aleviliğin savrulmasının ve özellikle de Şiiliğe meyletmesinin yolunu açmıştır. Nasıl mı? Yasak en fazla geleneksel Aleviliğin siyasi, sosyal ve dini liderleri olan dedelerin, zaten modern hayatın sorgulamalarından hırpalanan otoritelerini etkiledi, yıkılmak üzere olan Alevi dini otoritesi yerle bir oldu. Bunun üstüne Alevilerin köylerden şehirlere göçleriyle bu dini otorite artık sadece isim olarak var olageldi. Bazen o bile olmadı. Alevilik adına artık şehirlerde sadece Alevilik ismi ve tarihten tevarüs edilen “mağduriyet ve mahrumiyet” üzerine kurulu zihinsel miras kaldı.

Dede Yerine “Gerilla” İdoller

Yıllarca hiçbir ceme katılmamış, görgüden geçmemiş, din adına hayatlarında hiçbir emare bulunmayan Aleviler var olageldi. Bu boşluk sünnetullah gereği kabul edilemezdi ve bu boşluğu şehirlerde başka ideolojiler doldurdu. Alevilerin devraldıkları “mazlumiyet ve mağduriyet” mirası ve başka sebeplerle Aleviler ideolojik sol örgütlerle tanıştılar. Zaten kanuni olarak yasak olan dergâhların ve dedelerin bu yeni senteze söyleyecek ne sözleri olabilirdi ki? Zaten söyleseler de kim dinlerdi ki onları? Yani artık Alevi gençlerin rol modelleri Alevi dedeleri değil, duvarlarını süsleyen Güney Amerikalı gerillalardı. Hukuki olarak zaten yasaklı ve var kabul edilmeyen hangi dede bir “özgürlük savaşçısı” na rakip olabilirdi? Olamadı da zaten. 90’lı yıllara kadar hukuki olarak “yok” oldukları gibi sosyo kültürel olarak da yoktular. Tabii ki sosyo kültürel “yok” oluşları bir açıdan da hukuki olarak yasaklı olmalarındandı. Ama bu yıllardan sonra rüzgâr farklı yönden esmeye başladı. Zira artık Alevi gençlerin rüyalarını süsleyen “sosyalist” düşler bitmiş güneş doğmuştu. 90’lardan sonra Alevi gençler, Alevi olduklarını tekrar hatırladılar. Yoğun ve hummalı bir faaliyete başlayıp kaybettikleri Aleviliği aramaya başladılar. Aleviliği kaynağından öğrenecekleri bir kaynak kalmamıştı ortada. Dede mi kaynaktı yoksa Alevi klasikleri mi? Zaten sözlü bir kültür olduğundan “yazılı” kaynakları az idi, var olanları da Diyanet basmıştı nasıl güveneceklerdi? Hem güvenseler bile Alevi klasikleri dediğimiz kitaplardaki Alevilik ile onların hayallerindeki Alevilik çok farklıydı. O halde o kitapları birer kaynak olarak kabul etmeye gerek yoktu. Sözlü kültürün temsilcileri olan dedeler de kalmamıştı ortada. Var olanlar da ne din eğitimi almışlardı ne de başka bir eğitim. İlkokul mezunu bir dededen üniversite mezunu bir genç nasıl din öğrenebilirdi? Dilleri farklıydı en başta. Alevi vatandaşlarımızı bilgilendirmek için devreye “aydın” dediğimiz yeni bir sınıf girdi. Bunlar okumuş yazmış, mürekkep yalamış, ağzı laf yapan ve sosyal ilişkilerinde yetenekli, gerekli olan sosyal ağlara sahip, tecrübeli gençlerdi. Bir sorun vardı; Aleviliği anlatacaklardı ama onlar da Aleviliği bilmiyorlardı. Sorun değil her açığı kapatan ideolojik yamalar buraya da yapıldı ve ideoloji soslu bir Alevilik, kitaplarda anlatıldı. Bu Alevilik; protest, muhalif, dinler üstü, her çiçekten bal alan, “eline beline diline” sahip olmakla özetlenecek denli dar bir ahlaki öğreti sunan, sorumluluk yüklemeyen, çağdaş hiçbir soruna özgün çözüm getirmeyen, günlük yaşama söyleyecek sözü olmayan, emperyalizme kapitalizme sadece düşünsel olarak karşı, her dinin ve ideolojinin güzel yönünü alan eklektik, seçmeci felsefi bir din olarak sunuldu.

