Kuşatma Delindi ABD Panikledi

ABD ile yaşanan vize krizi gündeme getirilirken, perde arkasında yaşanan gelişmeler es geçiliyor. Krizi tek başına ABD İstanbul Başkonsolosluğu irtibat görevlisi FETÖ’cü Metin Topuz’un tutuklanmasına bağlamak gerçeğin görülmesini engelliyor.

Evet, Metin Topuz sıradan bir FETÖ’cü değil; kuvvetli suç delilleri ortaya çıkan profesyonel bir ajan. Topuz’un 17-25 Aralık yargı-emniyet darbesi girişimi, MİT tırlarına düzenlenen illegal operasyon, Halkbank’a düzenlenen kumpas operasyonu, 15 Temmuz başarısız işgal girişimi, FETÖ mensuplarının yurtdışına kaçışı ve devletin gizli bilgilerinin servis edilmesine aracılık ettiği açık. 121 üst düzey FETÖ mensubu ile irtibatlı olduğu da kayıtlar arasında. Sadece irtibat değil, 120 kez yurtdışına onlarla birlikte çıktığı da deşifre edildi. Buna rağmen ABD, söz konusu tutuklamayı hukuki bulmadı; tüm delilleri görmezden geldi. Çünkü biliyor ki gizli inlere yeni girildi, hücreler deşifre edildi ve soruşturma kararlılıkla yürütülürse işin ucu kendisine kadar uzanacak. İşte bunun için ABD tersten propaganda yürütüyor; FETÖ’ye yönelik verilen mücadeleyi sulandırmaya çalışıyor, psikolojik manipülasyon olarak bilinen algı operasyonuyla kelimeleri silah olarak kullanıp, insanları kendi doğrularına zorluyor. Oysa doğru tek! FETÖ bir terör örgütüdür. Metin Topuz, FETÖ üyesidir, ABD ajanıdır. ABD, 12 Eylül’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da darbecilerin yanındadır. Bu yaşanan krizin sadece bir yönüdür.

ABD’nin Elinden Terör Kartı Alınıyor

Bir başka nokta ise Türkiye’nin İdlib operasyonudur. ABD, ısrarla bir süredir terör örgütlerinin sığınağı olarak İdlib’i işaret ediyor. İdlib’teki terör örgütlerinden rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Ancak Türkiye kalıcı barış için sorumluluk alıp İdlib’e doğru ilerleyince de karşı çıkıyor. Söz konusu terör örgütlerinin taşeron olduğunu, işverenin kendisi olduğunu bu tavrıyla anlamamızı sağlıyor. Terör kartının Türkiye tarafından elinden alınmasını engellemeye çalışıyor, hukuku tamamıyla hiçe sayıyor. Şöyle ki; Türkiye, ÖSO ile birlikte Astana sürecinde garantör ülkelerce mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde hareket ediyor. Hareket kapsamında Türkiye, tüm terör örgütlerini bölgeden temizlemeyi, bölgede düzeni ve barışı yeniden tesis edip bir daha terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesini engellemeyi hedefliyor. Ayrıca hayati öneme sahip olan, Suriye’nin bölünmesinin önüne geçmek için büyük sorumluluk alıyor. Amerika Birleşik Devletleri ise bundan rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlığını açıkça dile getirmek yerine; isnat etme, yaftalama, sahte istatistik/veriler üzerinden toplum mühendisliği yapıyor. Operasyonun sonunda terör örgütü PKK/PYD’nin Akdeniz’e doğru bir terör koridoru oluşturmasını engellemek isteyen Türkiye’yi hedef alıyor. Çünkü sözü boşa çıktı.

Türkiye’yi Güneyden Kuşatacaklardı!

PYD kontrolündeki Ayn el-Arab’ı 21 Mayıs 2016’da ziyaret eden ABD’li General Joseph Votel, Suriye PKK’sına Akdeniz’e açılma sözü vermişti. Joseph Votel’in verdiği söz üzerine Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi güneyden kuşatacak koridora ABD tüm gücüyle desteğe başlamıştı. Plana göre koridor; Dar İzze, Atme, Bab el-Hava, Sermede, Harem, Salkin, Derkuş, Zerzor, Hirbet el-Cüz, Ayn el-Beyda, Burç el-Kasap, Kast el-Maaf ve el-Basit’ten geçecekti. Ama artık geçemeyecek. ABD’nin sözü de, PKK/PYD’nin kanlı işgal planı da İdlib operasyonuyla boşa çıkacak, emperyalizmin stratejik kuşatma taktiği böylelikle yerle bir olacaktı. Emperyal strateji boşa çıkınca kriz derinleşecekti. Öyle de oldu. Türkiye’nin darbeci FETÖ ile mücadele girişimlerini akamete uğratmak isteyen Washington, Akdeniz’e doğru bir terör koridorunun açılmasını da istiyordu. Koridorun ardından ise terör örgütü PKK/PYD aracılığıyla Suriye’yi bölmeyi hedefliyordu.

ABD’nin bunu ifade etmesine gerek yoktu. ABD’nin terör örgütü PKK/PYD-YPG’ye 3 bin tır silah yardımı yaparak, verdiği desteği gizlemeyerek görmemize yardımcı oldu. Uyarıldı. Dinlemedi. Ve vazgeçmedi.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)

Cevap Yazın