Büyük Deprem Yaklaşırken Marmara Depremi’nden Ders Aldık Mı?

“Deprem sonrası yalnız sağlam binalar ve alışkanlıklar ayakta kalır.”

Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999 yılında ‪saat 03.02’de‬ meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 20 yıl geçti.

Marmara depremi, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti. 17 Ağustos Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyet açısından Türkiye’nin en önemli bölgesini etkiledi.

Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi TÜPRAŞ’ta çıkan yangın günlerce sürdü. Bazı araştırmalar, 1999 depreminin yarattığı etkinin 2001 ekonomik krizinin çıkmasında etkili olan nedenler arasında yer aldığını gösteriyor.

Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova’da büyük can ve mal kaybı ile yıkıma neden olan depremde resmi verilere göre 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi yaralandı, 5 bin 840 kişi kayboldu.

Ancak bölge halkı, can kaybının çok daha yüksek olduğunu öne sürüyor. Resmi olmayan kaynaklar, can kaybının 50 bin civarında olduğunu hala iddia eder.

İzmit Körfezi’nin güneyinde bulunan Gölcük, Değirmendere ve Karamürsel gibi bazı yerlerde sahile yakın kısımların depremle birlikte deniz sularının altında kalması can kaybı ve hasar tespitini zorlaştıran en önemli unsur olarak gösteriliyor.

Depremin yarattığı ilk şokun atlatılmasının ardından ilk etapta arama-kurtarma faaliyetlerine, bir süre sonra da enkaz kaldırma çalışmalarına odaklanıldı.

Kızılay ve Sivil Savunma Birlikleri gibi kamu oluşumlarının yanı sıra Arama Kurtarma Timi (AKUT) gibi özel ve gönüllü gruplar da yardım çalışmalarında faal rol oynadı. Ayrıca, İngiltere, Yunanistan, ABD ve Japonya başta olmak üzere çok sayıda ülkeden yardım görevlisi geldi.

O dönemde Demokratik Sol Parti (DSP), Anavatan Partisi (ANAP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu koalisyon hükümetine depremin vurduğu yerlere yardım ekipleri ve malzemesi göndermekte geç kaldığı yönünde ağır eleştiriler yöneltildi.

Bazı yerlere kurtarma ekiplerinin ulaşması günler sürdü. Bazı noktalarda enkaz kaldırma çalışmaları aylarca devam etti.

17 Ağustos’un ardından deprem konusu Türkiye’nin en önemli gündem maddesi haline geldi.

Marmara depremi akabinde bölgede yaklaşık 6 ay görev almış biri olarak o gün sivil toplum ve gönüllü insani yardım faaliyetlerinin çok büyük faydasına şahit olduk.

Deprem bilincini geliştirmek çok önemli… Bugün 20 -30 yaş arası Marmara depremini zar zor hatırlar.

Maalesef bu deprem sırasında ve sonrasında yapılacaklar konusunda toplum olarak çok iyi bir durumda değiliz.

Deprem, yer sarsıntısı dediğimiz olgu tüm insanları, bireyi ve toplumu psikolojik olarak adeta kilitleyen, kısa süre şoka sokan bir durumdur.
Afetlerde deprem bilinci dediğimiz hadise maalesef toplumun büyük bölümünde kayboluyor ve bilinç altı davranışlara yöneliyor insan .

Okullarda, sosyal medyada ve iş yerlerinde, sık sık bilinçlendirme çalışmaları bir an önce başlamalıdır. “İnsanoğlu alışkanlıklarının çocuğudur” derler.

Depremde en çok yaralanmalar panik ve şaşkınlık sonucunda hareket ederken ve sallantı durmadan dışarı çıkmaya çalışırken oluşuyor.

Marmara Depremi’nde görülen bir gerçek vardı ki insanlar önce aileleri sonra akrabaları ve dostlarının yanına koşmak için çaba sarfediyor.

Maalesef Marmara Depremi’nin en büyük kurtarıcıları deprem bölgesi dışındaki illerden gelen insanlar ve görevlilerdi.

Deprem bölgesinin insanı hangi görevde olursa olsun önce kendi aile, iş yeri ve yakınlarına ulaşma refleksi ve şoku ile meşgul oluyor.

Olası Marmara Depremi için Anadolu illerinin arama, kurtarma sağlık ve yardım kuruluşlarının şimdiden görev alacağı İstanbul ilçeleri belirlenmelidir.

Aynı şekilde İstanbul’un güvenlik sorununun da İstanbul dışından gelecek güvenlik birimlerince sağlanması ihtiyacı olacaktır.

İstanbul’un en büyük sorunu 17 milyon nüfusun büyük bölümü ekmek, su, gıda ve sağlık ihtiyacının karşılanmasıdır.

100 bin farklı alanlardaki sivil toplum kuruluşunun, olası bir deprem projesini hazırlaması gerekiyor.

Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun Temmuz 2010’da yayımladığı raporda, 17 Ağustos Depreminde 364 bin 905 konut ve işyerinin yıkıldığı ya da çeşitli düzeylerde hasar gördüğü belirtildi.

Can kayıplarının önemli bir bölümü binaların yıkılması ya da ağır hasar almasının sonucuydu.

Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli 3 unsuru şöyle sıraladı:

Aktif Fay Zonu: Aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir.

Sulu Alüvyon Zemin: Bolu-Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir.
Yapım hataları: Bölge 1. derece deprem bölgesi sınırları dahilindedir. Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, depremdeki ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de yapım hataları, zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden kaynaklanmaktadır.

Unutmayalım İstanbul’un birçok noktasına deprem konteynırları yerleştirildi ve toplanma alanları belirlendi. Belirlenen toplanma alanlarının büyük bir bölümünün daha sonra imara açıldığı iddiaları hala tartışılıyor.

Devletin alacağı en radikal karar İstanbul’un bodrum katlarının bir an önce boşaltılması işlemi olmalıdır.

Osman Atalay

Cevap Yazın