Babamın Adı Hıdır, Elimden Gelen Budur

Bazen bir varlıklının bir fakire kızıp “Paran kadar konuş ulan” demesi her ne kadar kendini bilmezlik ise de insanın bir alıcı olarak ve bir yardım yaparken ancak parası kadar konuşabildiği de gerçeğin ta kendisidir. Siyasette de gücünüz kadar hükmünüz vardır. Bu güç de ‘vurma’ ve ‘verme’ gücüdür.

Bir insanın babasının adının Hıdır olmasıyla o insanın elinden gelenin az veya çok olması arasında elbette bir ilişki yoktur ama “Eh, elimden gelen budur işte” lafından “Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur” lafı biraz daha şiirsi olduğundan ve bu sebeple de kulağa da daha hoş geldiğinden olsa gerek, bu laf böyle söylenmiştir: “Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur.”

Ya bizim Suriye konusundaki, ABD ile 18 Ekim 2019 tarihinde yaptığımız mutabakat ve Rusya ile 22.Ekim 2019’da yaptığımız mutabakat için kim ne demeli? “Eşeğinin kuyruğunu kesme, kimi uzun, kimi de kısa der” diye çok doğru bir laf var ama bazen bunun istisnası da olmaz değil.

Rusya’nın Politik
Başarısı Sorgulanamaz

Mesele şu son olayda Rusya’nın durumu böyle sorgulanamaz bir başarı galiba. Rusya, kendi halkına karşı bu hususta kendini anlatma gereği bile duymuyordur herhalde. Rusya halkının aklına da “Acaba daha fazlasını alabilir miydik?” sorusunun geldiğini ve hatta Rusya muhalefetinin de hükümeti sorgulamaya mecalinin olduğunu hiç zannetmiyorum. Yani Rusya’nın tartışılmaz bir başarısı var bu meselede.

ABD’de Kıyamet Kopuyor

Ya ABD aynı rahatlıkta mı bu hususta? Elbette değil. ABD’de kıyametler kopuyor. ABD’de “En iyisini yaptık” veya “Bu şartlarda bundan fazlası olmazdı” diyen galiba pek yok. Öyle ya, en büyük rakip mutlak bir pozisyon kazanmış. Araçlar dolusu silah verilen müttefik geri çekilmiş. Bir müttefiki yüzüstü bırakıp gitmenin utancı da cabası. Hoş, Rusya’nın siyasi düzeni elbette daha otoriter, ABD’ninki de elbette daha liberal-demokratik ama Rusya’da şu son olayda Hükümetin başarısının hiç tartışılmaması, ABD’de de şu son olayla ilgili kıyametlerin kopması asla bu iki ülkenin rejim farkıyla açıklanacak bir şey değil. Ya neyle açıklanabilir bu fark? Elbette Rusya’nın mutlak bir başarısı ve ABD’nin de bu işi eline-yüzüne bulaştırmasıyla açıklanabilir bu fark.

Batı, Şam Yönetimini
Hiçbir Zaman İtiraz Etmedi

Ya Esed Suriye’sinin başarı veya başarısızlığı konusunda ne söylenebilir? Azınlığa dayalı rejimler bir dış gücün desteği olmadan ayakta duramazlar. Böyle olunca Esed Suriye’sini dışarıdan güç alarak ayakta durmakla itham etmek anlamsızdır. Doğrusu Esed Suriye’si uzun yıllar hem Batı’nın, hem de Rusya’nın desteğini alabilmek başarısını gösterebilmiştir.

1995 yılında gördüğüm bir NATO raporunda “Kaddafi’yi devirmek NATO için hiç zor değil ama Kaddafi giderse İslamcılar gelir iktidara. Bu sebeple Kaddafi şimdilik devrilmemeli” gibi bir değerlendirmeye rastlamıştım. Batı aynı mantıkla Esed rejimine sınırlı da olsa bir destek vermiş, uzun yıllar bu rejimi devirmekten imtina etmiştir. Suriye’de serbest seçimlerin yapılmasını isteyen yegane ülke Türkiye’dir. Hem Rusya hem İran hem de Batı “Suriye’yi serbest seçimlerle gelmiş bir hükümet idare etmesin de, varsın Esed yerinde kalsın” noktasındaysa hala, Esed pek başarısız da sayılmaz yani.

