Paramız Dandik mi?

ABD Doları’nın geçen 30 yılda mal ve hizmetlere karşı yıllık değer kaybı (enflasyon) yüzde 2,5 civarında, yani Dolar’ın değeri ancak 30 yılda yarıya düşüyor. Avro’da ve Japon Yeni’nde bu değer kaybı daha da yavaş. Bizim paramızın son 12 yılda mal ve hizmetler karşısındaki değer kaybı ise yüzde 9,5 civarında, yani neredeyse çift haneli. Son 17 yılda paramızın değeri 5 beşte bire düşmüş. Oldu mu bu şimdi?

Libya’da çalıştığım zamanlarda 1995 yılı Haziran ayının bir gününde Sudan Milli Günü dolayısıyla Trablus’taki Sudan Büyükelçiliği’ne davet edilenler arasında ben de vardım.

Böyle milli günler, güçlü ülkeler tarafından düzenleniyorsa davete katılan yabancı ülke vatandaşları, davetçi ülkenin görevlileriyle sohbet fırsatı bulmak için çaba sarf ederler ama zayıf ülkeler tarafından düzenleniyorsa davete katılan yabancı ülke vatandaşları, davetçi ülkenin görevlileriyle sohbet fırsatı aramak yerine birbirleriyle haşir-neşir olmayı tercih ederler.

Sudanlılar İlgime Şaşırdı, Ülkelerine Davet Etti

Bahsettiğim 1995 yılı Haziran ayında düzenlenen etkinlikte söz konusu ülke Sudan olunca kimse Sudanlılara pek ilgi göstermeyip birbiriyle haşir-neşir olmayı tercih ederken bu fakir Sudanlılarla derin bir sohbete daldı ve onlara Sudan hakkında sürekli sorular soruyordu. Benim beklenmedik ilgim karşısında Sudanlılar da şaşırıp kaldılar ve bana açıkça sordular: “Bakınız bir lütfen, senden başka bizimle pek konuşan yok. Nedir senin Sudan’a bu ilgin?”

Hemen “Sizi ve ülkenizi çok seviyorum. İnsan sevdiğini merak etmez mi?” diye cevap verdim. Onlar da Sudan’da hiç bulunup bulunmadığımı sordular ve bulunmadığım cevabını alınca da haklı olarak “Madem bu kadar ilgileniyorsun, neden Sudan’a gitmiyorsun o zaman?” diye sordular.

Ben de “Haklısınız, bir düşüneyim” dedim. “Sudan’a gitmek istersen sana ucuz bilet bile temin ederiz” diye de ilave ettiler.

Malta Üzerinden Sudan’a Gezi

Onlara “Bir düşüneyim” derken hakikaten bunu laf olsun diye söylememiştim. Birkaç gün düşündükten sonra gerçekten Sudan’a gitmeye karar verdim ve bu kararımı da Büyükelçiliğimizde çalışan Halit isimli Sudan’lı tercümana bildirdim.

O da “Birkaç gün sonra ben de ülkeme gidiyorum. Beraber gidelim o zaman” dedi. Eh, ne mutlu bana, bir de rehber bulmuştum.

O sıralar Libya’ya hava ambargosu uygulandığı için doğrudan Sudan’a gidemezdim. Birkaç gün sonra Halit’le birlikte, önce gemiyle Akdeniz’in ortasında bulunan ada ülkesi Malta’ya, oradan da Sudan’a gittik.

Dini Lider ile Görüşemedim

Sudan’da bir hafta dolaştım ve bu sayede bu ülkenin önemli şehirlerini, fabrika ve baraj gibi önemli tesislerini ve arazisini görme fırsatı buldum. En önemlisi de Sudan halkının bize o derin muhabbetini yerinde tanıma imkanını yakaladım. Bu esnada da çeşitli seviyelerde çok sayıda insanla görüşme ve sohbet etme imkanı elde ettim.

Hatta Sudan’da bulunduğum ilk günde tanıştığım biri, benim başkent dışına çıkmayacağımı zannederek beni zamanın Sudan Dini Lideri TURABİ ile de görüştürmek için TURABİ’den randevu almış ama ben Hartum dışında olduğum için bu görüşme gerçekleşememişti. Bu gezide öğrendiklerimden başkası da istifade etsin diye küçük bir rapor hazırlayıp çalıştığım kuruma da göndermiştim.

Banka Görevlisinin Tepkisi

Sudan’dan Libya’ya dönüşü gene Malta üzerinden yaptım ama dönüşte Halit yoktu yanımda.  Malta’ya döndüğümde Malta parasına ihtiyacım olduğu için bir bankaya uğrayıp biraz Malta parası alayım dedim. Bankadaki görevliye Dolar verecek yerde Sudan parası vermişim. Bankacı “Nedir bu pis para yahu?” diye çıkışmaz mı?

Bankacı haklı olarak benim kendisine Dolar, Mark, Pound gibi bilinen bir para vermemi bekliyordu ama onun, bu seyahatten sonra daha da fazla sevmeye başladığım Sudanlıların parasına da hakaret etmesi gerekmezdi. Bu arada Sudan parasının buruşuk ve yazılarının silik haliyle berbat bir görünümde olduğunu ben de fark ediverdim ve adamı da biraz haklı buldum doğrusu.

Türk Lirasına Verilen Değer

Bu arada “…puya da sıfat gerek” lafını da hatırlayıverdim. Hemen aklıma, bizim paranın da Dolar, Mark, Pound gibi güçlü ülkelerin parasına kıyasla, Sudan parası derecesinde olmasa bile, gene de onlar kadar şık görünmediği gerçeği geliverdi.

