Türkiye Bu Duruma Nasıl Geldi?

BAAS Rejiminin Türk askerine durduk yerde saldırıp 34 askerimizi şehit etme cüretini göstermesi üzerine TSK ateş olup rejimin üstüne yağdı. Başkalarının uşağı olarak kendi ülkesini ve sivil halkını gözünü kırpmadan bombalayan zalimler neye uğradığını şaşırdı. Başlarını kaldıramadı, gözlerini açamadı. Bu görüntüleri izleyen bizlerin göğsü kabardı; tüm dünyanın gözleri faltaşı gibi açıldı.

Bu ‘sürü dron’ teknolojisi dünyada yalnızca iki ülkede var. Biri ABD, diğeri Türkiye. Peki Türkiye bu noktaya nasıl geldi. 17 yıllık sabırlı ve sebatkar bir çalışmayla tabi. Bu işlerin başında muhalefetin ‘damat’ diye küçümsemeye çalıştığı, ‘damada para kazandırmak için yapıyorsun’ diye manipülasyon yaptıkları Selçuk Bayraktar var. Ayrıca Fırtına obüsleri, Hisar füzeleri, anti tank araçları, düşmanın elektronik sistemlerini felç eden Koral ve bunlar gibi daha pek çok savunma enstrümanının üretilmesinin arkasında onlarca, yüzlerce insanın emeği ve tabi onların arkasında Tayyip Erdoğan’ın siyasi iradesi var. Bu yüzden şu anda kimseye eyvallah etmeyecek durumdayız. Patriyot vermiyorlarmış, F-35 vermiyorlarmış pek derdimiz değil. İsterse S 400 de vermesinler. Kendi hava savunma sistemimiz SİPER’in eli kulağında. Elbette bununla bize zarar veriyor ve zaman kaybettiriyorlar. Ama çaresiz değiliz. İşte bu sayede şu anda eskiden olduğu gibi herkese boyun büken değil, tehditlere boyun eğmeyecek bir Türkiye var.

Bir de bu kadar sürede AK Parti değil de CHP iktidarı olsaydı? Sadece Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul İzmir otoyolu, İstanbul hava limanı, köprüler, bölünmüş yollar, hızlı tren, şehir hastaneleri, Millet Kütüphanesi falan olmayacak değildi. Aynı zamanda savunma sanayimiz de bu durumda olmayacaktı. Tanklarımız ve cemselerimiz bile bir intikal anında yollarda kalmaya devam edecekti. Çünkü böyle bir stratejisi hiç olmadı o partinin. AK Parti yapıyor diye de dünyayı onun başına yıktılar hatta.

Dahası hendek terörü zamanında, Ecevit’in Kahramanmaraş katliamı sırasındaki ‘biz onlar gibi davranmayacağız, devletin şefkat eliyle yaklaşacağız’ tavrını, ya da Erdal İnönü’nün Madımak katliamındaki tavrını benimseyecek, PKK nın bombalı tuzaklarla donattıkları kentlerin anahtarını verip çıkacaklardı. Suriye’deki gelişmelere hiç müdahale etmeyeceklerdi. Aslında isteseler bile edemeyeceklerdi çünkü savunma sanayine yatırım yapmamış olacaklardı. Böylece ‘şehitler tepesi’ boş kalacaktı belki ama köleler hücresine doluşacaktık milletçe. Kapımıza yığılan sığınmacılar karşısında elleri apış aralarında seyirci kalacaklardı. Bakın bu gün Avrupa silahla, ses ve gaz bombalarıyla, dipçikle bile önleyemiyor sığınmacı akınını; o silik, inisiyatifsiz tutumlarıyla bunlar mı önleyecekti sığınmacı girişini ülkeye. Suriye’de ‘barışçı’ politika izleyeceklerdi güya. Kim dinleyecekti onları? ABD mi, Rusya mı, İran mı, hatta PKK mı; DEAŞ mı dinleyecekti sade suya tirit barış söylemlerini? Adam yerine bile koymayacaklardı bunları. Tabi onların şahsında güzel ülkemizi. Çünkü elimizde hiç bir yaptırım gücü olmayacaktı. Bakmayın siz şimdi TV lerde esti mi mangalda kül bırakmayanlara. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Firuz Türker

Cevap Yazın