Tarih ve Siyaset Işığında Ekranda Tarih

“Tarihçiler her dönemin renkli simaları olmuş, anlattıkları ilgiyle dinlenmiştir. Zira tarih bir milletin hafızasıdır, geçmişidir.”

Milletin Hafızası

İnsanoğlunun macerasını anlatan tarih bilimi geçmişten günümüze beynelmilel bir alaka görmüştür. Tarihçiler her dönemin renkli simaları olmuş, anlattıkları ilgiyle dinlenmiştir. Zira tarih bir milletin hafızasıdır, geçmişidir. Çocukluğu, gençliği, ihtiyarlığıdır.

Geçmişten günümüzü inşa eden en önemli bir vakalar manzumesi, bu vakaların neticeleridir. Herkes bu vetireyi merak eder, hele de tarih sahnesine çıktıktan yaklaşık dört bin senedir bir kültür ve medeniyet inşa eden Türklerde bu merak doruk noktasındadır. Tarihte ortaya çıktıkları coğrafyadan binlerce kilometre ötede devlet kuran başka bir millet gösteremezsiniz. Türk milletinin bu uzun yürüyüşünde atlarının ayaklarının bastığı, nallarının değdiği her coğrafyada devlet kurmaları onların bilinen bir özelliğidir. Aşağı yukarı 11. yüzyılda büyük bir çoğunluğu Müslüman olan Türklerin bu yürüyüşü Hazar Denizi’nin güneyinden olmuş, Anadolu, İran, Irak ve Suriye Türk’e vatan olmuştur.

Hazar’ın kuzeyinden Avrupa’ya göç eden Türkler konumuz dışındadır, buradan göç eden Türkler de maalesef gittikleri yerlerde kalabalık Slav ve Cermenik ahali arasında asimile olmuştur. 1077’de Türkiye Selçuklu Devleti’ni kuran Türkler, Moğol istilası sonrasında 13. yüzyılda yeni zinde bir güçle kuvvetlerini artırmışlar, Osmanlılar olarak tarih sahnesine çıkmışlardır. 16. ve 17. yüzyıllarda dünyanın en kudretli devleti olan Osmanlılar 18. yüzyılda Avrupa’dan çekilmeğe başlamışlar, I. Cihan Harbi’nin ardından da tarih sahnesinden çekilmişlerdir. 1923’te gayrimüslim azınlıklarından âzade ümmetçi ve hanedancı bir anlayıştan ayrılıp laik, batıcı ve milliyetçi bir anlayışla devletlerini yeniden idame ettirmişlerdir.

Osmanlı’nın son dönemlerini ve Cumhuriyet’in kuruluş devirlerini yorumlamak konumuz dışındadır lakin şu da bir hakikat: Günümüz Türkiye’sinin sorunları da bu dönemin bakiyesidir. Zira yeni kurulan Cumhuriyet meşruiyetini sağlamak için Osmanlı adına ne varsa, İslam adına ne varsa reddetmiş, Osmanlı‘yı anlatan her şey kafalardan silinmeğe çalışılmıştır. Harf ve kıyafet inkılâbı yapılmış, başta padişah türbeleri kapatılmış, gerek ders kitaplarında gerekse basında Osmanlı adına ne varsa insafsızca tenkit edilmiştir. Yapılan tarihi filmlerde Osmanlı’nın özellikle saray hayatı gündeme getirilmiştir. Tabii olumsuz aksettirilmeğe çalışılmıştır.

Devamı Yörünge Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)