Paramızın diğer paralar karşısındaki değerinin adeta solda sıfır mesabesindeki değersizliği ve ekseriyetinin buruşuk ve örselenmiş olmasından dolayı diğer paralara kıyasla hiç de şık görünmediği gerçeği o zamana kadar da üzüyordu beni ama Maltalı o banka görevlisinin “Nedir bu pis para yahu?” diyerek münasebetsizlik etmesinden bu yana bu konuda daha bir hassas oldum.

6 Sıfır Atılması

Sonundaki 6 sıfırın atılmasıyla paramızın diğer paralar karşısındaki değerinin adeta solda sıfır mesabesindeki değersizliğinden kurtulması herkesi çok mutlu etmişti elbette ama galiba buna en ziyade sevinenlerden biri de bendim.

Hatırlatayım, Türk Lirası’ndan (TL) 6 sıfır atılmasının üzerinden 14 yıl geçti. TL’den 6 sıfır atılmasını öngören yasa, 31 Ocak 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmış, 1 Ocak 2005’te de paradan 6 sıfır atılmıştı. Geçiş sürecinde paramız Yeni Türk Lirası, yani YTL olarak adlandırılmıştı. Süreç tamamlanınca tekrardan TL olarak adlandırılmaya başlanmıştı.

Bazı Ülkelere Örnek Oldu

Hatta bu süreç dünyada bazı ülkelere örnek olmuştu. Merkez Bankasınca başarılı şekilde gerçekleştirilen bu süreç sonrasında birçok yabancı ülke merkez bankasına uygulama hakkında bilgi aktarımı yapmıştı. Geçmişte bu operasyonu yapmış veya yapmak üzere hazırlanan ülkelere danışmanlık verilmiş, Romanya, Azerbaycan, Zimbabve, Afganistan ve Gana’nın da aralarında bulunduğu ülkelere, banknot basımı, geçiş süreci ve iletişim politikası gibi konularda destek olunmuştu.

Ek olarak, Almanya Merkez Bankası da Türkiye’ye bir heyet göndererek, YTL operasyonu ve geçiş sürecine ilişkin bilgi almış, Türkiye’den bir heyet İran’a giderek operasyonu anlatmıştı. Özetle bu operasyon sadece Türkiye’de değil, dünyada merak edilen bir operasyon gerçekleştirilmişti.

Paramız Eskisi Gibi Buruşuk Değil Ancak…

Kağıt paralarımız da artık eskisi kadar buruşuk, örselenmiş ve silik değil elhamdülillah. Lakin paramızın bir başka bakımdan dandiklikten gene de kurtulamadığını söylesek herhalde haksızlık etmeyiz.

Peki, nedir paramızın bu dandiklikten kurtulamadığı husus? Paramızın mal ve hizmetler karşısında güçlü ülke paralarından daha hızlı değer kaybetmesi (enflasyon) ve neticesinde de bu paralar karşısında da sürekli değer kaybetmesi.

ABD Doları ile Türk Lirası’nın Karşılaştırması

ABD Doları’nın geçen 30 yılda mal ve hizmetlere karşı yıllık değer kaybı (enflasyon) yüzde 2,5 civarında, yani Dolar’ın değeri ancak 30 yılda yarıya düşüyor.

Avro’da ve Japon Yeni’nde bu değer kaybı daha da yavaş. Bizim paramızın son 12 yılda mal ve hizmetler karşısındaki değer kaybı ise yüzde 9,5 civarında, yani neredeyse çift haneli. Son 17 yılda paramızın değeri 5 beşte bire düşmüş. Oldu mu bu şimdi?

AK Parti 2002 yılı sonunda iktidara geldiğinde enflasyon yüzde 29,75, dış borçlar 130 Milyar Dolar (Milli Hasılanın yüzde 56’sı kadar) ve iç borçları da 155 Milyar TL. (Milli Hasıla’nın yüzde 42,2’si) idi.

Paramız Neden Hala Değersiz?

Eyvallah, bunların hepsinde de iyileşmeler oldu ama neden hala paramızın değer kaybı (enflasyon) güçlü paraların değer kaybı (enflasyon) kadar yavaş olmadı. Gene eyvallah, ülke milli hasılası kadar borçla yola çıkmış bir hükümet enflasyonu hızla düşürdüğünde muazzam bir reel faiz öderdi ve bu da millete haksızlık olurdu ama parası dandik bir ülke olmanın da bir maliyeti yok mu?

Evet, bir ülkenin en büyük sembolü bayrağıdır ama bir ülkenin parası bir sembol olarak neredeyse bayrağı kadar önemli değil midir? Bayrağı yere düşürmemek için canımızı veriyoruz da paramızı dandiklikten kurtarmak için neden bazı fedakarlıklara katlanmıyoruz?

Seçimsiz 4 Yıl Fırsat Olsun

Gene eyvallah, ekonomiyi canlandırmak için bir miktar enflasyon artışından başka bir yol bulunamaz bazen ama bunun için 5-10 puanlık artışa gerek yok,  1-2 puanlık enflasyon artışı yeterlidir. Önümüzdeki seçimsiz dört yıllık dönemde bu iş biraz daha kolay olabileceğine göre, yetti gayri, bizim paramız da yıllık yüzde 2,5’ten fazla şişmesin lütfen.

Hatta, bir paranın, mala ve diğer paralara karşı kısa vadeli çok küçük değer kayıplarına uğramaması pek mümkün değil ama uzun vadede hemen hemen hiç değer kaybetmemesi de imkansız değildir. Örnek mi? Japonya’da fiyatlar genel seviyesi 1993’ten bu yana hemen hemen aynıdır.

Cevap Yazın