Türkiye’nin 2011’de Yanıldığı Nokta

Gelelim Türkiye’nin durumuna…

Esasen Türkiye de Batı’nın yıllarca, “Suriye’yi serbest seçimle gelen bir hükümet yönetmesin de varsın Esed yerinde kalsın” diye düşünerek Esed’e kısmi destek verdiğinin farkındaydı. Arap Baharı diye adlandırılan hadiseler başlayıp da Libya diktatörü Kaddafi, Tunus diktatörü Zeynel Abidin, Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek ve Yemen diktatörü Ali Abdullah Salih devrilince Türkiye’nin sıranın Esed’e geldiğini düşünmemesi mümkün değildi. Yani görüneni başka türlü okumak mümkün değildi.

Evet, Türkiye’nin, sıranın Esed’e geldiğini düşünüp ona göre de hareket etmekle gerçekten de yanıldığı net bir şekilde anlaşıldı ama bu yanılgıya düşenleri miyoplukla suçlamak gerçekten her şeye rağmen insafsızlık olur.

2011’de Her Hükümet
Aynı Davranırdı

Ha, şu soruyu da soralım: 2011 yılında Suriye’de halkın harekete geçtiği sıralarda Türkiye’de tek başına bir CHP hükümeti, CHP’nin başını çektiği bir koalisyon hükümeti veya bir askeri darbe hükümeti gibi Türkiye’yi daha Batı yanlısı bir hükümet idare ediyor olsaydı Türkiye farklı hareket edebilir miydi? Hiç zannetmiyorum, çünkü böyle hükümetler bürokrat aklıyla hareket ederler ve bürokrat aklı da her zaman Batı’nın yanındadır.

Rusya’ya Yaklaşmamızın Nedeni
15 Temmuz’daki Gerçekler

CHP’nin şu günlerde “Ankara Şam ile uzlaşsın” deyip durduğu bakmasın hiç kimse, Türkiye’yi bu türden hükümetler idare ediyor olsaydı da, o yıllarda ABD’nin karşısına geçip de Rusya’dan destek alan Esed’e arka çıkamazdık.

Bir FETÖ numarasıyla Rus uçağını düşürdüğümüz aklımızı başımıza devşirmemize yardımcı olmuştu ama bu bile Batı’dan bu derece uzaklaşıp Rusya’ya bu derece yaklaşmamız için yeterli olamazdı. Batı’dan bu derece uzaklaşıp Rusya’ya bu derece yaklaşmamızın en temel sebebi 15 Temmuz darbe girişimine Batı’nın destek verdiğini apaçık görmemiz olmuştur.

CHP İktidar Olsaydı
Rus Uçağı Yine Düşürülürdü

2011 yılında Suriye’de halkın harekete geçtiği sıralarda Türkiye’de tek başına bir CHP hükümeti, CHP’nin başını çektiği bir koalisyon hükümeti veya bir askeri darbe hükümeti iktidarda olsaydı da belki bir Rus uçağı FETÖ numarasıyla düşürülebilirdi, eyvallah!  Lakin böyle hükümetlere karşı 15 Temmuz gibi bir darbe girişimi asla olmaz ve Türkiye de asla Batı’dan bu derece uzaklaşıp Rusya’ya bu derece yaklaşmazdı. Ha, “İktidarda Ak Parti değil de daha Batı yanlısı bir hükümet olsaydı Batı hep Türkiye’nin yanında durur ve Kürt bölücü hareketine hiç yüz vermezdi” denilebilir mi? Denilemez, çünkü Ak Parti iktidara gelmeden çok daha önce Batı Kürt bölücü hareketine destek vermeye başlamıştı bile.

Gücün Kadar Konuşabilirsin

Bazen bir varlıklının bir fakire kızıp “Paran kadar konuş ulan” demesi her ne kadar kendini bilmezlik ise de insanın bir alıcı olarak ve bir yardım yaparken ancak parası kadar konuşabildiği de gerçeğin ta kendisidir. Siyasette de gücünüz kadar hükmünüz vardır. Bu güç de ‘vurma’ ve ‘verme’ gücüdür.

Akla hemen “Ağalık vermekle, yiğitlik vurmakla olur” lafı geliyor. Suriye’de bir tarafta ABD, diğer tarafta Rusya var karşımızda. Avrupa Birliği, Arap Birliği falan da var ama hadi onları saymayıverelim. Hadi Rusya karşısında verme güzümüzün az-çok esamesi okunabilir ama vurma gücü söz konusu olduğunda her ikisi karşısında da adeta solda sıfır gibi bir durumdayız.

