Türkiye’nin Tarihi Dönemeci

Türkiye ile ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda kurdukları derin ilişkinin belki de en derin krizini yaşıyor. Johnson Mektubu, Kıbrıs Barış Harekatı, Çelik Harekatı, 1 Mart tezkeresi, çuval hadisesi gibi olaylar, uzmanlara göre bugünkünün yanında daha yüzeyde kalıyor. Peki bu krizin bu kadar derin olmasının temelinde ne yatıyor?

1990’lı yıllarda Eşref Bitlis Paşa planı, içeriden baltalama çalışmalarına rağmen kısmen de olsa uygulanmaya başlanmıştı. Bölge ülkeleri ve bölgedeki güçlerle iletişim kurulmuş, PKK ve Çekiç Güç’ün desteklediği bazı kuvvetler ezilmişti. Hatta o dönem yaklaşık 3 bin kişilik “CIA peşmergesi” olarak tanımlanan bir grup, ABD’nin Guam Adası’na kaçırılmıştı. Bu kaçırma operasyonunda ABD Adana Konsolosluğu görevlilerinin de büyük payı olduğu konuşulmuştu. Yaşananlar, o dönemki Washington yönetimini kızdırmış, Amerikan başkentine yansıyan bazı raporlarda “Türkiye/Türk ordusu hizadan çıktı” yorumlarına yer verilmişti. Aslında bu ifade, 65 yıllık NATO merkezli ABD-Türkiye ilişkilerini tanımlamak için uygun tabirdi: “Hizadan çıkmak.”

Türkiye veya devleti oluşturan kurumlar, ABD’deki Türkiye karşıtı lobinin ifadesiyle hizadan çıktıklarında, yeniden hizaya sokuldu. Bunun araçları bazen darbeler, bazen suikastlar, bazen terör eylemleri, bazen de provokasyonlar şeklinde belirlendi. 15 Temmuz da özünde böyle bir denemeydi. Türkiye hizadan çıkmıştı. Bağımsız politika geliştirmeye çalışıyor, içeride ve bölgesinde siyasi, ekonomik, askeri, sosyal bazı adımlar atıyor ve bu adımları attıkça birilerine göre hizadan çıkmaya başlıyordu. O gece, Türkiye’yi yeniden hizaya sokmaya çalıştılar. Bu faaliyette ana hedef olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan belirlenmişti. ABD’li üst düzey komutanların “müttefikimiz” diye tanımladıkları sözde askerler, o gece Cumhurbaşkanı’na yönelik eylemlerini başarsalardı, satranç ifadesiyle Şah düşecekti ve Türkiye mat edilecek, yeniden kontrol altına alınmış olacaktı. ABD’nin Türkiye politikalarının belirlenmesinde etkili olan isimlerinden CIA operasyon şeflerinden Graham Fuller de üstü kapalı olarak bunu söylüyordu:

“Erdoğan katıksız bir diktatör haline gelemez; zamanı geldiğinde ya da seçim sandığında yenildiğinde, kesinlikle iktidarı bırakacaktır. Türkiye’nin kurumları oldukça sağlamdır.”1
“Zamanı geldiğinde” ve “Türkiye’nin kurumları oldukça sağlamdır” ifadelerinin tuhaflığı dikkat çekiciydi ve bu ifadeler 15 Temmuz’dan sadece iki ay önce yazılmıştı. Bu ifadeler doğal olarak 15 Temmuz’dan yaklaşık 6 ay öncesinden başlayarak ABD’de kamuoyu oluşturucular tarafından yapılan “Türkiye’de darbe olabilir” analizlerini (!) akıllara getirmişti. Eski ABD Başkanlarından Rooswelt’e ait olduğu belirtilen “Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa o şeyin önceden planlandığından emin olabilirsiniz…” ifade hatırlanınca, Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yapılan Türkiye operasyonunun planlayıcılarını tahmin etmek de, komplo teorisinden çok yap bozun parçalarını birleştirmek de kolaylaşıyor.

Peki Türkiye ne yapmıştı da hizadan çıkmıştı?

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)