Rusya’ya Dikkat!

Ben demiştim demeyeceğim ama hatırlatmadan da geçemeyeceğim. 13 Ocak 2020’de yayınlanan yazımda; Rusya ile Türkiye’nin ikili ilişkilerinin ülkemiz aleyhine evirildiği tebellür ederek mezkûr ülkeyi “Yumruk Mesafesi”nde tutmamız gerektiğini vurgulamıştım. O yazımı önemine binaen yeniden dikkatlerinize arz ediyorum:

Yumruk Mesafesi

Bu yazımıza Doç. Dr. Evren Balta’nın naklettiği meşhur Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un  “kirpi ikilemi” teziyle başlayalım:

“Türkiye ve Rusya bütün gerilimlere ve ulusal çıkar tanımlarındaki çelişkilere rağmen ilişkilerini ısrarla iş birliği hattında sürdürmeye çalışıyor. Bu iki aktör arasındaki ilişkileri anlamak için Alman felsefeci Arthur Schopenhauer’un “kirpi ikilemi” tezi mükemmel bir metafor…

 

Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: Ya birbirlerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirlerini ısıtmaya çalışırken birbirlerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır. Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra, nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşısındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur.”

 

Kültürümüzde beşeri ilişkileri niteliği konusunda şöyle bir deyim vardır. Dostluk yumruk mesafesinde olmakla kaimdir. Mükemmel mesafe diye de tanımlayacağımız bu uzaklık-yakınlık aralığı ilişkilerin müdavemeti açısından elzemdir. İnsani ilişkilerde had-hudut gözetilmelidir. İyi günün kötü güne de dönüşebileceği düşünülerek hem eski dosttan gelecek yumruktan emin olabilmek, hem de yeni dosta sarılabilmek için yumruk mesafesi mükemmel bir aralıktır.

Devletlerarası münasebetler kalıcı dostluklar ve düşmanlıklar üzerine bina edilemezler. Gün gelir menfaatler çakışır veya kesişir.

Türk-Rus ilişkileri hiçbir zaman kalıcı dostluk haline evirilmemiştir. Kâh muhabbet, kâh adavet yön vermiş münasebetlerimize. Gün olmuş Avrupa devletlerinin saldırganlığını Rusya ile yakınlaşarak bertaraf etmişiz, gün olmuş Rus gailesine karşı Avrupalılardan destek beklemişiz. Bazen iç meselelerimizde bile dış destek talep ettiğimiz vakidir. Daha geniş bilgi için Hünkâr İskelesi Antlaşmasına bakılabilir. (Hünkâr İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833 tarihinde İstanbul’un Hünkâr İskelesi semtinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır.)

Türkiye, ezik aydınlarının üzerindeki çekingenliği atarak Libya’ya asker gönderebildi. Elhamdülillah.

Öte yandan “ezik aydın” tabiri maalesef bürokrasi için de geçerliymiş. İsyancı bir teröristin silah bırakmasını sağlamak için Rusya’dan onu ikna etmesini beklemek bir eziklik değil mi? Bizim meşru hükümetle yaptığımız mutabakatın gereği olarak Libya’daki varlığımız yasaldır. Elbette askerimiz oraya elma hasadı için gitmedi. Bir ordu ne yaparsa onu yapacak.

Libya’da varlığı sorgulanması gereken Rusya’yı muhatap almak yetmezmiş gibi bir de ondan asileri silah bırakmaya ikna etmeyi istemek politik bir körlük değil mi?

Belli ki  24 Kasım 2015’te Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesinin etkisinden sıyrılamamış diplomatlarımız var.

Uçak sınırımızı ihlal etmiş ve düşürülmüştür. Bir Türk uçağı Rus sınırlarını ihlal etse onlar da farklı davranmayacaklardır.

Libya ile tarihi bağlarımız bir yana BM’nin tanıdığı bir hükümetle imzaladığımız anlaşmalar var. Buna karşılık Rusya’nın Libya’da ne işi var. Neden Libya konusunda onları muhatap alıyoruz. Bu politikamızla Rusya’nın Libya’daki varlığını yasallaştırmıyor muyuz?

Denilebilir ki Suriye’de çıkarlarımız örtüşüyordu. Hayır, böyle bir durum yoktu. Rusların sıcak deniz hayali vardı. Özellikle İran, takıyyesi gereği ayının burnuna toka takıp onu Suriye sahasına getirerek karşımızda aynı oynattı. Bize de Süleymani’nin oynattığı ayıyı seyretme gafleti düştü. Bu arada ayı oynarken çadırı yıktı. Düşmesi an meselesi olan Esed, yeniden zulmüyle geri geldiği gibi Rusya ‘da tüm sakilliğiyle bir İslam beldesine çökmüş oldu.

Yumruk mesafesi alamadığımız Rusya, yarın barış ortamına kavuştuktan sonra Libya’dan çıkacak mı? Var mı bunun garantisi? Oradaki varlığı yasal bir gerekçeye dayanmayan Rusya’nın Libya’da sömürüden başka bir gayesi mi var?