Denge Politikası İzlemeye Mecburuz

Nükleer gücü olanla olmayan hiç mukayese edilebilir mi?

Ne yapılabilirdi bu durumda?

Ya bunlardan birine sığınacaktık, ya da bu ikisinin rekabetinden istifade ederek denge politikası izleyecektik. Bunlardan birinin himayesine girenlerin nasıl dost kazığı yediği aşikar değil mi? Eh, o halde dengeye oynamaktan başka çaremiz yoktu. Biz de onu yapmaya çalıştık zaten.

Yapabildik mi peki?

Şu anda kamuoyuna hakim olan görüş yapabildiğimiz yönünde. Elbette aksini söyleyen de yok değil, elbette birileri de aksini söyleyecek. Ne demişler; “Eşeğiyin kuyruğunu kesme, kimi uzun, kimi de kısa der.” Mümkün olan en iyi yapılabilse bile gönüllerdeki en iyi gerçekleşmediği sürece başarısızlık iddiası ve algısı mutlaka olur. Dürüstçe söylemek gerekirse, hepimizin gönlünde sınırlarımızın güneyinde 450X30 Km’lik bir şeridin bizim kontrolümüzde olmasıydı. Böyle bir şey önceleri hükümet tarafından da dillendirildi zaten. Bunun mümkün olmadığını bilenler bile biraz buruk doğrusu.

Planımız Tamamen
Gerçekleşseydi Bile…

Hoş, bu gerçekleşseydi bile gönlümüz tam hoşnut olacak mıydı? Olmayacaktı, çünkü gönlümüzde daha da fazlası var. O da, Rusya’nın da, ABD’nin de, İran’ın da Suriye’den ellerini tamamen çekmeleriydi. Bu gerçekleşmediği sürece hiç birimizin gönlü yerine tam olarak gelecek de değildir. Yani yapılan yetersiz midir? Evet, bir bakıma öyle ama vurma ve verme gücümüz dikkate alındığında bir başarısızlıktan söz etmek hakikaten insafsızlık olur. Selahaddin Eyyubi hazretlerine “Neden yüzün hiç gülmüyor?” diye sorduklarında o büyük adamın “Nasıl güleyim, Kudüs hala onların elinde” dediği rivayet olunur. Evet, hala gülmeyi pek hak etmiş değiliz ama bu işi bu safhada bu kadar yapabilenlerin “Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur” demeye de kesinlikle hakları vardır.

Rusya’ya Karşı Denge Unsuru NATO

Tabii bir de şu soru sorulabilir: Batı’dan uzaklaşıp Rusya ile böyle bir ilişki kurmak tam da ‘sıçanın kuyruğunu çuvala bağlamak’ değil midir? Evet, Rusya bizden güçlüdür ve güçlü olanın gücünü ne zaman kullanacağı da belli olmaz. O halde Rusya’ya karşı kalabildiğimiz kadar NATO’da kalmaya devam edelim. Ya Rusya ile bu derece yakınlaşırsak bizi NATO’dan çıkarırlar mı? Bunun yakın zamanda olası bir durum olmadığını galiba bu işleri biraz bilen herkes tahmin edebilir.

Türk Dünyası’nı Korumanın Yolu

İşte bir hayati soru daha: Rusya olmasa Orta Asya’daki kardeş devletleri Çin’e karşı kim korur? ABD mi? Yahu, güldürmeyin adamı! Evvela can, sonra canan, eyvallah. Rusya’ya karşı NATO’da kalalım ama Orta Asya’daki kardeşlerimizin Çin’e karşı korunması için de Rusya’ya ihtiyacımızın olduğunu bilelim.

Nüfusu bile azalan, komünizm gibi bir ideolojiyi artık alet olarak kullanamayan bir Rusya’nın Afganistan tecrübesinden de sonra Türkiye gibi büyük bir ülkeyi hegemonyası altına alma teşebbüsünde bulunması hiç de akılcı görünmüyor. Bu sebeple “Ya bizi NATO’dan çıkarırlarsa” diye kaygılanmaya da hiç gerek yok.

Cevap Yazın