Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Aralık 4, 2020

Yaklaşan Tehlike: “Duygusuz Nesil”

Çocuklarımızla kendimizi, yaşadığımız dönemler itibariyle kıyasladığımızda, aynı yaşlardayken bize sağlanmış özgürlüklerden daha fazlasını onlara verdiğimiz gerçeğiyle karşılaşırız. Bugün artık ‘çocuk merkezli’ aile düzenlerine tanık olmaktayız.
Aynı değişim okullarda da görülmektedir.

Gençlik, insan hayatının en güzel, en özel dönemidir. Hep devam etmesini, tükenip bitmemesini arzu ederiz ama bir dönemdir ve gelir geçer. Bugünün gençleri, yarının büyükleri olacaktır ve günü geldiğinde de sorumluluğu ve emaneti bugünün büyüklerinden devralacaklardır. Bütün mesele o sorumluluğun nasıl yüklenileceği ve o emanete nasıl sahip çıkılacağıdır. İnsan üreten ve tüketen bir varlıktır. Üzerinde düşünülmesi gereken husus, “yeni nesil” diye adlandırılan kuşağın tüketimi sorumsuzca, düşüncesizce ve bağımlılık düzeyinde yapıyor olmasıdır. Bu alanda ahlaki değerlerin bağlayıcılığının azalması ve sınırların yavaş yavaş kalkması da kaygı verici bir durumdur. Aslında bu sorun sadece bizim toplumumuza has bir durum değildir. Günümüzde artık bu, bir küresel olgudur. Tartışma işte tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır: Bu gereksiz bir kaygı mıdır, bir jenerasyon farkı mıdır yoksa olgudan çok bir algı mıdır?

Ben Nesli ve Çocuk Merkezlilik

Bu çağın nesli “biz neslinden ben nesline” dönüşmüştür. Onaylanma ihtiyacı duymayan ve “kafasına göre takılmayı” tercih eden bu nesille birlikte toplum kuralları çatırdamaya başlamış ve duyarsızlık had safhaya ulaşmıştır. Çocuklarımızla kendimizi, yaşadığımız dönemler itibariyle kıyasladığımızda, aynı yaşlardayken bize sağlanmış özgürlüklerden daha fazlasını onlara verdiğimiz gerçeğiyle karşılaşırız. Bugün artık ‘çocuk merkezli’ aile düzenlerine tanık olmaktayız. Aynı değişim okullarda da görülmektedir. Ceza yöntemleri daha az kullanılmaktadır. Arkadaşı ile ‘tartışan’ çocuğun bozulan psikolojisi için veliler öğretmenden ve okul yönetiminden hesap sorabilmektedir. Bazen bu sorgulama bizzat öğrenci tarafından da yapılmaktadır ki bu kimi durumlarda çok dramatik neticeler verebilmektedir. Artık bu günün çocukları, kendisini ve duygularını sosyal bir ortam içerisinde değil, sosyal medya ve dijital uygulamalar aracılığı ile ifade etmektedir.

Rahat olmakla duyarsız olmak arasındaki farkı fark etmeyen, sanal dünyayı gerçeğe tercih eden, bireysel takılan, konuşmak yerine mesajlaşan, her şeyden çabuk bıkan bir nesil var karşımızda. Bu durumun ortaya çıkmasında çocuğun yetiştiği aile ortamının da elbette etkileri vardır. Çocuk doğduğu andan itibaren ailelerin hırsı ve model çocuk oluşturma gayreti sebebi ile bir yarış içinde buluyor kendisini. Çocuklar okul sıralarına gelince kurslar, özel dersler, hep diğerlerinden üstün olma, öne geçme hırsı ile donatılıyor. Bu anlamda da dış dünya ile bağlantısız, sadece kendisini düşünen, paylaşımsız bir nesil olup çıkıyor. Ders, kurs ortamı dışında kendini dünyaya kapayan bu nesilde vicdan, merhamet, acıma hissi, büyüklere saygı hisleri de iyice körelmiş oluyor. Arkadaş seçimi, meslek seçimi, iş ve eş seçimi “para” merkezli olunca tevazu, hoşgörü, sabır ve sadakat duyguları da olabildiğince zayıflıyor.

Nereden Nereye?