Yedi Ulu Ozan

Gerçek Alevilik bunun tam tersiymiş, müthiş bir tasavvufi zenginliği barındırıyormuş, tarihimizde en orijinal din yorumlardan biriymiş ne gam. İslam’ın içindeymiş, dışındaymış, tasavvufmuş, önemli değildi. Aydınlar, tarih denilen “kilerden” kendilerine uygun örnekler bulmakta zorlanmadılar. Aydınların Alevilik algılarına en fazla destek buldukları kaynaklardan biri de “yedi ulu ozan” diye bilinen tarihteki Alevi ozanların şiirleridir.

Bu şiirler sembolik bir dille, bir bağlam üzere yazılmışlar ne önemi var? O şiirlerden kendi algı ve anlayışlarına uygun örnekler bulunarak Alevilik kitapları yazıldı. Yani tekke ve zaviyeler kanunu ile yasaklanan Alevilik aslında ideolojik bir Aleviliği tetikledi. En azından böylesi bir Aleviliğin yayılmasında kolaylaştırıcı bir etki yaptı. Çünkü “Alevilik bu değildir, siz Pir Sultan ile Che Guevara’yı karıştırıyorsunuz” diyecek bir otorite kalmadı. Otorite konuşsa bile kendini dinletecek karizma kalmadı. Bugün Alevilik nedir diye araştıracak her hangi bir Alevi birbirlerinden tamamen farklı en az dört Alevilik tanımı bulacaktır. Bunlarının hepsinin de tarihten kendi doğruluklarını ispat edecek örnekleri vardır. Peki böylesine farklılaşan ve savrulan Aleviliğin bu savruluşunda Tekke ve Zaviyeleri kapatan kanunun etkisi nedir? Bu kanun ile Aleviliğin dini liderliği ve dini kurumları yıpranmıştır. Yasaklar Sünni cemaatleri de etkilemiştir ama cemaatler bu yıpranmaya kolay bir şekilde direnebilmişlerdir. Çünkü sabiteleri Alevilere oranla daha nettir. Ama Alevi gencin önünde dini hayatıyla ile ilgili olarak ancak ideolojik tercihler kalmıştır.

Sözlü kültürden yazılı kültüre, kırdan kente, gelenekselden moderne geçişin tüm sancılarını yaşayan Aleviliğin bir yol ayrımında olduğunu söylemek kehanet olmayacaktır. Modernleşen, şehirlileşen, rasyonelleşen, bireyselleşen Alevilerin önünde Alevilik açısından dört seçenek vardır. Otorite yıkılmış, gelenek yeniden kurulmaktadır. Tabiri caizse bugün Alevilik her önüne gelenin üzerinde yorum yaptığı bir serbest alandır. Yeni Alevilik tanımlamaları yapılmakta ve Aleviliğin aslında ne olduğu üzerinde tartışma yürütülmektedir. Bu kapsamda dört farklı Alevilik yorumunun ilerde Alevi birey için birer seçenek olacağını varsaymak mümkündür.

Senkretizm Bir Fırsat mı Lanet mi?

Neden Sünnilik veya Şiilik için böylesi bir kavşak söz konusu edilmezken, Alevilikte böylesi bir tehlike söz konusudur? Bunun cevabını ararsak şunlarla karşılaşırız: Alevilik minimum yazılı kaynağa ve devasa sözlü kaynağa sahip bir inançtır. Günümüzde bu devasa geleneği devralan ve yeni nesillere aktaracak olan sözlü kültürün aracı ve yorumcularının etkinliği zayıflamıştır. Zayıflayan bu bilgi halkası, Aleviliği üzerinde herkesin konuştuğu bir serbest atış kürsüsüne çevirmiştir. Seçmeci bir yaklaşım ve literal bir okumayla Alevilik hakkındaki her iddianın delilleri sözlü kültür veya ilk dönem kaynakları içerisinden bulunabilmektedir ve nitekim bulunmuştur da. Pek çok araştırmacı Aleviliğin senkretik yapısından bahseder. Alevilik bu söz konusu senkretik yapısı sayesinde bir dönem Vefailik, Kalenderilik ve Hurufilikten etkilenebilmiş, bir dönem sosyalizm ile birlikte yorumlanabilmiştir. Alevilik neden senkretiktir? sorusunun cevabı aslında tüm sözlü kültürel yapılar için geçerlidir.