Türkiye, Rusya ile uzaklığını-yakınlığını mükemmel mesafe ayarında tutmalıdır. Hem Suriye’de, hem Libya’da, hem de her yerde. http://www.yorungedergi.com/2020/01/yumruk-mesafesi/

***

Şimdi de çok yakın bir süre önce yazdığım bir yazıyı tekrar yayınlamaya sevk eden yazıyı alıntı yaparak yayınlıyorum. Her iki yazının birlikte okunmasında fayda var:

Rusya, Türkiye için güvenilir bir ortak olabilir mi?
Türkiye, yaklaşık üç yıldır Rusya ile ekonomiden güvenliğe ve bölge sorunlarının çözümünde ortaklığa uzanan bir dizi konuda yakın bir iş birliği içerisinde oldu.
Bu dönem içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka hiçbir liderle görüşmediği kadar Rusya Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdi. 2016 yılından beri iki ülke liderleri bölgesel ve ikili meseleleri görüşmek üzere Türkiye ve Rusya’da 16 defa bir araya geldiler.
Aynı dönemde ABD’nin Ankara’ya güven vermeyen politikaları, terör örgütleriyle iş birliği yapması, Türkiye’nin içişlerine doğrudan müdahale yönündeki girişimleri Rusya ile yakınlaşmanın nedenlerinden biri oldu.
Suriye sorununun çözümü konusunda ABD’nin yapıcı bir rol oynamaktan kaçınarak PKK/YPG ile iş birliği ekseni üzerine kurulu bir stratejiye yönelmesi, yoğun mülteci baskısı altında kalan ve terör örgütlerinin hedefi hâline gelen Türkiye’ye çözüm için Rusya ve İran’la masaya oturmaktan başka seçenek bırakmadı.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasını yakından ilgilendiren Libya’da da geleneksel “müttefiklerinin” kendisini denklemin dışında bırakma çabaları Ankara’yı Rusya ile masaya oturmaya itti.
Böylece bölgesel sorunların çözümü konusunda Rusya, Türkiye’nin muhatabı olurken, Batılı “müttefikleri” kendilerini Ankara’nın pozisyonunun karşısında konumlandırıp Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almamayı tercih ettiler.
Peki, Rusya Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alıyor mu?
Moskova, Suriye ve Libya sorunlarının çözümü konusunda Ankara’nın güvenebileceği bir ortak olabilir mi?
Kuşkusuz devletler uluslararası ilişkilerini “güven” yerine “çıkar” kavramı üzerinden şekillendiriyorlar. Bu çerçevede kendi çıkarları doğrultusunda attıkları bazı adımlarla başka ülkelerde güvensizlik algısı oluşmasına yol açabiliyorlar.
Ancak bu durum, devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket etseler de, imzaladıkları anlaşmalara, verdikleri sözlere aykırı davranacakları ve sürekli olarak uluslararası ilişkilerin temel ilkelerini ihlal edecekleri anlamına gelmez. Bu şekilde davranan devletler muhataplarında derin bir güvensizlik duygusu oluştururlar ve onları kendilerine başka ortaklar aramaya zorlamış olurlar.
Türkiye’nin “müttefiki” ABD ile yaşadığı bu tür derin bir güvensizlik hissiydi. Suriye’den Türkiye’yi hedef alan PKK/YPG tehdidi konusunda verdiği sözlerin hiçbirini tutmayan Washington yönetimi, ayrıca FETÖ üzerinden doğrudan Türkiye’nin içişlerine müdahale etmeye çalışınca Ankara kendisine yönelik bu tehditleri bertaraf etmek için başka ortaklar aramak zorunda kalmıştı.
Bu arayış, Suriye’de Rusya ve İran ile Astana ve Soçi süreçleriyle diplomatik çözüm çabasına ve Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasına kadar varmıştı.
Ancak şimdi Moskova’nın da Washington yönetimi gibi, Suriye konusunda verdiği sözlere aykırı davrandığı görülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrika ziyareti dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Rusya’nın Astana ve Soçi Anlaşmalarına sadık olmadığını ifade ederek İdlib konusunda artık Türkiye’nin sabrının tükendiğini ve gerekli adımları atacağını vurguladı.
Bu ifadeler Rusya’nın ciddiye alması gereken sözler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye sorununun çözümü konusunda Rusya ile ortaklığa çok önem veriyor. Ama gelinen noktada artık sorunun masada çözümüne odaklanılması gerekiyor. Rusya’nın sahada sınırları zorlamaya devam etmesi Türkiye’ye ciddi zararlar veriyor.
İdlib’de Rusya ve Şam yönetimi uçaklarının son saldırıları yüzünden hayatını kaybeden sivillerin sayısı sadece son bir haftada 80’i geçti. Can güvenliği olmadığı için evlerini terk edip Türkiye sınırına kaçan insanların sayısı ise son iki ayda 400 bini aştı. 2018 yılı Eylül ayında Soçi’de iki lider arasında varılan İdlib Mutabakatı sonrasında bu şehri ve ilçelerini hedef alan saldırılar yüzünden mülteci konumuna düşen insanların sayısı ise 1,5 milyonu geçmiş durumda.
Bu durumda Rusya’nın imzaladığı anlaşmalara uygun davrandığını söylemek mümkün mü?
Anlaşmalara uygun davranmayan Rusya, Türkiye için nasıl güvenilir bir ortak olabilir?
Kemal İnat / Türkiye Gazetesi

Cevap Yazın