1950’li 60’lı yıllarla birlikte başlayan iç göç, sanayileşme ve hızlı şehirleşme, gecekondu kavramıyla birlikte varoş kültürü denilen bir süreci başlattı. Bu süreçte eğitimsiz, suça meyilli, madde kullanan ve her geçen gün değerlerinden uzaklaşan bir nesil var olmaya başladı. 1970’lerle birlikte sokak olayları, gençlik hareketleri, üniversitelerin de içinde yer aldığı terör eylemleri, ülkenin ve toplumun gidişatını olumsuz yönde etkiledi. 1980 askeri darbesiyle apolitik, asosyal bir gençlik dizayn edilirken ülkemiz liberal ve kapitalist dünya ile entegrasyon sürecine hızlı bir giriş yaptı. Soğuk savaşın sona ermesi, peşinden gelen ‘Körfez Krizi”, tek kutuplu bir dünya gerçeği, renkli cama yansıyan lüks, şaşaa beraberinde yeni kırılmalara ve yeni oluşumlara sebebiyet verdi. 2000’li yıllardaki hızlı dijital gelişmeler, teknolojik ilerlemeler ve internet alemi, matbaanın oluşturduğundan çok daha büyük bir etkiyi, hem de çok kısa bir sürede hızla devreye soktu. Bu hızlı ve enteresan gelişmeler devletlerin, toplumların, ekonomik yapıların, kültürel ortamların, sosyolojik yapıların tamamının kökten değişmesine sebep oldu. Değişim ve dönüşüme ayak uydurma, bizim toplumumuz için maalesef dramatik ve travmatik bir hal aldı. Neticede ortaya büyük ölçüde kendisine yabancılaşmış, kendi değerlerinden ve kültüründen uzaklaşmış bir nesil çıktı.

X, Y, Z Kuşakları

Artık kendisini genç olarak konumlandıran kuşaklar, bu iş için alfabenin son harflerini kullanıyorlar: ‘Sessiz kuşak’ ve ‘baby boomers’ kuşağı bu tartışmanın zamanlama olarak ilk sıralarında yer alır.

Otoriteye sadık ve emir komutaya uygun hareket eden ‘sessiz kuşağa’ karşın, toplumsal bilinci en yüksek ve üretken nesildir, ‘baby boomers’. ‘X kuşağı çağı yakalama telaşında iken, ‘Y kuşağı’ kademeleri, basamakları hızla çıkmayı, harcamak için çalışmayı, kendi görüş ve düşüncelerinden asla vazgeçmemeyi yeğliyor. ‘Z kuşağı’ ise, en genç nesil olarak, dijital enstrümanlarla sosyalleşme telaşında. Kuşakların tamamı yaklaşık 100 yıllık zaman diliminin çeşitli evrelerini oluşturmaktadır. Farklı yaş gruplarının bir arada bulunmasından kaynaklanan sorunların önemli bir kısmı kuşaklar arası algı, yöntem, iletişim ve uygulama farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Birbirlerinden farklı özelliklere sahip olan bu kuşakların birlikte yaşıyor olmaları, sahip oldukları kültürel zenginlikleri ve kolektif bilinç paylaşımı ile birlikte, başta iletişim sorunu olmak üzere sorunları ve çatışmaları beraberinde getirmektedir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Y nesli, kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşır. Özgürlüklerine düşkündürler, bağımsızlığı severler. Bu nesil aşırı bireyselcidir, otoriteye karşıdır, kural tanımazdır. Z nesli akıllı telefon ve tablet neslidir. Çok ve çabuk tüketen bir nesildir. Birden fazla konu ile aynı anda ilgilenebilme yeteneğine sahiptirler.

Tüketim, Reklam, Medya

Sanayi devrimi ve pazar ihtiyacı küresel anlamda bir tüketici kitlesini doğurdu. İki dünya savaşının da sebeplerinde bu durum etkili olmuştur. Pazar ihtiyacı reklam sektörünü doğurdu, bu da tüketici sayısını arttırdı. Reklam ve medya sektörü insanlarda sürekli tüketim duygusunu körükledi ve bağımlı hale getirdi. Büyüklerin küçüklere yanlış örnek olmaları, onlarla yeterince ilgilenmemeleri ayrı bir handikaptı. Kapitalizmin tetiklemesiyle daha çok kazanma hırsı, aile bağlarını zayıflattı. Ailenin tam olarak görevini yapmamasıyla zayıf nesiller ortaya çıktı. Dindarlar arasında bile dinin özünden çok sembolleriyle yaşanması, ruhsuz nesiller ortaya çıkardı. Daha çok tüketmek isteyen gençler, bağımlı oldukları için hiçbir etik değere bağlı kalmamaya başladı. Ahiret ve hesap duygusundan yoksun kalmaya başlayan gençlik, seküler bir inançla her şeyi meşru görür oldu. Toplumda erdemli, şefkatli, merhametli insanların, örneklerin azalması gençlerin bu duyguları öğrenmesini zorlaştırdı. Artık sosyalleşme tanımı değişmiş, sosyal medyada aktif kullanıcı olmak sosyalleşme olarak algılanır olmuştur. Sosyal medyadaki beğenilere göre şekillenen bir hayat, her tür ihtiyacın internet üzerinden görülmesi, kalabalıklar içinde yalnızlaşan, artık diğer insanlarla fiziken bir araya gelme ihtiyacı duymayan bireylerden oluşan bir toplum gerçekliğini ortaya çıkardı. Zihinleri karıştıran şaz düşüncelerin bilgi hurdalığı açık tutularak, kirli bilgiye rahat ulaşımın kapısı ardına kadar açıldı. Adına “sanal dünya” denilen internet ortamı adeta gerçek dünyanın yerini aldı. Bütün bu açmazlarla birlikte apolitik, ekip çalışmasından nefret eden, statüye çok büyük önem atfeden, özgüven patlaması yaşayan, arkadaşlık ve dostluk özürlü bir nesil kapladı ortalığı. Günümüz gençliğinin analitik düşünme yetenekleri dikkat çekicidir. Anlamsız da olsa ne istediklerini çok iyi bilirler ancak tatminsizdirler.

Kapitalizmin esaretinde adeta küresel bir köy haline dönüşen dünyamızda gençler, öylesine bir kültür kuşatması altında, öylesine bir kültür çatışması atmosferinde hayat sürdürmektedir ki artık hemen her konuda bir duyarsızlaşma görülmektedir. Bireyselleşen ve bencilleşen, toplumla bağı kalmayan, duygu, düşünce, ülkü birliği zedelenen, zayıflayan, devlet-millet aforizmalarını yerle bir eden nesildir, bu. Oysa toplumları, devlet yapılarını ayakta tutan en önemli unsurlar duyguda, düşüncede, tasada ve kıvançta birlik içerisinde olmaktır.

Kemmiyet-Keyfiyet Dengesi

Toplumları genç nüfuslarının sayısıyla değil keyfiyetiyle değerlendirmek gerekir. Günümüzde genç nüfusun doğru bilgiye sağlam ve kolay yoldan rahatça ulaşabilmesi, doğru şekilde eğitilmesi, zamanın ruhuna uygun fikir, düşünce ve tecrübelerle desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Şurası bir gerçektir ki gençler, içinde yaşadıkları toplumun bir ürünüdürler. O halde gençlerin düzelmesini istemek, toplumun kendini düzeltmesinden geçmektedir. Gençler hayal ediyorlar ve hayal ettikleri her şeyin gerçekleşmesini de en tabii hakları olarak görüyorlar. Ancak hayatın realitesi ile örtüşmeyen bu durum onları tatminsiz birer birey haline getiriyor. Kendilerine sunulan imkanların hep daha fazlasını istiyorlar. Kalabalık ortamlardan kaçıyorlar, kural konulmasından hoşlanmıyorlar. Tüm bunlar olursa daha rahat ve gönüllerine göre bir hayat süreceklerini düşünüyorlar.

Ne Yapmalı?

Terazinin bir kefesinde kuvvet ve imkanlar, öteki kefesinde de istek ve tutkular bulunuyor. Günümüzde şöhret, servet, itibar labirentine plansız ve hazırlıksız dalan milyonlarca genç insan vardır. Baş döndürücü bir şekilde devam eden değişim ve dönüşüm, bizi ve toplumumuzu öğütmeden, ona yeni bir yön verecek, yeni kanal ve mecralar açacak bir hal çaresi bulmalıyız. Eğitim sistemimizi yeniden ele almalıyız. Bütün hayatı kapsayacak bir organizasyonla, problemlerimizi çözebilecek, bütünsel, kuşatıcı, kapsayıcı bir yapıyı birlikte oluşturmalıyız. Sorunlarımızı, modern dünyanın açmazlarıyla daha bir kilitlemeden, geçmişimizi ve tarihi köklerimizi de ihmal etmeden geleceğe pencereler açmalıyız. Gençlere yaklaşımlarımızı gözden geçirmeliyiz.
Onları kendi istediğimiz kalıplara sokamayacağımız kanaatine artık ulaşmış gibiyiz. Onları yönlendirmeye çalışmamalıyız, onlara nasihatle de bir şey yaptıramayacağımızı kabul etmeliyiz. Onlara kal diliyle değil, hal diliyle örnekler oluşturmalıyız. Güzel örneklerin sayısını arttırmalıyız ve çocuklarımızı içinde yaşadıkları çağa göre yetiştirmeliyiz.

Daha Fazla