Bu soruyu şöyle sürdürebiliriz: Sünnilik neden senkretik değildir? Cevap basittir; müstakil kaynaklarının varlığı –ki bunlar Kuran ve Sünnettir- ve bu kaynaklara nasıl yaklaşılacağının sistemleştirildiği bir usulün oluşmuş olmasıdır. Kaynak ve usul ikilisi, büyük fikir ayrılıklarının önüne geçmiştir. Pergel metaforu olarak bilinen sabit-değişken ilişkisinin betimlendiği meşhur örnekteki sabit ayak işte bu kaynaklar ve pergelin kullanım yöntemi ise “usul”dur. Pergel hangi açı ile açılırsa açılsın sonunda ölçülebilecek bir sabit noktanın varlığı pergelin diğer ayağının yerini anlamlı kılmaktadır.

Yasakların Ortaya Çıkardığı Yeni Bir Elit

Şehirleşme ile köylerinden şehirlere göç eden Aleviler, göç ettikleri yerlerde Alevi mahalleleri oluşturmuşlardır. Göç edilen yeni yerde dergâhlarını kurmak istemişler ancak dini gruplaşmaların kanunen yasak olması sebebiyle dini sembolleri ima edecek örgütlenmelere izin alabilmişlerdir. 2000’li yıllara kadar içinde “Alevi” kelimesinin geçmesi yasak olduğundan dolayı Aleviliği ima eden kişi ve kavram çevresinde Alevi dernekleri kurulmuştur. Burada dikkat çekeceğim konu; bu dernekler bünyesinde cemevi açılmasına izin verilmesidir. Dergâhın açılması izni ancak bir dernek adı altında yasal olarak kabul edilince ortaya derneklerde çalışan, sosyal ilişkilerde yetenekli, siyasal bağları kuvvetli yeni bir sınıf çıkmıştır.

Geleneksel Alevilikte olmayan ama bugün Aleviliğin sorunları üzerinde fikir beyan eden, Alevi açılımında muhatap alınan yönetici bir sınıf ortaya çıkmıştır. Hatta geleneksel Aleviliğin dini liderleri olan dedeler ancak dernek yöneticilerin onayıyla bu cemevlerinde görevlerini icra edebilmişlerdir. Alevilik üstüne konuşma yetkisini modern bürokrasinin kendisine hediye ettiği ve bizim hukuksal yasaklarımızın da bunu perçinlediği bu yeni sınıf, din adına konuşurken aslında hiçbir dini eğitime sahip değildir. Olsa olsa ideolojik okuması vardır. Yasaklarla hiç de bu sonuç beklenmemiş olsa da tekke ve zaviyeleri yasaklayan bu süreç Alevilikte yeni bir elitin ortaya çıkmasına, din adına konuşmasına ve Alevilerin haklarını savunmasına yol açmıştır.

Para Veren İdeoloji de Verir mi?

Dini örgütlenmeyi, dini kıyafeti, dini unvanları yasaklayan kanunun aslında hiç hesaplamadığı sonuçlardan biri de ortaya çıkan otorite boşluğunda Alevilerin adına “Alevi diasporası” denilen bir grubun etkinlik kazanmasıdır. 1950’li yıllardan sonra gerek ülke içine gerekse ülke dışına yoğun bir göç faaliyeti yaşanmıştır. Avrupa ülkelerine göç eden göçmenler arasında Alevi vatandaşlar da vardır. Avrupa ülkelerinde edinilen “maddi ve manevi” kazanımlar ülke içine transfer edilmiştir. Manevi kazanımlar olarak nitelediğim, örgütlenme tecrübesi Alevi örgütlenmesi açısından önemlidir. Yeri geldiğinde Türkiye’deki akrabalarına maddi destek yapan göçmen Aleviler, yeri geldiğinde ideolojik destek de yapmışlardır. Kendi ideoloji ve din algılarını ülke içine aktarırken onlara direnecek/tashih edecek bir dini otorite kalmamıştır. Göç ettiği köyüne kocaman bir cemevi kompleksi yaptıran bir göçmen Alevinin din algısını denetleyecek bir dede kolay bulunamamıştır. Gerek eğitimi, gerek sosyal statüsü gerekse maddi bağımsızlığı ona bu söz hakkını vermemektedir.

Hangi Ali?

