Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Eylül 16, 2021

İlerici Okul – Gerici Okul

İlerici okul bütün bu açmazlardan bir çıkış yolu bulabilmek için yeni arayışlara girdi. 1980’lerde ABD’de başlayan, dalga dalga bütün dünyaya yayılan, 2000’lerden itibaren ülkemizde de sıklıkla gündeme gelen “karakter eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi yaklaşımlar bu arayışların özünü oluşturuyor.

Okulda şiddet olayları artıyor. Olaylar medyaya yansıdıkça toplumdaki infial de o kadar güçlü oluyor. Eğitime inanç sarsılıyor. Okula dair dillendirilen bütün büyük sözler, hamasi nutuklara; beklentiler boş hayallere dönüşüyor.

Beynimi(zi) kurcalayan, kendi kendim(iz)e ya da fısıltıyla dile getirdiğim(iz) ama yüksek sesle sormaya cesaret edemediğim(iz) sorularım(ız) var: Eğitim gerçekten şart mı? Okul bir mabed mesabesinde kutsal ve toplumsal birliktelik ve kalkınma için söylendiği kadar hayati mi? Yoksa bir yozlaşma mı şahit olduğumuz? Okul ve eğitim özüne dönerse beklentilerimizi karşılamaya devam eder mi?

Modern Okul: Aydınlanmanın ve Kalkınmanın Misyoner Kurumu

Aydınlanma, Batıda geniş kitlelere eğitim ve modern okul ile ulaştı. Bizde de Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyetle kurumsallaşan yeni değer ve fikirler eğitim ve modern okul aracılığıyla topluma ulaştırılmaya çalışıldı. Bu misyonuyla okul, aydınlanmanın ve Cumhuriyetin en özellikli kurumuydu. Batıda Aydınlanmanın ilk nüvelerini eğitim alanında ortaya koyan Comenius gibi aydınlara benzer bizde de Cumhuriyet fikrinin hatta öncesindeki Tanzimat döneminin yeni değer ve fikirlerini eğitim alanında kurumsallaştırmaya çalışan Ahmet Mithat Efendi gibi Hasan Ali Yücel gibi mihmandarlar vardı.

Dönemin karakteristiğini örnekleyen bu isimler gibi birçok aydının/münevverin eğitimin kurumsal yapısı olan modern okuldan temel beklentisi aynıydı: Eğitim ve okul; ilerici, yenilikçi, gelişmeci, topluma yol gösteren, onu yol boyunca karşılaşabileceği zorluklara hazırlayan, tecrübelerini akılla yeniden yoğurmalarına ve geleceği inşa etmelerine rehberlik eden, dogmalardan ve batıl inançlardan onları koruyan, insan aklının ve düşünmenin üstünlüğünü fark ettiren oldukça önemli, hayati ve bir o kadar da kutsal, milli ve insani bir görev üstlenmişti.

Modern okul insanın, evrenin merkezi olduğu, insan aklının da mükemmel olduğu varsayımından hareket etti. Batıda skolastik düşüncenin ardından kitlelerin yozlaşmış yapılardan özgürleşmesini, bilinçlenmesini, rasyonel aklın değerini fark etmesini sağladı. İnsanı doğa ile diğer canlılarla, doğaüstü ile diğer insanlarla ve insanın geliştirdiği kurumlarla özgürlük ve akıl temelli yeni bir ilişki biçimi inşa etmeye yönlendirdi.

Tanzimatla başlayan yenileşme, batılılaşma çabalarının yoğunluk kazandığı 19. yüzyıl boyunca ve bu yenilik arayışlarının kurumsallaştığı Cumhuriyet tarihi boyunca okul aynı misyon ve hedeflerle desteklendi, teşvik edildi ve kutsandı.

Özetle modern okul, dini yapılardan seküler yapılara, tarım toplumundan sanayi toplumuna, otokratik yönetimlerden demokratik yönetimlere ve toplumsallıktan bireyselliğe doğru gidişin ilerlemecilik olarak kabul edildiği bir anlayışın geniş kitlelere yayılmasının misyoner kurumu oldu.

Okulla yayılan bu değerler, o kadar kabul gördü ve o kadar benimsendi ki bugün Türkiye’de dini hassasiyeti en yüksek olan kesimler bile okulun bu dört temel işlevi ile kendi ideallerine ulaşacaklarına şeksiz bir imanla bağlandı. Modern okulun bu değerlerini kadim kaynaklardan alıntılarla teyit etti, bu inancı kitlelere benimsetmek için yeni bir dil üretti.

19. yüzyıl boyunca Batı ile eş zamanlı hatta birçoğundan önce Osmanlıda yaygınlaşan zorunlu eğitim ile insanlığın “kalkınma”sının yolunun eğitim ve okuldan geçtiği fikri kabul gördü. Okul sayesinde otantik ve kadim bilginin pratik ve gündelik ihtiyaçlarımızı karşılayacak “uygulama” ağırlıklı “yararlı” bir bilgiye dönüşeceği anlayışı bütün dünyayı sardı. Kitabi ifadeyle “daimicilik”, “ilerlemeciliğe” yenik düştü.

İlerici Okul – Gerici Okul

Okulun içine düştüğü girdabı, daha doğrusu “okul” kavramı etrafında açıklanabilen ilericilik-gericilik tartışmaları ile aslında toplumun içine düştüğü girdabı çözümlemek tahmin ettiğimiz kadar kolay olmuyor. İlericilik, kitlelerin zihninde oluşan karşılığı ile pratik aklın, gündelik işlerini kolaylaştırmak için mütemadiyen günübirlik yenilikler peşinde koşması olarak anlaşılıyor. Bu anlayış, bugünü, dünden ve yarından bağımsız olarak değerlendirmeyi, kısa erimli kazançları orta ve uzun vadeli ve sürdürülebilir edim ve kazançlara tercih etmeyi; kendini, kendi ulusunu, kendi vatanını, kendi ideolojisini “başkalarından” ve “başkalarınınkinden” üstün görmeyi gerektiriyor.

Gericilik ise ilk bakışta skolastik düşüncenin bir yansıması olarak dogmanın, rasyonel olmayanın peşinden gitmek, insan aklının sınır tanımaz özgürlüğünü sınırlandırma çabalarının tamamını karşılayan bir anlayışı ifade ediyor. Bu anlayış da doğal olarak modernitenin “modern okul” ile kitlelere yaymaya çalıştığı değerlerin aksine karşılık geliyor. Ne var ki modernite, insanoğlunun binlerce yıllık kadim tecrübesini, son birkaç asırlık tecrübe ile adeta bir cezbe haliyle reddeden, neredeyse kendini bilmezlik durumunun yansıması gibi görünüyor.

İlerici okul bu bakışla, kalkınmayı ve düşünsel özgürlüğü sağlayan bir yapı/kurum iken, gerici okul, kalkınmanın, ilerlemenin, özgürlüğün reddedildiği bir yapıyı temsil ediyor.

Kadim Değerlerle İlerlemeci Okul Sendromu

Modern insan-ideolojileri, ulusları ve kültürleri farklılaşsa da ilerici okulu tartışmasız kabul etmiş, gerici okulu da tartışmasız reddetmiş görünüyor. Ne var ki karşı karşıya kaldığı açmazları henüz açıklayabilecek ve çözüm üretecek bir görüş de geliştirilebilmiş değil. İlerici okulun karşı karşıya kaldığı açmazlar okul düzeyinde istismar, şiddet, yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaki yozlaşma, sevgisizlik, saygısızlık, inançsızlık, bağlantısızlık, bağımlılık vb. bireyi, aileyi ve toplumu kökten tehdit eden nitelikte iken küresel düzeyde terörizm, yokluk, kuraklık, gelir adaletsizliği, sansür, savaş ve tehdit olarak karşımıza çıkıyor.

İlerici okul bütün bu açmazlardan bir çıkış yolu bulabilmek için yeni arayışlara girdi. 1980’lerde ABD’de başlayan, dalga dalga bütün dünyaya yayılan, 2000’lerden itibaren ülkemizde de sıklıkla gündeme gelen “karakter eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi yaklaşımlar bu arayışların özünü oluşturuyor. Formüle etmek gerekirse “ilerlemeci okulun açmazlarını kadim değerlerle aşma fikri”.

İlk bakışta heyecan verici ve çalışabilecek bir çözüm yolu gibi görünen bu fikrin ülkemizde de her geçen gün daha fazla taraftar bulduğunu söylemek yanlış olmayacak. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde savunulan bu fikre göre müfredata “kadim” değerlerimizi eklersek, öğretmenlerimize bu değerleri neredeyse “empoze” etme görevi verirsek yeni kuşaklar modernitenin azgınlığına karşı bağışıklık kazanmış ve karşı karşıya kaldığımız açmazları kısa vadede çözebilecek misyonerler olarak yetişmiş olacaklar.

Bu yaklaşım maalesef en hafif ifadeyle, böyle karmaşık bir soruna ilişkin “kolaycı” bir çözüm yoludur. Karmaşık sorunlar, hele insan ve toplumla ilgiliyse, hele küresel semptomları varsa ve daha da garibi, bu kolaycı yollarca esasında modernitenin zihnimizde inşa ettiği, daha müreffeh, kalkınmış, zengin, güçlü bir ulus ve toplum olma edimlerini başarmaya matufsa, tahmin ettiğimiz kadar çabuk çözülemeyebilir. Çözüldüğünü sandıkça daha karmaşık bir hal almış olabilir.

Bir yeni fikir egzersizi olması bakımından “ilerici okul” kadar “gerici okul” konusuna da kafa yormamız gerekiyor. Hatta okuldan önce ilerlemenin gerçekten bir ilerleme olup olmadığına…

Daha Fazla