Otoritesi sarsılan, lideri itibarsızlaştırılan, yasaklanan Aleviliğin kavşak noktasında önündeki tercihlerden biri de Şiileşmektir. Şurası bir gerçektir ki; “Aleviliğin kaynakları nelerdir? Hz. Ali, Hz. Hüseyin kimdir? On iki İmam kimdir nasıl bir hayat yaşamıştır? Kerbela’da ne oldu ve niçin oldu?” diye soracak olan bir Alevinin yolu ister istemez Şii kaynaklarla kesişecektir. Bu kaçınılmaz bir karşılaşmadır. İster savunmacı, ister tarihselci, ister sembolik hiçbir tarih okuma biçimi bu karşılaşmadan Alevilerin Şii kaynaklardan etkilenmesini önleyemeyecektir. Böylesi bir karşılaşmada Alevileri Şiiliğe karşı koruyacak en önemli kalkan Aleviliğin tasavvufi kökleri ve geleneksel dini liderliğidir. Zira şeceresi Hz. Ali’ye dayanan tasavvufi ekollerde Hz. Ali’nin yeri oldukça önemlidir ancak Hz. Ali’ye ve on iki imama verilen bunca öneme rağmen hiçbir Şiileşme belirtisi görülmemektedir. Bunun sebebi, pergelin ayağını basacağı bir sabitenin varlığıdır. Ancak Alevilikte tasavvufi-felsefi gelenek zamanla unutulmuş veya günümüzde bazı çevrelerce bilerek göz ardı edilmiştir. Aleviliğin tasavvufi-felsefi köklerinden koparılıp çağdaş bir ideoloji olarak sunulması; modern, rasyonel, sorgulayan, özünü, kaynağını, tarihini arayan bir Aleviyi, Şiilik karşısında savunmasız bırakacaktır. Aleviliğin derin tasavvufi ve felsefi köklerinin en önemli temsilcilerinden biri Hoca Ahmet Yesevi’dir. Bu açıdan özet olarak söylersek; Hoca Ahmet Yesevi’nin Hacı Bektaş üzerinden Alevi düşüncesine yaptığı katkılar, bugün Aleviliğin Şiilik karşısında en önemli savunma kalkanıdır. Bu kalkanı bilerek veya bilmeyerek göz ardı etmek, Şiileşmeye direnecek liderleri yasaklamak, Aleviliğin değil Şiiliğin faydasına olacaktır. Daha açık söylersek, dini hayatı yasaklı olan Alevi din özgürlüğünü başka mecralarda arayacaktır.

Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun güncel şekliyle sürmesi en iyimser şekliyle Alevilik gibi değişime ve etkilenmeye açık dini grupların politize olmalarına ve dış etkilere açık hale gelmelerine yol açacaktır. Sosyal sermayemize, ülke bütünlüğümüze kattığı hiçbir katma değer olmayan bu tür yasakçı uygulamalar ehil olmayan ama din üzerinde kalem oynatan, ağzı laf yapan aydın tiplerinin dini yapıları etkilemelerini kolaylaştırmaktadır. Alevi dini otoritelerini yasaklamak, cemevlerini gayri hukuki kabul etmek, Aleviliğe yok muamelesi yapmak Aleviliği ideolojikleştirecek, aydın dediğimiz kişilerin ideolojik tercihlerini Alevilik adı altında insanlara sunmasına ortam hazırlayacaktır.

Bu durumda yapılması gereken, ivedilikle yasakçı zihniyetten uzaklaşmak, tekke ve zaviyeler kanununu kaldırmak, gerekirse Aleviliğin hem sosyal hem de dini liderleri olan dedelerin eski saygınlığına kavuşmasını sağlamaktır. Bundan kastımız devletin Aleviliğe müdahale etmesi değil, haksız rekabette maça yenik başlayan Alevi dini liderliğini rekabet edebilir hale getirmesidir. Alevi toplumu için birer rol model olan dedeliğin yasaklanması, yok kabul edilmesi, Alevi bireyin kendisine rol model olarak ideolojik figürleri seçmesine yol açacaktır. Yapılması gereken ivedilikle yasakçı kanunu ilga etmek ve Alevilerin inançlarını otantik şekliyle öğrenebilecekleri uygun ortamlar hazırlamaktır.Tarihte Aleviliğe referans olabilecek, hem Alevilere hem de Sünnilere rol model olabilecek Hoca Ahmet Yesevi gibi şahsiyetleri öne çıkarmak ve geleneksel Aleviliğin dini liderleri olan dedelerin toplumda itibar görmelerini sağlamaktır.

Toplumumuzda böylesi dedeler, sayıları az da olsa hala vardır. Onların onore edilmesi, desteklenmesi ve toplumsal itibar ve karizmalarının artırılması gerekir.

Bu tercih, kavşaktaki Alevilik için bir yol levhası kadar önemlidir.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir